30 yaşındaki kadın, veya Banu’nun öyküsü…

Balzac’ın 30 Yaşındaki Kadın adını taşıyan hüzünlü bir romanı vardır. Markiz Julie d’Aiglemont’un öyküsünü anlatır roman. Kocasına aşık olarak evlenir Julie, ancak bir süre sonra kocasının ilgisizliği karşısında doktoruna tutulur. Doktor da bir süre sonra ölür. Markiz bir  başka adamın metresi olur. Sonrası bir sürü problem… Ne zaman 30 unda bir kadınla tanışsam aklıma Balzac’ın bu hüzünlü romanı gelir, hiç ilgisi olmamasına karşın. İnsan beyni anlaşılmayacak kadar tuhaftır: eski büyük kalorifer kazanlarını görünce de Sardalya Sokağı ve Tatlı Perşembe gelir aklıma. Neyse…

Benim tanıştığım kadın, Banu, 30 unda değil, 46 sındaydı kendisini tanıdığımda. Her şeye karşın, onu tam olarak tanıdığımı da söyleyemem.  Resmi sınırların dışına az taşan geçici bir arkadaşlıktı bizimki. Kesintili karşılaşmalar ve konuşmalardan ibaret kaldı herşey. Buna karşın bu karşılaşmalar ve konuşmalarda Banu’nun hüzünlü denebilecek öyküsünü öğrenebildim. Tamamen bir tesadüf eseriydi ilk karşılaşmamız ve konuşmalarımız; takip edenlerin de hepsinin planlı olduğu pek söylenemez. Aynı bölgelerde yaşayan, benzer faaliyetleri yapan insanların pek çoğu gibi değişik yerlerde bir araya geldik. Uzun yürüme saatlerinde, kafelerde… Yaşı çok zor tahmin edilen insanlardan birisiydi. Öyküsünün de Balzac’ın romanı ile pek bir benzerliği de yok gerçi ama üstat yaşasaydı ve dinleseydi eminim güzel bir roman çıkarırdı bundan da.

1. Karşılaşma –  Sahil kenarında bir bank

Ne zaman ne yapacağı pek belli olmayan insanlardanım ben. Bütün günü boş geçirdikten sonra gidip sahilde denize karşı olan bankların birine oturmuştum akşam güneşine karşı; hiç bir amaç gütmeksizin öyle denize bakıyordum. Böyle zamanlarımda kendi kendimle hesaplaşmak, derin düşüncelere bakmak gibi bir alışkanlığım yoktur. Martılar, başka su kuşları, güneşin inen ışıkları, denizin mavisi, denizden gelen esinti, yakındaki iskeleye yanaşan vapurlar, önümdeki yolda bir aşağı bir yuları yürüyenler…Hepimiz öyle oturuyorduk işte. Günlük benliğim çeker gider bir yerlere böyle zamanlarda. Yürüyenleri izlerken sağa sola dönen başım bazan bundan sıkılıp tepemdeki maviliğe, bazan da denize dönüyordu. Zamanla diğer banklar yavaş yavaş doldu. “Birazdan münasebetsizin birisi gelir çöker yanıma, kesin”. Sağ tarafımdan yaklaşmakta olan genç bir kadını gördüm, siyahlar içinde. Kapri denilen kısa paçalı dar pantolon, üstüne indirilmiş kolsuz siyah gömlek, siyah güneş gözlükleri, omuzlarına kadar inen siyah saçlar.  O yaklaştıkça ayıp olmasın diye kendimi ittirip başımı denize çevirdim tekrar, ilgisiz görünerek. Kapri pantolon herkeste iyi durmaz ama buna yakışmıştı sanki? Önümden geçip giderken daha iyi görebilecektim. Siyahlar gittikçe yaklaştılar ve  beklentimin tersine oturduğum bankın diğer ucuna oturuverdi genç kadın.  Bildiğimiz bir güzel insan…Buralarda çok olur, işten çıkan genç kadınlardan birisiydi işte. Birazdan erkek veya kız arkadaşları gelir, güle oynaya giderlerdi.

