Bağlantılar, bağlanmalar üzerine….

Bir grup arkadaşımla otomobillere ilişkin yazışırken konu hafifçe bağlandığımız, sevdiğimiz, şeylere dönünce bu yazı ortaya çıktı.

Hepimizin bağlandığı “şeyler” vardır; bazılarımızın onsuz olamadığı, çok sevdiği, onunla rahat ettiği vb “şeyler”. Bu bağlanmalarımız bizi biz yapan şeylerdir. Çok yakışan bir koku, üstümüze tam oturan bir yelek, ayağa tam gelen rahat bir spor ayakkabı, yüze oturan bir gözlük, en sevdiğin içki markası, en sevdiğin yemek, sevdiğin eldiven, kesimleri  bedenine hep tam oturan konfeksiyon markası…liste uzar gider. Bağlandığı “şey” olmayan bir insan olduğuna inanmak çok zordur. Bağlandığımız şeyler karakterimizin bir çeşit dışa vurumudur. Bunlarla arkamızda iz bırakırız, gören gözler için. “Benim hiç de böyle bağlılıklarım falan yok!” demeden önce iyi düşünün derim! En kuvvetli bağlantı insanlar arasında olur ki buna aşk deniyor. “Şey”lerine veya evcil hayvanına aşkla bağlanmak pek sağlıklı değildir diye düşünürüm.

Tabii ki hastalık derecesinde bağlanmalar ve sigara, içki bağımlılığı konumuzun dışında.  Bunları uzmanlarına bırakmak lazım.

Televizyonda Giada de Lorentiis’in yemek programları vardı bir aralar.  İtalyan-Amerikan Giada, ünlü İtalyan film yapımcısı Dino De Lorentiis’in torunu. Yemek pişirme meraklısı ve şimdilerde de tanınmış bir “Şef”  ABD’de.. Ne zaman tv de görsem aklıma İtalya ve canım İtalyan yemekleri çekiyor.

İtalyanları severim, İtalyan mutfağı ve şaraplarına bayılırım, İtalyancayı da çok severim, tv de ki İtalyan yemek programlarını yakalamaya çalışırım.
Vakti zamanında Milano yakınlarındaki bir sanayi kasabasına bir üretim hattı teslim almak için gittiğimde, fabrika kuran fabrikaların bulunduğu bu şehirdeki insanların ürettiği makinalardaki ince işçilik, zerafet, sanatkarane tasarımlar çok dikkatimi çekmişti. Aynı alanda ABD ve Alman firmaları tarafından yapılan makina ve  üretim hatları İtalyanlarınkinin yanında daha iri, ve sanki kaba duruyordu.  Öğle yemeklerinde bardak bardak açık köpüklü şarap eşliğinde mis gibi İtalyan yemekleri yedikten kahveyi Grappa eşliğinde içer, işe geri dönerdik. Çoğunlukla deniz ürünleri ve spagetti yerdik. Fabrikada da duble espressoları içince kendime gelirdim ancak. Akşam da aynı minvalde devam ederdi yemek faslı, bu sefer nefis pizza çeşitleri de eklenerek, ama mutlaka deniz ürünlü olacak tüm yemekler!…

Otomobillere gelince…Yıllarca Renault kullandım, iki adet Renault 11 Flash eskittim (ikisi de 100.000 i devirdi) R11  Flash 1700 motorlu bir küçük canavardı. (bkz.aşağıdaki foto)

