Malta’da tavşan, balık vs…

Porte de Mdina

Porte de Mdina (Photo credit: Wikipedia)

Malta’ya gidiş yorucu oluyor İzmir‘den. Sabah 05:00 uçağı ile Istanbul‘a uç, ve 09:55 Air Malta ile Malta’ya uç.  Süre 2 saatten biraz fazla. Süre olarak kısa, ancak yorucu…Air Malta’nın eski Airbus uçağı ve sözünü etmeye değmez servisi de yorgunluğa ilave edilebilir.  İş için gidince böyle oluyor. Şimdi THY de uçuyor Malta’ya. Gezi için gidilecekse gidişte de dönüşte de THY’nin tercih edilmesi isabetli olur. Hem uçaklar daha iyi hem de Akdeniz‘i geçerken adam gibi kahve içip karnınızı doyurabilirsiniz.

İş için gidince vakit kısıtlı oluyor, dolayısıyla gezip görme imkanı da çok az oluyor. Malta tarihe meraklı insanlar için bir hazine niteliğinde. Malta kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Bana kalırsa orada sıkılmak söz konusu olmaz bir ay dahi kalınsa. Bir hafta kalınırsa belki tüm önemli yerler görülebilir, Mdina, Three Cities başta olmak üzere.  Malta insanı tipik Akdeniz insanı İngilizlerle karışmalarına rağmen. Bir Maltalıyı alıp İzmir’e getirin, ayırt edilemez İzmirliden.

Malta mutfağı ise bize hiç yabancı değil, yerel yemekleri dahil. İtalyan, Fransız, İngiliz ve hatta Arap etkisinde bir mutfağı var. Pizzalar nefis, deniz ürünleri bizdeki kadar çeşitli olmasa da hep taze. Yerel mutfak ürünü olan tavşan harika falan filan. Asla aç kalınmaz yani. Yerel şarapları da güzel.  Deniz kenarında uzanıp giden cadde ve bu caddelere açılan sokaklar kafe, pizzacılar başta olmak üzere lokantalarla dolu.

malta 018

Bu açıdan da Malta’nın İzmir’den pek farkı yok.  Bazı pizzacılar Malta’nın en iyisi olduklarını iddia eden tabelalar asmışlar. Benim müdavimi olduğum Ir-Rokna Restaurant and Pizzeria ( üstünde de bir otel var) ise Malta’nın en eski pizzacısı (yanda bu minik, sevimli restoran)  olduğunu belirten büyük bir tabela asmış kapısına. 

iı rokna pizza

                                                                           

Onu bilemem ama pizzalarının enfes olduğunu biliyorum; özellikle deniz ürünlü olanı! Gerçi yandaki resim deniz ürünlü olan pizza değil ama bu da enfes idi.  Ir Rokna pizza yanında başka güzel lezzetler de sunuyor. Fiyatlar da makul. O koca pizzayı bitirdikten sonra bir saat kadar yürümek farz oluyor.  

Malta 092013 005

Pizzalar yapan ustalara göre değişiklik arz ediyor doğal olarak. Sanırım Valetta’da (başkent) limandaki restoranların birisinde yediğimiz deniz ürünlü pizza da dehşetli bir şeydi.

Yerel mutfakta Malta tavşanı da önemli yer tutuyor. Malta’ya gidince tavşan yemeden dönmemek gerekir.  Tabii yöresel şaraplardan birisinin eşliğinde. Ben tavşanı iki yerde denedim. İlki, adını anımsamadığım, deniz kenarında, bizim Foça‘ya çok benzeyen küçük bir yerleşim yerinde 

Malta 032013 030 kırpık

küçük sevimli bir lokantada ve yöresel kırmızı şarap eşliğinde.

Malta 032013 032 kırpık

Aslında balık yemeye gitmiştik ama tavşanı duyunca dayanamadımdı.           Malta 032013 043              

Yerel kırmızı şarap da, tavşan da güzeldi.Malta 032013 038

İkinci tavşanı  Spinola Bay’de, Rafael Restaurant’ta yedim, yerel bira eşliğinde ve koyu seyrederek. İkisi de güzel olmakla birlikte, Rafael’ dekinin daha leziz olduğunu söylemem gerek.

Rafael’e giderken yağmurdan ıslanmış olduğumdan tavşanı yerken foto çekmek falan aklıma gelmedi ama önümdeki koyun resmi aşağıda.

malta 016 kırpık

Rafael Restaurant, solda, iki şemsiyenin göründüğü aralıktan merdivenle çıkarken hemen sağda. Kapalı şemsiyeli bahçe de oraya ait. Bu fotoyu çekmek için durduğum noktada, diğer pek çok restoranla birlikte meşhur Peppino’s Restaurant var.

Peppino 3 (belki 4) katlı küçücük bir yer.  Caddeden merdivenle çıkılıp ilk kata giriliyor.  Rezervasyonsuz yer bulmak problem olabiliyor.

En üstündeki teras katında önünüzde uzanıp giden denize bakarak balık yemek çok güzel Peppino’s da. .  Turistlerin çok rağbet ettiği bir yer olmasına karşın fiyatları makul ve sıcak bir atmosfere sahip Peppino. Çalışanları da güler yüzlü ve sıcak insanlar. Ancak, Peppino’s da bizim Foça’da olduğu gibi kabuklu deniz ürünü, istakoz falan aramayın. Kabuklu olarak midye çeşitleri var, ama taze ve lezzetli. Balık çeşitleri de kısıtlı, neden öyle olduğunu anlamış değilim.  

malta 107

Malta’da hakim inşaat malzemesi kireç taşı. Büyük binalar da dahil olmak üzere binaların çoğu kireç taşından. Son yıllarda yapılan yeni  binaların bazıları betonarme ama mimari dokunun korunmasına çalışılıyor.   Aşağıdaki eski bir bina örneği.

malta 086

İç sokaklardaki binaların ise tamamı kireç taşından; malta 094 kırpıkgeleneksel mimari özellikleri de taşıdıklarından bu dar sokaklarda  dolaşmak çok ilginç oluyor. Gez gez bitmeyeceği için kesinlikle spor ayakkabıları ve kıyafetleri ile yola koyulmakta yarar var.

malta 014 kırpık

Soldaki fotoda Spinola Bay’e inen merdivenli yol…Inerken solda Cafe Rafael var.

