Sürmeli Kaplan…

Benim adım Kaplan, Sürmeli Kaplan. Eylül ayında 6 aylık olacağım. Aşağıdaki benim 4 aylıkken bir fotoğrafım. Babam ( o zamanlar daha babam olduğunu tam anlayamadığımdan yaratık diyordum) çekmiş 4 aylıkken. Temmuz 2013 kedi 005

Mayıs 2013 077

Ben 23 Mart 2013 de doğmuşum, ya da öyle bir şey işte. Şirince‘de doğmuşum.  1.5  aylıkken beni alıp şimdi oturduğum eve getirdiler.  Annemden süt emiyordum daha kardeşlerimle, sonra oynuyor, yorulunca da kardeşlerimle birlikte annemin yumuşak sıcak tüylerine gömülüp uyuyordum. Beni bir kutunun içine koyup alıp götürdüler. Götürüldüğüm yerde 3 tane kocaman yaratık beni bir müddet mıncıklayıp acayip sesler çıkardılar. Karnım çok açtı. Sonra üç yaratıktan bir tanesi, ki sesi, kokusu ve herşeyi farklıydı diğerlerinden, akıl etti de beni doyurmayı becerdi nihayet. Bir hafta kadar böyle güzelce sütümü içtim.

Mayıs 2013 044Üç yaratıktan birisinin sesi de kendisi de bir tuhaftı diğerlerine göre. Konuşunca kulaklarımın zarı patlayacak gibi oluyordu ama beni öyle güzel tutup sevdi  ki oda… Karnım doyduktan sonra oturup etrafıma baktım. Annem yok, kardeşlerim yok, bu üç yaratık acayip sesler çıkararak ikide bir beni mıncıkladılar. Uykum geldi, annemi aradım, kardeşlerimi aradım yoklardı. Ortalıkta dolandım durdum. O acayip yaratıkların en büyüğü beni kocaman pençelerinin içine alıp bir yere götürdü. Bu arada gene garip sesler çıkardı, kulaklarımı ısırdı, burnumu öptü. Bu hoşuma gitti. Beni yumuşacık tüylü bir yere koydu, sanki annemin kucağı gibiydi.

Mayıs 2013 026

Bu da hoşuma gitti. Artık hep orada uyudum o uzun saçlı ve değişik kokulu yaratık beni doyurduktan sonra. Onun her şeyi başkaydı. Daha öbür yaratık ise daha değişikti. Onun da kokusu ve sesi gürültülü sesli yaratıktan farklıydı. Ama bir tek o iri ve  gürültücü yaratık kulaklarımı ısırıp burnumu öptü bir müddet.

Uyku kutumu çok sevdim. Biraz zaman geçince kutuma kendi kendime girebilmeye başladım. Hem bu bir şey mi? Yaratıkların oturdukları yüksekçe yerlere de istediğim gibi hoplayıp zıplayıp çıkmayı da becerdim. Uykum gelince de doğru kutuma. Artık biraz büyüyünce bana bir tabak içinde annnemin sütüne benzer bir şey vermeye başladılar. O yumuşak yaratığın kucağında da içmeye devam ettim ama artık rahat edemiyordum.

Beni oraya getirdikleri gün geldiğim yerdekine benzeyen bir şeyin üstüne koydular tuvaletimi yapmam için. Bu geldiğim yerdeki değildi ama, ben de çaresiz oraya yaptım, üstünü de örttüm güzelce.  Tuvaletimi yapınca yaratıkların üçü de gene garip sesler çıkardıktan sonra beni kucaklarına alıp mıncıkladılar. Tuhaf yaratıklar!  Bir daha böyle yapmadılar. Uyku kutumun, su tabağımın, yemek tabağımın ve tuvalet kutumun yeri yaratıkların hep dolaştıkları bir yerdeydi ama uyku saati gelince hepsini alıp değişik bir yere götürüyorlardı.  Sonra birden ortalık kararıyordu ve ben gürültülü yaratıkla değişik kokulu ve sesli yaratığın arasında buluyordum kendimi. Uyumaya başlayınca da doğru kutuma… Aydınlık olunca da hepsinin yeri gene değişiyordu. Neyse ki sonunda bir karara varabildiler şimdi yerleri sabit. Ama ben istediğim yerde uyuyorum artık kocaman bir uyku  kutum olmasına rağmen