Sonra çok kısa süre kullandığım yaşlı ama mihrabı yerinde olan  Renault 21′ in ardından iki tane Renault 19 Europa sedan kullandım. İkisi de koyu kırmızı renkli, 1800 cc motorlu klimalı canavar gibi otomobillerdi.  Bunların da ikisi de 175.000 km yi geçti. Sonra  Renault Laguna geldi 2001 de.   Çok yoğun seyahatlerimin olduğu bir dönemde tam 6 yıl kullandım, çok güzel araba idi, kuğu gibi.  Bu kadar çok seyahat edince emniyet ve rahatlık aramaya başlıyor insan otomobil seçerken. İlk Laguna  (uzay mekiği  derdim)  ile 275. 000 yaptım ve hala uçar durumda iken 2007′ nin başında resmen önüme  atlayan bir Citroen‘e 50 km hızla sağ arka aksından çarptım. Daha doğrusu, Citroen önüme atladı, geçmemesi gereken bir kavşakta 100 km hızla. Citroen’i sağa doğru hızla atıp 20 mt sonra durdum.  Bu kazada bu Laguna pert oldu..görünürde çok az hasar vardı ama bir demir yığınına çarpınca (Citroen’in sağ arka aksı) araba yamuluyor resmen. canım sıkıldı tabii, ama yaşlanmıştı Kekova mavisi araba zaten Ben de gidip daha sonra 2. el bir Laguna ( o da 2001 modeldi) aldım…Onunla’da 100.000 km yaptım. Sonra onu sattım, ilk Laguna’dan sonra ikincisinden keyif alamadım!

Tüm arabalarımda kendi ellerimle temizleyip içlerini doldurduğum bir çift yengeç ve istakoz kıskaçlarından oluşan bir “şey” dikiz aynasına asılı olur.  Bu “şey” in evde yedeği de var, bazan kafama esince birini dinlendirmeye alır, diğerini asarım.  O “şey” gözüme çarptıkça, gözümün önüne bir resim demeti gelir anında : iri ve canlı yengeçleri sabahın erken serinliğinde  balıkçılardan aldığım Akyaka. İstakoz kıskacı ise 1996 yılı, Paris’deki Le Procope‘u ve bizim Foça’yı anımsatır, gerçi hangi kıskaç hangisidir bilemiyorum şimdi. Tüm kıskaçlar evde, içleri özel olarak doldurulmuş (elbette ki önce içleri yendikten sonra!), dışları güzelce koruyucu ve parlatıcı bir kimyasal ile kaplanmış, orijinal kırmızımsı renkleri ile özel bir alanda dururlar. Arada bir yanlarına gider bir iki saniye göz atarım.

Galiba 2003 de satışa sunulan Laguna  II‘yi almayı hiç düşünmedim. Fransız tasarımcılar akıllarını kaçırdılar ve o güzelim arabanı içini bir hikat garibesine çevirdiler yeni tasarımlarla.   Ağabeyimde var bir tane, arada bir bindikçe hemen inesim gelir.

Tam 17 yıl Renault’cu olduğum halde, tesadüfler sonucu 2007 yılı sonunda VW ye geçmek durumunda kaldım: VW Jetta Midline 1.6 FSI 115 beygir idi bu.  Renault Laguna’dan sonra alışmak zor geldi, önce hiç istemedim, oysa “sıfır kilometre” idi. Laguna’dan daha küçük…Laguna’daki bazı donanımlar yok…ama 6 vites daha az benzin tüketimli , direksiyon daha hafif, daha kıvrak, daha sessiz…  ve hınzır araba uzun yolda daha az yoruyordu!…Gittikçe VW  Jetta ile de aramda bir bağ oluştu..100.000 olunca geçen senenin sonunda o gitti yerine bir başka  VW Jetta geldi. Bir öncekine göre daha az tüketiyor benzini ve donanımı daha yüksek. Ben VW’e , o da bana alıştı…Saygı ve sevgi ile ilgileniyorum kendisi ile, o da bana iyi bakıyor. Hala küçük geliyor Laguna’ya göre ama olsun varsın, küçük güzeldir!

İlk arabam ise bir Şahin idi Fiat 131 kavuniçi renkli bir şey, yıl 1987 falan olmalı, taksiden çıkma uyduruk birşeydi.  Aşğıdaki resimdeki araba benimkinin aynı..Tabii bu pırıl pırıl ve yepyeni olanı.

