Umumi tuvalette geçen bir yaz…

Teknoloji bizi lise, üniversite ve daha sonraki yıllarda aklımızdan bile geçiremediğimiz noktalara getirdi.  Ankara Atatürk Lisesi’nde aynı dönemlerde ama ayrı sınıflarda okuduğumuz ve  tanışmadığımız Sühan Yüksekışık ile klasik müzik merakımıza bağlı olarak Internette karşılaştık.  Kendi deyimiyle “kendi çiftliğinde” bir insan o; üniversite yılllarına ait bir anısı çok hoşuma gitti ve  iç burkucu anısını burada tekrar yayınlamama izin verme nezaketini gösterdi.  Yazı Sühan beyin kendi blogunda da mevcut :  http://suhanyuk.wordpress.com

“Görünüşü, davranışı ve her haliyle Amerikalı olduğunu haykıran kadın umumi tuvaletin girişindeki küçük ofiste oturan genç adama baktı ve geriye doğru bir adım atıp dışarı çıktı. Dışarıdaki ‘LADIES’ yazılı levhayı yeniden okudu ve kafasını iki yana sallayarak tekrar içeri girdi. Başını gişe boşluğuna doğru uzatıp sorduğu; “Burası kadınlar tuvaleti değil mi?” sorusuna gelen teyid üzerine  içeri girdi.  Bana; “Siz burada görevli misiniz?” diye sordu.Tuvalet görevlisinin bir erkek olmasına hayret etmişti. Görünüş olarak İskandinava benzemiyor olmama dikkat etmeden “siz İskandinavlar ne kadar rahat insanlarsınız” dedi ve elindeki metal parayı bana doğru uzattı. Para almadığımı parayı kabin kapısındaki kumbaraya atıp kolu çevirince kapının açılacağını söyledim.  Belli ki kimseyi tanımadığı bir şehirde belki de yerel halkı tanıma adına sohbeti uzatmak istiyordu. Tam o sırada erkekler girişine bakan gişeye yanaşan yaşlı bir bey ile ilgilenmek için kendisinden izin istedim. Onun da parasını bozduğumda Amerikalı kadın kabinlerin olduğu bölüme girmişti. Mimarlık eğitimimin son yılıydı. Beraberimde götürdüğüm eskizlerime bakmaya başlamıştım ki Amerikalı hanım tekrar gişenin önünde belirdi. Gülümseyerek benden yardımcı olmamı istedi. Bu tuvaletlerin nasıl kullanıldığına dair  garip bir soru sordu. Anlamaya çalıştım; kapıyı mı açamamıştı yoksa parası kumbaralı kilide mi sıkışmıştı? Kapısında   kumbara olmayan kabine girdiğini söyledi. Kapısında kumbara olmayan kabinlerin kadınlara  ait  pisuvarlar olduğunu, erkek tuvaletlerindeki pisuvarların ücretsiz olması nedeniyle ve eşitlik sağlamak amacıyla bu yola başvurulduğunu anlattım. Biraz hayretle dinledi ve çok ilginç bir konu yakalamışçasına çantasından fotoğraf makinasını çıkarıp gülümseyerek tekrar içeri girdiğinde ben hayallerime dalmış; Amerikalı kadını uçağına bindirip evine göndermiştim bile.. Arkadaşlarına verdiği partide salytlarını gösterirken fjord fotoğrafları arasına benim iş yerimdeki kadın pisuvarları da girecekti.

