Bahar Ayini

Bahar gecesi… Buraları yakında iğde kokuları saracak. Kokuları  yer yer o kadar kesif olur ki, oraya buraya dikilmiş olan hanımelleri, sümbül ve melisa kokuları ile karıştığında insanın başını döndürür.

Bahar deyince benim aklıma ilk gelenlerden biri de Rus bestecilerden Stravinsky‘nin Bahar Ayini adlı eseridir. Pek de güzeldir….Bahar doğanın uyandığı aydır. Çiçeklerin saksılarını değiştirme, toprağı çapalama, ağaç dikme zamanıdır. Ayrıca, bahar da kokoreç de pek güzel olur, oğlak da…Bahar iki tanedir: İlkbahar ve Sonbahar.  İlkbahar güzel olur, sonbahar ise tatsız. Sonbaharda her geçen gün gündüzler kısalır, havanın rengi kaçar, her gün daha serin olur. Ben Sonbaharı sevmem çünkü güneş ve mavi gökyüzü daha az görünür olur. Gerçi yaşadığımız yörede güneş ve mavi gökyüzü diğer yörelere göre daha fazladır hep ama gene de sevmem işte Sonbaharı; ağaçların ve yerlerin sarı yapraklarla donandığı dönem hariç… Bahar deyince diğer aklıma gelen ise, aklımdan hiç çıkmayan desem daha doğru olacak, benim çılgın Beethoven ve 6. senfoni (pastoral).  Aslında 6. senfoni yaz kış her mevsime gider, bilenler bilir.

Sonbahar mevsimi ile aramız geçtiğimiz yıllarda başımdan geçen bir olayla iyice açıldı. Özellikle de Eylül ayı ile.  Eylül ayı, hayatımızın pamuk ipliğine bağlı olduğunu, bugün var yarın yok olduğumuzu kafama iyice kazıyan  aylardan biri oldu. Diğer böyle bir ay ise Nisan ayıdır ama onunla ilişkim bozulmadı; İlkbahar ayı ya…

Geçmiş yıllarda bir Sonbahar…Eylül ayının perşembe akşamı Bornova’da çalıştığım yerden çıkıp,  arada bir “uzay mekiğim” dediğim arabama atladım. Böyle derdim, çünkü o dönemde her ay beş altı bin kilometre yol yapardım onunla.  Yaşar Üniversitesinin kampüsü o zamanlar DYO binalarının oralarda idi. Kampüsün önündeki Garanti ve İş Bnk. ATM lerinde oyalandım 5 dakika kadar. Oyalanmaz olsaydım… Sonra gene mekiğe atladım, ama pipomu yakmadan. İyiki de yakmamışım. Yaşar’ın kampüsünün önündeki yol geniş rahat, trafik yok.  50 km  hızla falan gidiyorum. Ancak, Üniversitenin önünden 200-300 mt. kadar  sonra bir kavşak var. O kavşak  tam 90 derece ile  çevre yolu tarafından gelen bir başka geniş yolla benim bulunduğum  yolun kesişmesiyle oluşuyor.  Diğer yol 2. derece,  yani geçiş hakkı hep benim yolda ve kavşağa girişi kör ; bunun için de o yolun kavşağa girişinden 50 metre önce sağlı sollu kocaman DURRRR levhaları var. İnsanlar gelir orada dururlar önce…Benim yoldan gidenler de yavaşlarlar…

Kavşağa gelirken, ayağımı gazdan kestim, baktım gelen giden yok diğer yoldan, sağa dönmek için tam frene basacağım ki önüme  soldan siyah bir kütlenin atladığını gördüm, o kadar…Ne olduğunu anlamadan hızla direksiyonu sağa  kırmaya ve frene basmaya davranırken GÜÜÜM diye bir ses. Bütün bunlar bir saniyeden daha kısa sürmüş olmalı.  Ne olduğunu ancak patlayan hava yastıklarının inmeye başladığını görünce anladım ama hala dümdüz gidiyor benim mekik. Şaşkınlık içinde frene bastım araba hala dümdüz giderken, 10 metre falan sonra sakince durdu araba. Motor hala çalışıyordu. Görünürde hiç bir problem yok ama patlayan hava yastıkları da ortada!

Neden sonra birinin bana çarptığını  veya benim bir şeye çarptığımı anladım arabada şaşkın otururken. Önümden geçen kütlenin benim sağıma doğru gittiğini farketmiştim. Arabadan indim. Hiç beklenmedik darbenin şokuyla n’oldu benim mekiğime diye söylenerek ön tarafına yürüdüm arabanın. Dağılmış bir manzara beklerken bir miktar yamulmuş tampon, kaput ve sağ çamurluk buldum.  Ha bu iyi! Araba sağlam…Öndeki 2 hava yastığı patlamış patlamış, dikiz aynası arabanın tavanına yapışmış, ve ön cam çatlak. Benim de sağ kolumda çizik dolu kocaman bir yanı izi. Darbeye göre arabada da fazla hasar yok gibi.  Çarpışmanın etkisiyle sarhoş gibiyim.  Şaşkın şaşkın diğer yöne bakınca 50 mt kadar ilerde Istanbul plakalı siyah bir araba gördüm, Ufal bir Kia. Şoförü inmiş, o da şaşkın bir durumda bana doğru geliyor. Anladım ki çarpışmışız biz. Hani göz göre göre çarpmış olsam neyse. Yolda kendi kendime giderken birden bire İstanbul plakalı bir vatandaş bütün trafik kurallarını çiğneyip önüme kendini atmış . Fren bile yapamadan ben…

Öbür araba orta ile küçük arası hatchback bir siyah Kia, benimki Reanult Laguna. Gençten bir erkek olan şoför  şaşkın şaşkın bakışıyoruz. Geçmiş olsunlar falan… Ben ” Ne yaptın be birader?”  deyince “Ağabey, kusura bakma, hata ettim, gözüme güneş de geliyordu, görmeden daldım kavşağa”  dedi.  Kia’nın şoförü, DUR levhalarına falan aldırmadan 90 km kadar hızla  kavşağa dalarken beni son anda görünce yapabildiği kadar sola kırıp gaza basmış kaçınmak için ancak becerememiş ve ben Kia’nın  sağ arka tekerleğine vurmuşum. Yani arka aksına, demir yığınına yani!. Aksı kırık, çamurluk vs yamuk ve 50 metre ötede araba spin atarak zor durmuş takla atmak üzereyken. 

Neyse olan oldu. Bir saat polisi bekledik: Diğer adam 8 de 8 hatalı. Meğer bu kavşak sabıkalı imiş her hafta berbat kazalar olurmuş.  Arabalar çekildi servislere. Sigorta işlemleri falan derken anlaşıldı ki benim araba pert! Kia’ya öyle bir noktadan vurmuşum ki,  görüntüde pek hasar olmamasına karşın benim arabanın hali berbat. İyi ki diğeri biraz kaçmaya çalışmış, yoksa tam orta kapı dikmesinden veya burnundan vurmuş olacaktım o ufaklığa, artık sonumuz ne olurdu bilmem?

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s