Affan Efendi…

Bald Eagle coming in for a landingAffan efendiyi ne zaman tanıdığımı anımsamıyorum. Son yıllarda çok seyrek görüşür durumdayız. Benden yaş olarak çok büyük olmasına karşın Affan efendi vücut yapısı ve sima olarak hemen hiç değişmemiş bir insandır. eh belki biraz küçüldü tabii bedeni ama gene o Affan efendi işte. Sima olarak bizim sinema oyuncularından birisine benzetirim ben onu; hani şu saçı olmayan, pos bıyıklı, yuvarlak sevecen yüzlü bir sinema oyuncumuz var, adı aklıma gelmiyor, dizilerde de arada bir görünür. Güleç yüzlü bir insan. The Closer dizisinin  kadın kahramanı Brenda Leigh Johnson’un babasına da benzer, seyredenler anımsayacaktır. Güleç yüzüne karşın otoriter bir yapısı vardı Affan efendinin. Yıllarca sağlam, iri yapılı bedenini ve aydınlık bakışını korumayı becerdi, nasıl yaptıysa artık.

Affan efendiyle yolumuz ben küçücük bir çocuk iken kesişti önce, asker olan rahmetli babamla birlikte sırtında bir küfe sebze ve meyve ile evimize geldiğinde.  Mutfağa girip o koca küfeyi sırtından küçük bir paket gibi sıyırıp indirmesini şaşkınlıkla izlerken bana göz kırpmış ve küfeden aldığı kırmızı bir elmayı elleriyle silip uzatmıştı bana: “Al, sana lazım bu”. Elmayı çok severdim. Hala severim. Kitap okurken sürekli  elma yediğim için evde elma çok çabuk bittiğinden babam elmayı kasa ile alırdı hep. Bu sefer küfeden çıkmıştı. Küfe yerine yerleştikten sonra annem Affan efendiyi yemek masasına oturtup çorba içirdi, yemek yedirdi. Affan efendinin kaşığı kocaman eliyle kavrayıp çorbayı içişini izledim. Annemle tarhana çorbası üzerine anlamadığım bir sohbete giriştiler. Yemekten sonra da annemin elini öptü “Eline sağlık annne” dedi. Babama döndü ” başka bişey var mı komutan? ” diye sordu. Babam bir paket sigara ve para uzattı. Utanarak aldı, bolca pantolonunun cebine sokuşturdu ve gitti.

Affan efendinin  babamın birliğinden terhis olan bir vatandaş olduğunu öğrendim. Babamın emir eri imiş. Adı bizde hep Affan efendi olarak kaldı. Tavuk mu lazım? Affan efendiye söyleyelim, kessin getirsin. Pazara mı gidilecek, Affan efendiyi bulalım.  Çocuklar evde yalnız mı kalacak? Affan’ın haberi olsun…Affan efendinin ne iş yaptığını bir türlü bilemedimdi o yıllarda. Sonradan öğrendim ki kendi hayvanları, çiti çubuğu olan (kendi tabiriyle) bir ailenin içindeymiş. Birliğindeki bütün erlere “oğlum” diye hitabeden babam, Affan efendi’ye nedense “evladım” diye hitabederdi. Affan efendi, yıllar sonra artık çoktan emekli olan babama hala komutan diye hitabederken babam ona artık ya doğrudan adıyla hitabeder olmuştu  ya da Affan bey diye. Affan efendi buna kızar söylenirdi bir yandan gülerken “Evlatlıktan atıldık artık  biz,  genç, komutan attı bizi evlatlıktan da efendilikten de!”

