Tavşan deyip geçmeyin, konuşanı var…Chianti seveni var

Çocuklar küçükken onlara pek çok masal anlattım.  Ben de çocukluğumda pek çok masal kitabı okuyarak büyümüş olduğumdan bunda hiç sıkıntı çekmedim. Anlattığım ilk masallar okumuş olduğum kitaplardan alıntı olsa da, daha sonraları kendi masallarım, hikayelerim veya “macera”larım ortaya çıktı. Çocuklar bu hikayeleri o kadar sevdiler ki aylarca hemen her gece anlattım. Bir gece önce anlattığımdan farklı bir detayla anlatırsam anında düzeltirlerdi.  Okumayı öğrenip de kendileri masal  ve hikaye kitaplarını okumaya başladıklarında Grimm Kardeşler’in, Andersen’in masallarına daldılar, sonra Alice ile tanıştılar harikalar diyarında. Yavaş yavaş benim “macera” ların aslında hiç de macera olmadığı, okudukları masallara/hikayelere benzediği ortaya çıktı. Sonunda bir gün açıkça, bunları uydurduğumu bildiklerini söylediler. Olsun! Ben, diğerleri neyse de Arslan hikayesinin hiç de uydurma olmadığına, maceranın geçtiği yerlerdeki köylülerin beni Arslancı Selçuk diye bildiklerinde bir müddet direndim. Sonra artık o direnmenin de anlamı kalmadı.

Anlattıklarımın içinde bazı hikayeler ve diğer bazılarındaki kahramanlar çocukların hafızalarına kazındı ve hiç unutulmadı: Arslan hikayesi, Timsah hikayesi ile bazı hikayelerde duruma göre ortaya çıkan Bilge Baykuş ve Yüz Yılda Bir Konuşan Kırmızı Gözlü Tavşan bunlara örnek verilebilir.  Bu tavşan da, Bilge Baykuş gibi bir bilge idi…ve sadece bana konuşurdu…her fırsatta ormanlara gittiğim için. İşte böyle güzel bir tesadüf…

Bu girişten sonra asıl konumuza gelelim: Çocuklar tavşanı da diğer hayvanlar gibi çok sevdiler. Bu sevgi yüzünden arada bir eve getirdiğim tavşanın pişirilmesinde problem çıktı arada bir. Ancak, ben çok sevdiğim için buldukça tavşan getirmekten vazgeçmedim.

Tavşan pişirmek pek kolay değildir. Dikkat edilmezse tadını çıkarmak pek mümkün olmayabilir. Aşağıda parmaklarınızla birlikte yiyebileceğiniz bir tavşan tarifi var. Sosun tarifi dünyaca ünlü bir ustaya ait. Evde yapıldı, denendi. Buna güvenerek yazıyorum.

Zevkinize göre değişebilir ama bu leziz tavşan yemeğinin  yanında  ben size Chianti şarap önereceğim.  Chianti istemezseniz kendine has aroması ve tadı ile mükemmel Alsace şarabı Gewürztraminer olabilir.  

Tavşanla beyaz şarap olur mu demeyin. Gewürztraminer ise, çok güzel olur. Hatta, ikisini de alın, yapabiliyorsanız ve deneyin.

Gelelim tarife: 2-3  kg kadar tavşan, parçalanmış olacak. Tercihen  çiftlik tavşanı olmayacak, bulabilirseniz meraklılarının kendi bahçelerinde yetiştirdiklerinden olsun. Bulamazsanız çiftlik tavşanı ile idare edin şimdilik. 

Etin miktarına uygun olacak şekilde bir çorba kaşığı bal (lütfen uyduruk bal kullanmayın) bir rendelenmiş kuru soğan, zeytinyağı, yeterince , kekik, biberiye ve köriyi güzelce karıştırarak sos haline getirin. Tavşan parçalarını bu sosun içine yatırın. Etler bu sos içinde 2 saat bekletilerek marine edilecek.  Sos miktarını buna göre, ancak, abartmadan ayarlayın.

MArinasyon kabında 2 saat marine eden et parçalarını önceden kızıdırılmış teflon tavada mühürleyin (yani üstünü altını kızgın tavada hızla çevirin, sakın eti kızartmayın! Sadece tavaya değen kısımlar kızarıverecek). Mühürleme işlemi bittikten sonra, etleri düdüklü tencereye güzelce  yerleştirin. Marinasyon için  kullanılan kapta kalan sıvı yı da tencereye ekleyin, üzerine 2 bardak içme suyu ilave edin, düdüklü tencerenin kapağını güzelce kapatın  ve pişirmeye başlayın. Düdüklünün cinsine ve et miktarına göre pişirme süresi değişebilir. Pişme durumunu tencereden çıkan buhar ve kokudan anlayıverin artık yani!…

Pişen etleri tencereden çıkararak ayrı bir çukur kaba koyun, üstünü kapatın. Tencerenin dibinde kalan sudan ise sos yapılacak. Sos için kavak mantarı lazım. Bunu pazarlarda rahatlıkla bulabilirsiniz.  

Sos yapımı: Tencerenin dibinde kalan suya ince doğranmış ve limonlanmış kavak mantarlarını ilave edin,  un ilave edin (tencerede kalan suya uygun miktarda), süt veya krema ilave ederek kıvamını ayarlayın ve mantarları bu sosta güzelce pişirin.

Sos hazır olunca tavşan parçalarının üstüne güzelce dökün ve soğutmadan sofraya götürün.

Chianti içecekseniz, yarım saat kadar önceden ağzını açmayı unutmayın ve oda sıcaklığında olsun. (bundan kasıt 15-18 derece…) Gewürztraminer içecekseniz buzdolabında beklemiş ve soğuk olsun.

Afiyet olsun.

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Yemek içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s