İlgisizce başımı çevirip belli belirsiz gülümsedim ve iyi akşamlar diledim, buralarda herkesin yaptığı gibi. O da aynı şekilde karşılık verdi. Başım denize dönerken o çantasını karıştırıp bir sigara paketi çıkardı; sigara da değil, şu sigarillo denenlerden.

“Pardon, rahatsız olur musunuz?” Kalınca sesi geldi kulağıma. “Bu yaşta bunu içersen sesin de böyle olur canım.” İçimden geçen yerine rahatsız olmayacağımı söyledim. Hatta kokusunu sevdiğimi, arada bir kendimin de tüttürdüğünü ekledim.  İnsanları rahatsız etmekten çekindiğini söyledi yavaşça mavi beyaz dumanı üflerken.  Deniz, parfüm ve tütün kokusu bir an birbirine karıştı. “Eşimden alıştım buna” Evliymiş hem de, olabilirdi tabii, yaşı uygundu ve bana da neydi ki zaten. Bozulan yalnızlığımın verdiği sıkıntı içinde ne yanıt versem diye çabaladım bir an. Nezaket olsun diye konuşan insanları rahatsız etmekten hoşlanmam. İmdadıma spor giysili iri yarı bir genç yetişti. Hızla yaklaştı ve genç kadınla aramıza oturuverdi pat diye. “Anne, ben akşam geç gelsem olur mu biraz eve?”

Şaşkınlık içinde denize bakar gibi yaptım bir süre. İkisi bir şeyler konuştuktan sonra delikanlı geldiği gibi hızla uzaklaştı.  Gözümün ucuyla 25 hadi bilemedin 30 unda diye tahmin ettiğim kadının 13-15 arası bir oğlu olması bütün dinginliğimin geri çekilmesine ve günlük benliğimin koşarak geri dönmesine neden oldu her nereye gittiyse. Başımı çevirerek geniş siyah gözlüğe odakladım bakışımı. Yüzünün pürüzsüz beyaz cildi ile siyah gözlüğün tezatı komik geldi bir an:  “Pardon, sizin oğlunuz mu gerçekten? Çok genç görünüyorsunuz…”  Birden, ince dudakları yayıldı ve gözlüğünü sağ eliyle saçlarına kaldırıverdi. İşte o zaman ne kadar yanıldığımı anladım.  Göz altında belli belirsiz gölgeler ve göz kenarlarında oluşmaya başlayan hafif kırışıklarla 35 den aşağı değildi bu kadın, belki bir iki yaş daha fazla.  2o sinde de evlenmiş olmalıydı. Açık kahverengi gözlerinden akşam güneşi yansırken teşekkür etti. Böyle durumlarda söylenen nezaket cümleleri havalarda uçuştu. Sakin bir sesle ekledi gözlüğünü tekrar gözlerine indirirken: “Çok hoşsunuz, ben 46 yaşımdayım” Bir şey dememe vakit kalmadan telefonu çaldı, samimi bir ses tonu ile yanıtladı, eşiyle konuştuğunu düşündüm. Telefonu kapatırken ayağa kalktı, ben de kalktım refleks olarak. Elini bana doğru uzattı “Banu benim adım, memnun oldum, iyi akşamlar diliyorum”  Adımı söyledim ben de. Arkasını dönerek yürümeye başladı.

2. Karşılaşma : 1. karşılaşma ile aynı alandaki yürüme yolu.

10 km yürüyüşü tamamlayarak çimlerle kaplı alana yöneldim. Sağımda tel örgülerle kapalı alanlarda basketbol ve tenis oynayanlar vardı. Onları geçerek sahil bandı boyunca, ancak iç kesimde uzayıp giden bisiklet yolunun diğer tarafındaki kafeye daldım ter içinde. Benim arkamdan da Banu girmiş olmalı ki kafama göre bir masa bulmak için etrafımda dönerken burun buruna geliverdik. O koca güneş gözlüğünü saçlarının üstüne çıkarıyordu.