062013 kedi 011Bir gün karnımı doyurmuş kanepede uyuyordum ki en sevdiğim  iki şeyden birisidir, gürültülü yaratık beni kaptığı gibi kaldırdı, mıncıkladı. Kucağına aldı, mıncık mıncık yaparak her tarafından dışarısı  görünen bir şeye girdi. Garip homurtular çıkarken bir de titreşim başladı. Korktum tabii ama ses çıkaramadım daha sesim çıkmadığından. Beni pençesiyle göğsüne sıkıca bastırdığından içinden gelen tuhaf bir sesi de hissettim. Öylece durdum pençelerimi göğsüne dayayarak. Sonra bir yerlere girdik. Bir başka yaratık vardı. Beni pençelerine aldı, o da mıncıkladı. İkisi garip sesler çıkarırken beni yatırdılar ve birden canım yanıverdi, sonra gene yandı ama çok acımadı. Benim yaratık beni öptü sevdi, gene kucağına aldı, garip sesler çıkararak. Aynı şekilde kutuma geri döndük. Hemen uyudum. Çok uyudum.

Hep annemi aradım, hep aradım. Hala da ararım. Ama, oturduğum yerdeki yaratıklar beni çok sevdiler. Bunu beni görünce yaydıkları titreşimden ve seslerinden anladım. Koca pençeli olan özellikle, sanki yiyecekti beni. Ben de onları seviyorum. Zamanla birbirimize alıştık.  Önceleri kaçıp gidip annemi bulmak niyetinde idim ama bunların beni çok sevdiğini görünce orada oturmaya karar verdim ben de. Yemek var, su var, ortalık temiz. O küçük ve değişik olan yaratığın  güzel sesli ve kokulu olana “anne”, koca pençeye de “baba” dediğini anladım. Ne demek bilmiyorum bu ama öyle işte. Üçü de bana “Sürmeli” diye sesleniyorlar. Bunu oturduğum yere geldiğimden beri diyorlar. O zamanlar anlamamıştım bana seslendiklerini ama şimdi öğrendim artık. Oturduğum yerin adı da ev. “Sürmeliiiii, hadi eve artık” diye baba veya anne seslenince içeri girilmesi gerekiyor.

Burada bir sürü yeşillik, ağaçlar ve iki ayaklı yaratıkların olduğu bir yer var, evden çıkınca oraya gidiyorsun. Buraya bahçe diyorlar. İki ayaklı kanatlı şeylere de tavuk diyorlar annemle babam. O iki ayaklılar gak gak diyerek geziyorlar bazen bahçede, ben de kovalıyorum ama bir tanesi büyük iki ayaklıların, sesi de değişik. Ona horoz diyorlar. 27072013(008) horozBeni daha küçükken kovaladığı için ondan korkuyorum biraz. Bir de diğerlerinden bir ikisi de benden hiç korkmuyorlar. Üstlerine atlar gibi yapıyorum bazan canım sıkılınca koşup koşup, onlarda “gak gak gak” diye bana saldırıyor, büyük olan da geliyor hemen. Hayır, atlayacağım üstlerine ama gagaları var, çok sert vuruyor. Bunların evi ayrı. Annemle babam arada bir oraya girip bunları kucaklarına alıp seviyorlar, çok kıskanıyorum ben de giriyorum içeri. O zaman bana kızıyorlar ama anlamadım neden kızdıklarını. Ben onların kızı değilmiyim? Ben de onlar görmeden giriyorum. Horoz ve tavuklar anında ortalığı yıkıyorlar ve  bağıra çağıra annemi ya da babamı çağırıyorlar. Onlarda “çık oradan hemen Sürmeli!” diye koşarak geliyorlar. Ben anında kaçıyorum, zor yakalarlar. Ama bir iki kere babam yakalayıverdi boynumdan. Ben kızacak diye beklerken bu gene kucağına yatırdı başladı şapır şupur suratımı öpmeye! Annem kızdı “yapma şöyle şımarıyor bu sonra” Kümeste yakalanmanın ya da görülmenin cezası var. Babam beni tuttuğu gibi ayaklarımı, yüzümü, sırtımı, karnımı yıkıyor, kuruluyor. Pek hoş bir şey değil ama katlanıyorum artık.