Benim 131 Şahin ile  Eskişehir’de karlı bir kış günü sabahı kar ve buzun üstünde fabrikaya giderken bir trafik polisi hiç bir önlem almadan beni durdurdu. Ben bir an önce hareket etmek istiyorum, adam konuşuyordu ” Kar ve sis varmış yavaş gidecekmişim, kaza olurmuş….” derken polisin gözleri irileşti birden ve  “yürüüüü…yürrüüü..!” diye bağırmaya başladı. Ama daha ben gaza basamadan  sisin içinde beni göremeyen bir servis otobüsü karla kaplı yolda kayarak gelip arkadan güzelim(!) Şahin’ime çarptı. Hem de o gün öğleden sonra Ankara’ya gidecek iken! Polis de anında kayıplara karıştı.  Arabayı çektirdik bir kaportacıya güç bela.  Koca otobüs bagajına olanca kütlesi ile vurunca  yamuk yumuk olan Şahin’imi Ankara’dan dönünce  götürüp Doğan görünümlü olarak düzelttirmiş, bordo renkli yaptırmış ve 1990 yılına dek kullanmıştım Renault 11 Flash alıncaya kadar.

Aralarda  Hyundai, Toyota falan da sürdüm (benim değildi bunlar) ama hiçbirinden Laguna’nın sürüşünden aldığım zevki almadım, Honda’nın otomatik Cityline modeli (galiba bu modelin adı) hariç…

Fiat Albea da kullandım. Uzun yol hem de…Kendimi arabada emniyetli hissedemiyorum, kağıt bir araba sanki…görüntüsünü de sevemedim. Yani aslında benim aram  Fiat mamulleri ile iyi değil demeliyim İtalyan otomobiller ile değil….Tempra falan da kullanmışlığım olmasına rağmen…Laguna’ya yaptıklarından sonra Renault ile de aram bozuk, hele o anlamsız Megane’lar! O yetmedi Infleunce vb şeyler çıktı…bu adamların estetik sinirlerine bir şey mi oldu acaba?

Fransa’da iken 15 gün süre ile yepyeni bir Ford Mondeo kullanmıştım 1994 yılında (bende Renault 11 Flash vardı o sırada).Aşık olmuştum arabaya resmen. Fransa’nın kuzey sahilinde Dover’in karşısına kadar  (Calais idi galiba) olan sahil şeridinde gezerken. Geçen hafta 2011 model yepyeni bir Ford Mondeo’nun içine girdim…ve çıktım…olmamış…Benim 1994 Ford Mondeo artık hayalimdeki sevgililer grubundadır…

Hayatımda ilk Alfa Romeo otomobile 1987 veya 1988 yılında binmiştim İtalya’da. Makina almaya gittiğimiz fabrikanın sahibinin şoförünün arabası kocaman bir Alfa Romeo idi!

Aşağıda ise, yazının başında belirttiğim yazışmada, genç bir meslekdaşımın aşık olarak aldığını söylediği ilk otomobili var : bir Alfa Romeo GTV 3.0 V6 2001 otomobil.  Tartışmasız güzel otomobil…Bagaj kapağındaki spoiler ve ve rengi benim eski uzay mekiğine mi benziyor ne?

 

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Galeri | Bu yazı Genel, Hobiler, Sağlık, Seyahat, Spor, Yemek içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Bağlantılar, bağlanmalar üzerine….

  1. Hakan dedi ki:

    Blogunuz arayip buldum,yazinizi keyifle okudum. Kolay gelsin!

    • selçuk aytimur dedi ki:

      Hakan, listEM’e yeni yazıları bildiririm hep, bunu bilerek geciktirmiştim, bir – iki gün önce yeni bir yazıyı bitirince bunu Pazar gününe saklamıştım bildirmeyi..Sen erken davranmışsın:-) Selamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s