Aynı masaya oturduk. Konuşmalar ikinci karşılaşmaya neden olan spor, yürüme, sağlık ile başladı, sağlıktan kendiliğinden yakın çevreye, arkadaşlara ve onların spor-sağlık durumlarına zıpladı ve nihayet ailelere, çocuklara geldi dayandı. İşte o gün Banu’nun eşinin bir yıl önce vefat etmiş olduğunu öğrendim, 70 yaşındayken. Ben şaşkınlıkla hesaplamaya çalışırken Banu kahvesinden bir yudum aldı ve “25 yaş fark vardı aramızda” dedi kendi kendine. “Bana oğlumu verdi, birlikte büyüttük yapabildiği kadar. Geçen yıl kaybettik. Nefes darlığı, kalp yetmezliği hepsi bizi buldu sanki. Oysa çok iyi bakardı kendisine, bana da, oğlumuza da…Ben onun sayesinde böyleyim” Yüzünü yaklaştırarak sesini alçalttı ” yalnız saçlarım boya, çoğu beyazladı çünkü” İnanmaz gözlerle yüzüne bakınca gülerek bir gün göstereceğini söyledi kahvesini bitirirken. Yavaşça yerinden doğruldu ve yürüdü gitti ağır ağır. Bu kez utanmadım ve gidişini izledim. Oğlunu görmesem inanmazdım asla yaşına.

3. karşılaşmamız kararlaştırdığımız gibi bir yürüme programında oldu bir grupla birlikte. Bundan sonraki karşılaşmalar ise yapabildiğimiz kadar planlı oldu. Bu yürümeler ve dinlenmeler sırasında konuştuğumuz pek çok şey arasında  o çok istemese de anlatmayı, 25 yaş farkla evlenmesinin nedenlerini öğrenebildim. Zamanla o kalın sesine alıştım, ki bana göre yüzü ve bedeni ile tezat teşkil ediyordu. Onun değişik zamanlarda ve yerlerde kısa kısa aktardıklarını birleştirince öyküsü de ortaya çıktı.

Banu ilk ilişkisini 25 inde, hostes olarak çalışırken  yaşadı. İki yıl içinde 20 kilo aldı ve intihara sürüklendi. Nedenini bilmiyor, ilk sevgilisiyle nasıl bir ilişki içinde olduğunu hiç anlatmadı. Arkadaşlarının yardımı ve telkinleri ile ilişkisine son verdi. Hostesliği de bıraktı ve tedavi oldu.  Kilolarından kurtuldu ama göğüslerinin sarkmasının önüne geçemedi. Bunun için daha sonraki yıllarda, kendi deyimiyle bıçak altına yattı. Bedensel başka problemi veya tamiratı olmadı  Allah’a şükür. Şehir değiştirdi. 28 inde ilk eşiyle tanıştı, büyük aşk yaşadılar. Eşinin arzusuna uyarak işinden ayrıldı; varlıklıydılar. Eşi zaman zaman tepen ruhsal dengesizliğinden ve intihara meyilden kurtulması için çok yardımcı oldu. Zamanla ilaçlardan dahi kurtuldu. Hayat güzeldi. Banu çocuk yapmak istedi ama bir problem belirdi zaman içinde. Çekici ve kendi deyimiyle istekli bir kadın olmasına karşın, evliliklerinin 2 yılına doğru eşi ondan uzaklaşmaya başladı. O çok istemesine karşın eşi çocuk yapmak da istemiyordu bir türlü. Nedenini hiç anlayamadı. “Adam eve geliyor, alıyor gazetesini, kitabını başlıyor okumaya, o olmazsa tv var, maç var, bilgisayar var…Acaip sıkılmıştım ben ama,  tahmin edemezsiniz!”  Eşiyle konuşarak durumu anlatmaya, anlamaya çalıştı bir müddet ama birşey değişmedi. Tekrar bunalıma kaymaya başladığını görünce  yaygınlaşmaya başlayan Internet sohbet odalarına takılmaya başladı, ardından da ICQ adlı sohbet programına. Bir sürü arkadaşı edindi ICQ da. Ve nihayet çareyi kendine bir şekilde bir erkek arkadaş bulmakta gördü. Buldu da gönlüne göre birisini. “İnanmayacaksınız ama Internette tanıştık hem de. Bir zamanlar ICQ vardı bilir misiniz? Orada takma adını gördüm, çok ilginç geldi. Mail yazdım adresine öylesine ve 2 gün sonra yanıt verdi. Bir müddet ICQ de görüştük. Tesadüfe bak ki o bizim eve 300-400 mt mesafede oturuyormuş. Çok şaşırmıştık buna.”  Sonra bir gün zeytinyağlı enginarı çok sevdiğini söyledi adam, Banu da ona pişirebileceğini söyledi. Buluşmanın gününü, saatini ve yerini kararlaştırdılar. Banu üşenmedi, kalkıp enginar pişirdi, güzel bir tabağa koyup paketledi ve evine yakın ana cadde üzerindeki buluşma noktasına yollandı. “Kolsuz kırmızı bluz ve siyah etek giymiştim, bu ilk karşılaşmamız olacaktı” Hiç bir şey umurunda değildi, kalbi ağzında buluşma noktasına vardığında kavşaktan koyu renkli büyük bir otomobil döndü ve önünde durdu. O idi gelen.  Kapıyı açıp süzülüverdi otomobile. El sıkıştılar ” Bana doğru uzanınca yanağımı uzattım mecburen.”