13092013(003)Lavabo deyince, madem lavaboda yıkanılıyor, su neden içilmesin diye düşündüm bir gün. Yıkandığım lavaboya çıkamıyorum ama.  Annem koltuk üstlerinde, şöminenin üstünde, pencere kenarlarında falan dolaşmama kızmaz pek ama, mutfak tezgahına çıkmama sinir olur. Ben de bunu ona görünmeden yapıp iniveriyorum. Ama o musluktan akan suyun tadı ne kadar güzel? Her gün bir iki kez mutfaktaki lavaboya gidiyorum. Gören birisi gelip musluğu açıyor, kana kana suyumu içiyorum. Hem ev benim değil mi? İstediğim yerde yatarım, uyurum, gezerim! Ama yemek kabım ve tuvalet kutumun yeri değişmeyecek.

Biraz daha büyüyünce annemin, babamın ve ablamın konuşmalarını anlamaya başladım. Ha, bir ablam daha var benim. O ,  eve ilk geldiğimde yoktu, sonra geldi. O da beni görür görmez kucağına alıp garip sesler çıkararak mıncıklamayı ihmal etmemişti. Bu küçük ablamın sesi, büyükten daha da ince. Bunların babamın ve annemin yavrusu olduğunu kendiliğimden anladım ama nasıl anladım bilmiyorum ben. Babamla annemin bunlara da bir şey söylediğinde yaptıklarından anladım belki. Bu yakınlarda bir gün kalabalık ve eğlenceli bir şeyler oldu evde.  Babam beni üst katta bir odada yatırmıştı, uyuyordum. Bir ara bakınca küçük ablamın beyaz bir kıyafet giyerek evden gittiğini gördüm. Bir daha gelmedi. Bilmem nereye gitti ama özledim onu ben. Çok kalabalık ve gürültülü idi o gün. Ablam da çok güzeldi. Karışmadım ben bir şeye. Karnım toktu, tuvaletim de yoktu, yattım uyudum. Uyumayı sevdiğimi söylemiş miydim? Arada bir babam gelip “güzel kızım beniiiiim” diye beni mıncıklayıp öpmese aralıksız uyurum. Ama sevilince de güzel oluyor. Başımı ve çenemin altını okşuyorlar, karnımı kaşıyorlar, ben de mırıldanıyorum sevinsinler diye. “Bak, bak, nasıl mırlıyor” diye birbirlerine haber veriyorlar. Tuhaf bunlar yani, karnı kaşınan ve okşanan, karnı tok bir kedi mırıldamasın da ne yapsın?

Büyürken babam beni aralıklarla veteriner dediği yaratığa götürdü. Hep canım yanıyor oraya gidince, istemiyorum gitmek ama ne olduğunu anlamadan hop, orada buluyorum kendimi. Orada  oturan bir kedi daha var, onunla konuştum. Veterinerin zararsız olduğunu söyledi. Hatta, bir kedi daha varmış orada oturan. “Bu bize bakar, temizler, besler işte böyle. İyidir, iyidir” deyince içim rahatladı. Veterinere huysuzluk etmiyorum ben hiç.