Birden bire bir kadın çığlığıyla irkildim. Ofisin kadınlar kısmına bakan kapısından çıktığımda ilk gördüğüm şey, Amerikalı kadının korkudan kireç gibi olmuş yüzüydü.  Titriyordu ve gözleri dehşetle yere sabitlenmişti. Kafamı kadının baktığı yöne çevirdiğimde yerden 20 santim kadar yüksek ayaklar üzerinde duran kabinlerden birinde yerdeki aralıktan dışarı uzanan serum lastiği ile boğulmuş bir kol ve  damara saplanmış enjektörü gördüm. Amerikalı kadına sakin olmasını telkin edip ofisten kumbaralı kapıları dışarıdan açamak için gerekli anahtarı getirip kapıyı açtım. Klozetin dibinde yerde yatan narkoman kızın çantasından fırlayan; deodoran, kağıt mendil, cüzdan, makyaj malzemeleri, eroin  erittikleri yemek kaşığı ve çakmak etrafa  saçılmıştı. Kızı kabinden dışarı sürükleyerek çıkardım, sonra kucaklayıp ofise götürdüm. Ambulansı beklerken yarı baygın kızla konuşmaya çalışıyordum. Ofisin kapısı önünde yavaş yavaş meraklı bir kalabalık oluşmuştu. Kalabalık içinden genç bir kız, şehirde «Kara Türk» dedikleri, saf olmayan bir eroinin dolaşımda olduğunu ve belli ki, o maddeden kullanmış olduğunu anlatıyordu. Ambulans personeli gelip yarı baygın kız sedyeye yatırıldığında, acil doktoru metadon iğnesini hazırlamıştı bile. Yarı baygın kız doktorun elinde enjektörü görünce hiç beklenmedik bir şekilde hareketlenmiş ve sedyede doğrulmaya çalışarak; «Hayır! Hayır! İstemiyorum! Ne olur vurmayın bana onu!» diye çığlıklar atmaya başlamıştı. Ambulans personelinin de yardımıyla doktor iğneyi vurdu. Debelenen kızı kayışlarla sedyeye bağlayıp götürürlerken; sakallı, zayıf bir Fransız turist gözlerimin içine bakarak bana; «Cest la vie» dedi ve uzaklaştı. Meraklı kalabalık hızla dağıldığında Amerikalı turist kadının bana baktığını fark ettim. Şoku atlatmıştı, yanıma geldi ve çok sık olur mu bu tür olaylar, diye sordu. Belli ki konuşmak istiyordu. Ofise davet ettim; bir de kahve ikram ettim. İlk sorusu, narkomanların umumi tuvalette iğne yapmalarına neden izin verdiğimizdi. Cevabı çok basitti; narkomanların da her yurttaş gibi tuvaleti kullanma hakkı vardı ve kabinde kimin ne yaptığına müdahale edemezdik… Sohbetimiz mesaimin son saatine kadar sürdü. Karşılıklı adreslerimizi verip vedalaştıktan sonra günlük temizliği yaptım; gece vardiyasında çalışacak arkadaşa işi bırakıp çıktım. Beni de etkilemişti o gün yaşadıklarım.

İki gün sonra gece vardiyası bendeydi. Akşam üzeri işe gittiğimde gündüz vardiyasındaki arkadaşım bir an önce işten çıkmak için sabırsızlanıyordu. Bana anahtarları teslim edip aceleyle çıkarken alaycı bir edayla masanın üzerinde bana gönderilmiş bir mektup ve bir de çiçek olduğunu söyledi. Gizli bir hayranından olmalıymış…  Çiçekleri bir vazoya koymuştu; mektup açılmamıştı ve vazoya dayalı duruyordu. Merakla açtım. Kaliteli kalın bir mektup kağıdına güzel bir el yazısıyla yazılmıştı.

Sevgili tuvalet bekçisi,

Ben önceki gün tuvalette kendinden geçmiş durumda bulduğunuz madde bağımlısıyım. İnanın size bir sorun çıkarmak istemezdim. Vurduğum madde temiz olmadığından bu sorunu size bilmeden yaşattım. Benim yeniden yaşama dönmem için gerekenleri yaptığınız için size teşekkür ederim. Hayat şimdilik her şeye rağmen güzel. Eğer gününün birinde kurtardığınız bu yaşamdan bıkıp da «altın vuruş» yapmayı düşünürsem bunu ormanda yapacağıma, kimseye bir sorun yaşatmayacağıma dair size ve diğer arkadaşlarınıza söz veriyorum.

