Yaşamaya dair…

sincapBen çocukken film seyretmek için askeri orduevlerinin bahçesinde, derme çatma kurulu olan sinemalara giderdik. Hitchcock‘un ünlü  Sapık  (Psycho) başta olmak üzere bazı korku filmlerini Ağrı‘daki  tümen’in sinemasında seyrettim.  Çok irkiltici ve itici gelmişti film. Korku filmlerinden ömrüm boyunca  hiç hazzetmememin arkasında çocukken izlediğim bu film kesinlikle vardır. Hiç götürülmememiz gerekirmiş o filme. Çocukken, kendimizi bildiğimiz veya bilemediğimiz yaşlarda başımıza gelen, deneyimlediğimiz, gördüğümüz, okuduğumuz, yaşadığımız, bize gösterilen, gösterilmeyen…her şey bir yerlerimizde iz bırakıyor ve ona göre şekilleniyoruz.  Robert Wise‘ın Sound of Music adlı filmi de Julie Andrews ile, öyledir, iz bırakmıştır bende…Klasik müzik merakımın tetiklenmesinde de etkisi olmuş olabilir, açık arazilere, yeşilliğe, hayvanlara ve bitkilere düşkünlüğümün de. İlk James Bond filmi olan Dr No‘yu da (Sean Connery, Ursula Andress)  ve sonra Rusya’dan Sevgilerle’yi (from Russia with Love) aynı sinemada seyretmiştim ve çok sevmiştim Bond’u. O kadar sevdim ki tüm filmlerini izledim. Bulunca gene izlerim. Ian Fleming‘İn yazmış olduğu orijinal Bond romanlarını (sanırım 7 tane idiler) tek tek bulup aldım ve okudum izleyen yıllarda. Hala saklarım. Sonra John Gardner’ın yazdığı Bond romanları geldi, onları da Ingilizcesinden okudum.

Bir başka filmin ise, sadece çok kısa bir sahnesi aklımda, sanırım açılış sahnesi idi filmin. Dağlarda giden bir otoyolda üstü açık güzel bir spor otomobil hızla gitmektedir. Kamera yaklaşınca Kirk Douglas‘ı görürüz direksiyonda. Otomobil o sırada uzun bir treyler kamyonu sollamaya başlar. Otomobili ve  treyleri geçiş anında yakın planda ve yandan görürüz hızla giderken, ve birden Kirk Douglas direksiyonu sağa kırarak otomobili treylerin tekerleklerinin arasına sokar!  Tek anımsadığım sahne bu. Filmin hangi film olduğunu ve daha sonra neler olduğunu  bile anımsamıyorum. Sen kalk, mis gibi arabayı sok treylerin altına yaşamına son vermek için!

Kişiliğimiz (ve yaşamımız)  başımıza gelenler , deneyimlediklerimiz, gördüklerimiz, okuduklarımız, yaşadıklarımız, bize gösterilenler, gösterilmeyenlerden etkileniyor ve şekilleniyoruz yıllar içinde. Bunların bir kısmını anımsıyoruz; bir kısmını ise hiç anımsamıyor olduğumuzu ve anımsamadıklarımızın anımsadıklarımızdan daha fazla olduğunu düşünüyorum.  Çocuk yetiştirirken çok ama çok dikkatli olmak gerekir. 

Rahmetli bir arkadaşım var, meslektaşım Turgut Uzer. Meslektaş ve arkadaş olmamıza karşın, talihin cilvesi işte, bir türlü fiziksel olarak birbirimizi görmek kısmet olmamıştı ama, teknoloji sağ olsun Internet ortamında görüşürdük, fırsat oldukça. Bir keresinde arkasında iyi bir şeyler bırakmak istediğini söylemişti.  Hemfikir olduğumuz bir konu idi bu; ancak ne kadar zor bir iştir bir insanın arkasında iyi birşeyler bırakmak için çabalaması, üstelik bazan hiç kimse görmese ve anlamasa bile!

Nazım demiş ki “Yaşamak şakaya gelmez”

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Yaşam içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to Yaşamaya dair…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s