Burada oturmaya karar verince zamanla annemle babamı ve ablamı terbiye etme gereği de çıktı ortaya.  Önceleri sesim çıkmadığı için tam konuşamadım evdekilerle. Nihayet sesim çıkacak kadar büyüdüğümde ise, kafaları karışmasın diye miyavlamayı tercih etmedim. Onun yerine genellikle kısa ve kesik, çeyrek veya yarım  miyavlıyorum. Mesela, canım sıkılınca birbirini takip eden iki kesik çeyrek ama farklı tonlarda. Dışarı çıkmak istediğimde tek tonda ve yarım miyav ama bir kaç kez. Anlamazlarsa daha uzun. Bunu yaparken Veranda kapısının önünde dikiliyorum. Oyun ya da sevilmek istediğimde kısa çeyrek miyavlarla karışık kısa mırıltılar. Yemek kabım boşsa başına gidip oturuyorum ve yüzlerine bakıyorum kısa çeyrek miyavlayarak…Babam eve geldiğinde uykuda bile olsam kalkıp kapıya gidiyorum ve “mırk, mırk” diyorum kısa çeyreklerle. Ben de onların dilini öğrendim.  “Şşşşşt!” kuşları rahat bırak demek mesela. Gel denince yanlarına gidiyorum, ama canım isterse tabii. “Yapma” derlerse durup bakmak lazım ters bir şey mi var diye?  “Haydi yukarı” denip de merdiven işaret edilince, üst kata çıkılması gerekiyor. Çıkınca çok seviniyorlar “Bak, bak, bu anlıyor bizi!” E salak da değilim yani, cins kedi değilim diye…Bir de bazan annnem mutfak tezgahında yakalarsa bir bağırıyor ki aman aman!  Hemen babamın yanına kaçıyorum,  evdeyse. Değilse olduğum yerde pusuyorum veya yere atlayıp sırt üstü yatıp göbeğimi gösteriyorum. O zaman annem hatamı anladığımı düşünüyor. “Gel yemek var” derlerse hemen anlıyorum. Babam bazan bana balık yapıyor, o zaman onu çok seviyorum. Tabağımı yerine koyarken bacaklarına sürünüyorum hep.  Babamla oyun istediğimde yanına gidip yarım kesik miyavlıyorum yüzüne bakarak. Sonra koşa koşa mutfağa gidip geri geldiğimde babamı yere oturmuş buluyorum, oyuna hazır durumda.  İşte böyle böyle öğrendiler benimle konuşmayı. Bu arada gözlerimden ne demek istediğimi de öğrendiler.

4  aylık olunca babam benim bahçeye çıkmama da izin vermeye başladı.  Önceleri şöyle bir dolaşırdım sebzelerin arasında. Sonra tavuklarla oynamaya başladım, derken civcivler çıktı ortaya ki onlarla oynamak  çok zevkliydi.  Patlıcanların dibine pusup kurup birden koşar sonra iki ayağımın üstüne kalkıp üstlerine yürürdüm pençelerimi uzatıp. Civcivler korkuyla kaçarken seslerine annem yetişirdi. Sonra horoz ve tavuklar da duruma el koyunca civciv oyunundan vazgeçtim. Bahçedeki çiçeklere kelebekler, çeşit çeşit böcekler ve çekirgeler geliyordu. Bunlarla oynamak daha güzeldi. Çiçeğin dibine yat, çekirge gelsin üstüne ve pat bir pençe ile çekirge yerde. Avlarımdan bir kaçını verandaya götürüp babamın ve annemin de önüne koydum gururla. Ama babam bir keresinde kızdı bana : “böcek getirme buraya aşağıda oyna ve yeme sakın!” Böcekmiş! Yemedikten sonra avlanmanın ne zevki olur ki hem?