Değişik bir insandı Affan efendi. Oturduğumuz yer askeri birliğe çok yakın olduğundan Cuma akşamları ve Pazartesi sabahları bayrak merasimlerini tel örgülere yaklaşıp izlemek mümkündü. Bu sırada Affan efendi eğer bir nedenle bizdeyse o da merasimi izlerdi ama bizim gibi tel örgüye yaklaşmadan. O biraz daha uzakta durur, gözlerini merasim alanına diker bakardı. Bayrak çekilişi ve indirilmesi sırasında  gözlerini bayrağa kilitlenmiş durumda öylece kıpırdamadan dururdu uzaktan “Rahat” komutu duyuluncaya kadar.  Bir gün bunun nedenini sordum : “Affan efendi, sen asker misin hala neden böyle duruyorsun?” Yere, önüme diz çöktü : “Bayrak kutsaldır, biz yemin ettik”  Hiç birşey anlamadığım için bunların anlamını aynı akşam babama sordum. Benim çocukça sorularım ve belki de şımarıklığım babamı bezdirmiş olmalı k, o bayrağa sahip olabilmek için Affan efendinin babasının ve büyük amcasının kurtuluş savaşında öldüğünü söyleyiverdi babam sertçe. Zaten sert bir mizaça sahipti. Babamdan ancak 6-7 yaş gençti Affan efendi.  Oysa babamın babası ölmemişti, o da asker olmasına rağmen? “Kimi öldü, kimi yaşadı işte” dedi babam ve beni gönderdi yanından kanununu duvardan indirirken. “O zaman onu kim büyüttü peki?” diye anneme yöneldim bu sefer. Affan efendinin geniş ailesinin ölenlerinin çocuklarına baktığını söyledi. Koca Affan efendinin babasız büyümüş olduğunu çocuk aklım alamadı bir türlü. Bize kim bakardı ki acaba böyle bir şey olsaydı?

Bulunduğumuz şehirden babamın tayini çıkınca başka bir şehire taşındık. Eşyaların derlenip toparlanmasına, bir kamyona yüklenmesine de o koca adam göz kulak oldu.

Ortaokul sıralarında idim. Bir yaz günü babamın dönüş saatinde kapı çalındı. Babam hep anahtarı ile açardı kapıyı oysa. Sofra yarım hazır olurdu ve onu beklerdik akşam yemeği için. Annem kapıyı açtı ve bir şaşkınlık nidası yankılandı. Biz de kapıya seğirttik. Birden Affan efendi babamın arkasından sanki cüssesi daha da büyümüş olarak içeri dalıverdi ellerinde filelerle!. Bir cümbüş koptu ki bu kadar olur. Annemin elini öptü her zamanki gibi ve salona daldı iri cüssesi ile. Elma sevdiğimi unutmamıştı. Biz dizilip elini öperken bizleri kucakladı.  Sonra sofraya oturuldu. neler konuşuldu şimdi anımsamıyorum ama kısa kollu gömleğin içinden uzanan kollarındaki ay yıldızlı dövmeyi görür görmez “aaaa bu ne yaaaa?” diye bağırdığımı iyi anımsıyorum. Annemin yıldırım saçan bakışları altında küçülüyordum ki Affan efendi “Bayrak bitmez yeeenim” dedi elindeki tavuk budunu dişle. Artık Affan abi diyorduk ona biz.

İlkokul mezunu olan Affan efendi, babamın teşvikiyle geceleri okuyarak ortaokulu ve liseyi bitirdi bir yandan aile işiyle uğraşırken. Köyünden bir kızla evlendi. İki çocuk yetiştirdi. Birisi profesör oldu, yurt dışına gider gelir, öğrenci yetiştirir. Diğeri hekim, hastalara şifa dağıtır kendi deyimiyle “Biz okuyamadık, vatana bi hizmetimiz olmadı, çocuklar yapıyor artık” demeye bayılır. Yıllarca içtiği sigarayı hekim olan kızı bir gün kendisine söylenince “pat diye” bıraktı.