Sevgiyle kucaklarım 

Grethe

İfadedeki eziklik ve içtenlik içimi burkmuştu.  Son vardiya olduğundan tuvaletler oldukça sakindi. Eskiz kağıtlarımı açtım ve diploma projem üzerinde çalışmaya başladım ama bir türlü kendimi veremiyordum. O sırada kadınlar kısmına köpekli bir kadının girdiğini fark ettim. Az sonra kadınlar gişesinin önünde bir gölge belirdi. Kapı vuruluyordu. Kapıyı açtığımda, makyajı yeni tazelenmiş çok hoş genç bir kadın karşımda duruyordu. Şık bir çanta asılı omuzundan aşağı uzanan koluna bilek hizasında bir köpek tasması dolamıştı. Tasmaya bağlı köpek bir bana bakıyor, bir burnunu uzatıp içeriyi kokluyordu. Mektubumu aldınız mı? diye sorunca şaşırdım. Tuvalet zemininde yatan hırpani narkoman kız bu olamazdı. “Evet aldım… Çiçekler için de teşekkür ederim ama gerek yoktu; burada hangi görevli olsa sizin için aynısını yapardı” dedim. Güldü… “Piyango size çıktı” dedi. Bu haliyle ne bir narkomana ne de uyuşturucu parası kazanmak için bedenini satan bir hayat kadınına benziyordu. Aksine varlıklı, tutucu bir burjuva ailenin operaya gitmek için giyinmiş genç kızı gibiydi. Gözleri kahve makinasındaki kahveye takıldı; kendisine bir kahve ikram edip edemeyeceğimi sordu. İçeri davet ettiğimde köpeğini içeri alıp alamayacağını sordu. Köpeği önden kendisi arkadan girerken kahveleri dolduruyordum. Kendisi bir sandalyeye ilişti köpeğine «Otur Kaisa» demesiyle köpek sandalyenin altında yerini aldı. Kahvesini içerken adının Grethe olduğunu 2 yıldır eroin bağımlısı olduğunu 3 yıl önce şehre batıdan geldiğini anlatıyordu. Birden durdu ve «Sormayacak mısın?» dedi. “Neyi?” diye sorduğumda; «neden başladığımı, ailemi, bu hayatı, tedavi görmek isteyip istemediğimi, herkesin sorduğu malum soruları işte…» dedi. “Hepsini az çok biliyorum zaten” dedim. Şaşırdı; nasıl bilebilirdim ki? Anlattım… Orta üstü burjuva bir aileden geldiğini , anne babasının ayrı olduğunu, babasının genç bir kadınla yaşamak için annesinden ayrıldığını, annesinin çocukları olduktan sonra kariyerini yarım bırakmış bir ev kadını olduğunu, depresyon tedavisi gördüğünü vs vs. Yine güldü… “Hemen hepsi doğru; bizim toplumumuzu iyi tanıyorsun” deyip, ona çok yabancı gelen benim yaşamımı sorgulamaya başladı. Sohbet tam koyulaşıyordu ki saatine bakıp zengin bir müşterisinin kendisini beklediğini,  çıkması gerektiğini söyledi. Ayağa kalkmasıyla köpeği Kaisa da yerinden fırladı. Vedalaşırken yaşamını kutardığım için yeniden teşekkür edip kucaklaştığında gerçekten onun için ne kadar önemli bir şey yaptığımı anlamıştım.

Takip eden günlerde daha sık uğramaya başladı. Uzun sohbetlerimiz oluyordu. Onun dünyaya, olaylara, yaşama, isyankar yaklaşımı ile benim uyumlu ve dingin yaklaşımım tam bir tezat oluşturmasına rağmen o benim dinginliğimi seviyor ben ise onun asiliğinden hoşlanıyordum. Gece vardiyalarında yanında çok yakın olduğunu söylediği kendisi gibi madde bağımlısı bir arkadaşı ile gelirdi. Sokakta müşteri bulmaya gittiklerinde birini alan aracın plakasını diğeri  not ediyormuş; her olasılığakarşı.  Birbirlerine destek oluyor ve aynı evde kalıyorlardı.

Yaz bitip eylül ayı gelene  kadar umumi tuvaletteki işime devam ettim. Eylül gelmiş okulumda diploma stüdyosu açılmıştı. Yaz boyu çalıştığım eskizlerdeki fikirleri toparlayıp temize çizme zamanı gelmişti. Tuvalette de daimi çalışan personel tatil izinlerini tamamlamış işlerine geri dönmüşlerdi İş yerinde vardiyalar eskisi gibi düzenli olmuyor gerek oldukça telefonla işe çağırıyorlardı. Diploma çalışmama yoğunlaşmak için artık çalışmayacağımı bildirmiştim. Son gün yine gece vardiyasındaydım. Okuldaki stüdyodan çıkıp tuvalete gittiğimde daimi çalışan yaşlı kadın vardiyayı devrederken bana önceki gece bir mektup bırakıldığını söyledi. O gittiğinde mektubu açtım. Grethe den geliyordu.

Sevgili arkadaşım,

Bu boktan dünyada daha fazla beklemeye gerek kalmadı. Dün yaptırdığım testte HIV pozitif olduğum çıktı. Yarın sabah erken kalkıp ormanda bir yürüyüşe çıkacağım. Kaisa yı her zamanki gibi yanımda götürmeyeceğim. Kankamın ona iyi bakacağından eminim. Benim yaşayamayıp yüzüme gözüme bulaştırdığım bu dünyayı doya doya yaşamanı dilerim. Dostluğun ve içtenliğin için teşekkür ederim; sana yazdığım ilk mektubumda verdiğim sözde samimiydim ve sözümü tuttuğumu bilmeni istedim.

Grethe

Geçmek bilmeyen sekiz saatlik mesai boyunca, artık olmayan Grethe nin görüntüsü; son kez temizliği yapıp gece yarısında kendimi sokağa atıncaya kadar gözümün önünden gitmemişti. Dışarı çıktığımda Oslo nun soğuk ve karanlık esintisiyle boynumdan süzülen ter damlaları metal bilyelere dönüşmüştü.  S.Y. “

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Yaşam içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s