Bahçede oynamaktan yorulunca verandada uyurdum, ya da eve girer, yemeğimi yer uyurdum. 5 aylık olduğumda uyku düzenim değişti, sabah erkenden kalkıp annemle babamın tepesine çıkmaya başladım. Annem buna çok kızdı ama alıştırdım onu. Odalarının kapısı kapalıysa kapının dibine gelip pençemle kapıyı tırmaladım kesik çeyrek miyavlayarak. Annem kıyamadı kalktı hep. Hop yatağa babamla oynamaya!. Ama artık bundan da vazgeçtim. Zaten babam her gece alıp yatağa götürüyor, canım istemezse onlar uyuyunca kalkıp kutuma gidiyorum. Sabah yemeğimi yiyip doğruca odalarına dalıyorum, ama uyandırmıyorum artık. Sessizce uyanmalarını bekliyorum. Sonra saat 09:00 civarında beni bahçeye bırakıyor. Öğleyin geri geliyorum. Patilerim, karnım, sırtım, yüzüm temizleniyor, yemek yiyorum ve akşama kadar uyuyorum. Akşam  bahçeye çıkmamı yasakladı babam artık.

Daha önceleri akşam da çıkar ve hava karardıktan sonra gelirdim. Gece bahçenin havası  dayanılır gibi olmaz. Böcek ve çekirge avı çok güzeldir geceleri. Hele bahçenin yanındaki yolu geçip karşıdaki  ağaçların ve çalılıkların arasına dalınca! Oraya başka kediler, köpekler de gelirdi. Ağaçlara tırmanırdım, inerdim, koşardım, tekrar tırmanırdım.   Bir iki defa gece yarısı eve dönünce babam çok kızdı. Sonra kıyamadı gene izin verdi akşam bahçeye çıkmama. Bir kez köpeklerin korkusundan uzaktaki bir ağaçtan inemedim ve eve dönemedim. Gece yarısı annem beni arayıp buldu sonra babamı çağırdı da kurtuldum ve babam kesinlikle yasakladı akşam gezmelerini. “Bu gidişle bunu da öldürecek o azgın köpek” diye söyleniyorlardı. Ama ben 4-5  kere daha yaramazlık yaptım. Veranda kapısından veya sokak kapısından kaçı verdim dışarı bizimkiler girip çıkarken. Annemle babam gelip yakaladılar gecenin karanlığında beni ağaçların çalılıkların arasında oynarken.

Bir keresinde aynı yerde ama daha uzaktaki bir ağaçta kalakaldım gece yarısı. Annemle babam aradı buldu yine. Öyle korkmuştum ki inemedim ağaçtan. Beni merdivenle ağaca çıkıp zor indirdiler. Artık akşam gezmeye çıkmak tam yasak oldu ve veranda veya sokak kapısı açılırken ben yaklaşırsam derhal uzaklaşma emri çıkıyor.  Ama son kez öyle bir yaramazlık yaptım ki annem bana küstü. Mutfak kapısından kaçıverdim dışarı. Komşu evin kedisiyle oynadık biraz. Sonra o evine gitti. Babam beni çağırdı ama ben hızla yolu geçip karşıdaki çalılık ve ağaçların arasına daldım, dönmedim geri. Babam gece yarısına kadar beni bekledi, arada bir bahçeye çıkıp seslendi. Bir iki defasında da ben bahçede gezerken çağırdı, koşa koşa bahçenin uzak köşesine gidip saklandım. Elinde bir ışıkla gelip beni bulunca ben bu sefer öbür köşeye kaçtım. Babam eve döndü söylenerek “yesin seni o pis köpek Misket’i yediği gibi gör gününü…” Veranda kapısı kapandı, pancurun kapanma sesi de bitti. Oh be, nihayet bahçe benimdi. Karnım çok acıktığından  çekirge ve böcek aradım, bulduğumu yedim, kuşlar için annemin koyduğu sudan içtim. Sonra gene yolun karşısına geçtim, gezdim, gezdim, gezdim. Epeyce sonra gene bahçeye döndüm. Pancur açıldı önce, sonra kapı ve babam çıktı verandaya beni usulca çağırarak. Tam merdivenin dibindeydim ama onu görünce gene bir şey dürttü,  dayanamadım ve patlıcanların dibine kaçıp saklandım. Babam hiç sesini çıkarmadan döndü, eve girdi.