Çok çalışkan adamdı Affan efendi. Bir gün sıkıldı ve bir nakliye şirketi kurdu. Eskiden çok yaygın olan ve şehirler arası nakliyeyi yapan “ambar” şirketleri artık nakliye şirketlerine dönüşüyor, daha eli yüzü düzgün hale geliyorlardı. Affan efendi de bu işe soyundu. Oysa yıllardır yaptıkları hayvan besiciliğinde çok yaygınlardı. ” Bıktım yeeenim hayvan bokuynan uğraşmaktan” diye açıklamıştı durumu saçsız başında biriken teri eliyle silerken.  “Hem memlekette uşaklar çok, onlar yaparlar zaten, vatana biraz da böyle hizmet edek, örnek olak”. Affan efendi taşımacılık işinde başarılı oldu. Zaman zaman sıkıntılar da yaşadı. Bunlardan birinde beni çağırdı “yeeenim gelsene bi sen bana”. Şirketin merkezine gittim. Beni kapıda karşıladı. Önüne çıkan herkese (ki herkes zaten ofislerin kapısına çıkmış durumda idi) beni “yeenim” diye tanıştırdı. Koridorda ilerlerken, ben duyduğum saygıdan, yılların Affan efendisi ve şimdinin Affan ağabeyinin  önüne geçmemeye çalışıyordum koridorda yürürken ama o koca cüssesinden beklenmeyen kıvraklıkla her defasında benim arkama geçiyor ve “yeeenim, yeeeenim” diye gülümseyerek beni tanıştırıyordu çalışanlara.

Mütevazı ofisine geçtik. Kocaman Atatürk resminin önündeki masasına oturdu. Elini kolunu sallayarak derdini anlattı. Ay yıldızlı dövme hala kolundaydı. Müdürlerini çağırdı. Dertlerini anlattılar. “Çözebilecen mi yeeenim biz herşeye varız” Sonra müdürlerine dönerek “yeeenim ne derse olacak, benim sözüm bilin!”. Ben “aman Affan abi”  demeye kalmadan lafı ağzıma tıkıverdi ” Yeeenim, biz bilsek seni çağırır mıydık? Aha bilemediler işte, beceremedik ki çağırdık seni. Sen söyleyeceksin, bakacaz bi çaresine hep birlikte. Di mi ağalar hı?”   Tek tek “ağa”larına baktı, yanıt beklemeden. “İyidir bunlar iyidir de akıl akıldan üstündür de mi yeeenim. Bu halimizle vatana nasıl hizmet edeciyk, yannış işlerle?” Sağ elinin işaret parmağı msaya tık tık vuruyordu.

Toplantılarda tartışırken bazan birden “He lo, hakkatten, biz bunu niye düşünmedik hiç? ” diye sorardı ortaya. Buna yanıt beklemediğinden susardı herkes.  Çalışmalar kısa sürede bitti. Son ziyaretin sonunda ayrılırken beni, yine herkesin  ofis kapılarının önüne çıktığı koridordan geçirerek uğurladı. ” Yanlış yaptık yeeeenim, bi uşak daha yapacağıdık, bu işlerin başına koyacağıdık, yanlış yaptık”  Kapıdaki görevliye seslendi ” Yeeenimin paketi nerdeeeee?” Bana döndü “Ağşama rakı iç yanında, kuzu getirtdiydim sana” Getirdiydim dediği mesafe 1000 km. den fazla!

Yıllar içinde,  sıkılınca Affan efendi nakliye şirketinin başına memleketteki uşaklarından birisini koydu, kendi tabiriyle tepeden bakıyor ona ve işlere. Bizi tanıştırırken elma hikayesinden başladı, ” yeeeenim ne derse benim ağzımdandır ona göre” diye noktaladı. Neyseki bana gereksinimleri yok.

Affan efendi şimdi yaşlandı ama hala dimdik ve dinç. Hala durup durup “Rahmetli baban bizi evlatlıktan attı, efendilikten attı, bey dedi bize yeeen, biz kiiiim beylik kim yeeen? Biz neferiyik milletin, neferi” der durur. “Ama bak anan esaslı kadın, o hep Affan efendi der”

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Yaşanmış hikayeler içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s