Her tarafında tarih var Malta’nın. Beklenmedik bir anda 16-17 yy. kalan bir yapı ile karşılaşmak mümkün. Bu yaşayan bir bina da olabilir, bir kapı da, kale duvarı parçası da. Valetta ve Three Cities taraflarındaki surları görünce zamanında Malta’yı ele geçirmeye çalışan Kanuni’nin ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduğu görülebiliyor. malta 074 kırpık

malta 042 kırpık

Bu yanda görülen, bir otel ve kumarhane kompleksine  giriş kapısı da eskilerden kalma.

Malta’yı çevreleyen deniz tertemiz. Arıtma tesislerine gidiyor tüm kanalizasyon.  Bu foto St. Julian’s‘ın en kalabalık yerlerinden birindeki ünlü bir plaja ait.  Eylül ayında çok şiddetli bir yağmur  fırtınasından  hemen sonra çekildiği için plaj boş. 

malta 029 kırpık

Malta’da  Eylül ayının ilk haftaları tehlikeli anladığım kadarıyla.  Yukardaki fotoğrafın alındığı seyahatte uçak fırtına nedeniyle  havalananamadığından Air Malta 2 saat geç gelmişti Istanbul’a. Ertesi gün ise bir gün önceki günden eser yoktu. Bir başka seferinde ise bir kaç saat otelden dışarı çıkamadım şiddetli yağış nedeniyle. Sokaklardan ve caddelerden denize doğru adeta nehir oldu aktı sular. Yağış bittikten bir iki saat sonra ise her şey normale döndü; sanki hiç yağmamıştı yağmur. Yağmura rağmen hava sıcaklığı yüksek olduğundan (30 derece civarı) her yer kurudu. Üstünüz başınız ıslansa bile onlar da kuruyor; zaten bir şort ve tişort…

Aşağıda foto ise Sliema’dan…kireçtaşından bir sahil 🙂   Biraz daha ilerde deniz kenarına kurulu kafeler şezlonglarıyla birlikte tıklım tıkış dolu.Malta 092013 008

Malta’nın toplam nüfusu 450.000 kadarmış. Sahil boyunca caddede ilerlerken hep aynı şehirdeymişsiniz gibi hissetseniz bile bir şehirden diğerine geçiveriyorsunuz. Hangi şehirde olduğunuzu onlar biliyor elbette ve haritadan da anlaşılıyor. Ama mesela St. Julian’s’ın  bitip Sliema‘ya geçildiğini yakalamak Maltalı olmayan için imkansız. Sıradan bir yol tabelasında Sliema yazıyor o kadar. Yol, binalar, sokaklar kesintisiz devam ediyor.  İlerlerken yanınızdaki sol tarafı işaret ederek ileride koyun karşı tarafında denizin üstünde yükselen  yerin de  Üç Şehir ( Three Cities ) olduğunu söylüyor. Baktığınız yerde kesintisiz tarihi binalar, kaleler vs var…Üç ayrı şehir varmış orada eskiden ve şimdi orası bir şehir, tıpkı Sliema, St. Julian’s ve diğerleri gibi. Malta’nın tamamı böyle şehirlerden oluşuyor, eskiden kale duvarları ile çevrili olan şehirlerden….Bu duvarların bazıları hala duruyor. Koyların nerede ise tamamında marina var tüm marinalar tıklım tıkış dolu.. Aşağıda 

Malta’nın kendi dili var, Maltaca (Maltese Language) . Arapça gibi derin genizden gelen ama Arapça ile alakası olmayan bir dil. Hepsi İngilizce de konuşurlar, ama bazılarınınkini anlamakta zorluk çekilebilir. Maltacayı anlamak zaten söz konusu değil. İngilizce, Italyanca, Fransızca vs hiç benzemiyor.

Malta zengin bir ülke değil, fakir de değil. AB üyesi, önemli fonlar alıyor ve sanki bunları da yerinde harcıyorlar gibi. 2013 Mart ayında yapılan seçimle 10 yoldan fazladır iktidarda olan ve artık rüşvet vb dedikoduların ayyuka çıktığı hükümet  neredeyse oy çokluğu ile indirildi, yerine de İşçi Partisi geçti. 3 gün kutlama yaptılar.

Ara sokakların bazılarında ve bazan da ana caddelerde hiç beklenmedik bir anda çöp yığınları, eski ve izbe bir bina ve içine doldurulmuş kıvır zıvır görmek hoş olmasa da Malta genel olarak temiz. Temiz tutmak için de aralıksız çalışan ekipler var.

Türklerin hiç alışık olmadığı bir nezaket kuralları var : Işık olsun olmasın ayağınızı kaldırımdan yola indirmeye başladığınız (indirdiğiniz değil!)  durmayan otomobil sürücüsü yok!

Çok isterdim ama gezilen ve görülen yerler kısıtlı olduğundan bu yazı tam anlamıyla bir seyahat  yazısı değil.

Özetle, Malta gidilip görülesi bir yerdir. Orada asla aç kalınmaz, fiyatlar uygun, yemekler güzel, kalınacak temiz yer çok, eğlence bol!

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Seyahat, Yemek içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s