Uykum gelince verandaya çıkıp kanepenin üstüne yattım. Soğuktu, karnım açtı, kimse beni mıncıklamamıştı saatlerdir. Garip garip gürültüler, çığlık sesleri, havlamalar geliyordu gecenin içinden. Birden birşey düşüp gürültü çıkarıyor, rüzgar esiveriyordu. Bir gözüm açık uyumaya çalıştım. Çok korktum. Sonra horoz öttü,  sabah oldu güneş doğdu ve kendimi gene bahçeye attım ısınmak için. Babam verandaya çıkıp seslendi beni görünce “gel kızım, gel yemek var”. Gitmedim gene, o da arkasını dönüp girdi içeri. Bir müddet sonra  yoruldum birden. Veranda kapısına gidip iki yarım miyavladım.  Bir çeyrek miyavda hızla açılan kapıyı bu kez imseler açmadı. Bir tam miyavladım sonra acıklı acıklı. Neden sonra kapı yavaş yavaş açıldı. Babam yüzüme bile bakmadan arkasını dönüp gitti. Mutfaktaki annem hiç bakmadı.

Kapı hala açık olduğu halde yemek kabıma gidip azıcık yedim, su içtim. İki tane çeyrek miyavladım ama kimse bakmadı. Sessizce merdivenleri  tırmanıp  ikinci kat uyku kutuma giderken babam yakalayıverdi beni ensemden ve doğru lavaboya… Güzelce patilerim, karnım, yüzüm, sırtım temizlendi, kurulandı. Sonra kutuma gittim ses çıkarmadan ve uyudum. Uyurken hep gelip beni mıncıklayan babam hiç gelmedi öpmeye. Akşama kadar uyudum. Uyanınca babam sevdi gene beni biraz  söylenerek ama annem ertesi güne kadar konuşmadı. Onun gönlünü almak için gece gidip yanında yattım. Babam  gece beni kollarında tutmuş öpüp severken  mırıldanıyordu “Eşşek sıpası seni, köpekler öldürecek seni, bok mu var oralarda? Ne yaptın bütün gece dışarıda, dondu di mi? Oh olsun sana. Bak Misket’i öldürdüler. Evden çıkmak yok bundan sonra akşamları. Kırarım o çenelerini senin ben…” Bu gece macerası bana da ders oldu biraz.

Şimdilerde akşam uyanınca yemek yiyorum. Sonra dayanamayıp belki bırakırlar dışarı diye veranda kapısının önünde bir iki tur atıyorum acıklı acıklı söylenerek ama kimse aldırmıyor.  Sonra babamın  pencerenin önüne  benim için koyduğu yastığa oturarak bahçeyi seyrediyorum. Gece ise babamla oynamak ister canım hep.  Oyun salonla mutfak arasında kovalamaca, saklanmaca, saldırmaca, avlanma, korkutmaca ve koluyla alt alta üst üste boğuşmanın hepsi birden veya bir ikisinden oluşuyor.  Benimle nasıl oynaması gerektiği konusunda babam eğittim epeyce. Yere pençelerinin üstüne çökerek kedi taklidi  yapmayı öğrendi sonunda!.  Gerçi tam beceremiyor, biraz komik oluyor ama  salonda halının üstünde, koltukların arasında kovalamaca ve saldırmaca oynuyoruz. Bundan sıkılınca eliyle ve koluyla kavgacılık oynuyoruz ben yoruluncaya kadar. O benden önce bıkarsa üstüne atlıyorum mırk mırk diyerek, veya kısa çeyrek miyavla tekrar çağırıyorum oyuna.  Umarım öğrenir iyice kedi olmayı. Oyundan yorulunca ya gidip kutuma yatıyorum, ya da babamın yatağının ayak ucuna.

Babam zırt pırt kayboluyor ortadan, çok özlüyorum onu. Annemi, ablamı da severim ama, babamı daha çok seviyorum, baba kedi o.

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Genel, Yaşam içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Sürmeli Kaplan…

  1. Mete Neptun dedi ki:

    Selçuk Bey, tek kelimeyle süper. Bir kediyi bu kadar güzel anlamak ve anlatmak olağanüstü bir yetenek olsa gerek. Sizi kutluyorum.. 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s