Banu bu adamı sevdi. Adam da onu.  Sevgili oldular. Hiper marketlerde, gözden uzak kafelerde buluştular. İki otomobille ayrı ayrı buluşma noktasına gidip tek otomobile geçtiler. Cep telefonu ile aralıksız mesajlar gönderdiler birbirlerine. Ve bir gün adam onu öpüverdi. “Evli olduğumu başından beri biliyordu. Yaptığım büyük yanlıştı, ona da söyledim ama kendime de engel olamadım ki. Konuşup dertleşecek doğru dürüst arkadaşım bile yoktu burada”  Çok bunaldığı bir gün adamın evine gidiverdi. “İşte öpüşüp koklaşma falan, başka birşey yapmadık. Ben adım atmayınca o da üstüme gelmedi” Ama ikinci seferde böyle olmadı. “Beni istediğini her fırsatta söylüyor, belli de ediyordu. Ben de istiyordum onunla olmayı. Çok rahatlatmıştı beni orada burada buluştuğumuzda konuşurken. Eşimin problemlerini anlattım ona, çocuk istediğimi ama eşimin istemediğini falan. Eşimin benimle uzun süredir yatmadığını açık açık söylediğim zaman şaşkınlıkla bakakaldı yüzüme.” Adamın evindeki ikinci buluşmada olanlar oldu. “Çok istedi beni ve ben de onu istiyordum. Gene de bir süre kendine hakim oldu onunla olmak istediğimi ama eğer bunu yaparsam bir daha kendisini hiç görmemek isteyebileceğimden korktuğumu söylediğimde”  Sonra ikisi de çözüldüler ve Banu o gün sevdiği adamla birlikte oldu. “Huzursuzluğumdan doğru dürüst olmadı ama yattım gene de onunla. O üzüldü benimle yattığı için, onu bir daha görmeyeceğimden korktuğunu söyledi. Kıyamadım ona, bırakmadım, bırakmaya da niyetim yoktu o zamanlar” Ancak Banu’nun bu sonu olmayan ilişkisi beklenmedik biçimde hepsi hepsi 3-4 ay sürdü ve aniden sonlandı. “Meğer bunların hepsi hikayeymiş!” Bir gün eve geldiğinde eşini intihar etmiş olarak buldu. “Evet beni intihardan kurtaran adam intihar etti. Nedenini bilmiyoruz. Belki de onu aldattığımı anlamıştır ama ondan çok önce tuhaflaşmış ve uzaklaşmıştı benden zaten”   Garsona işaret ederek bir fincan kahve istedi. Gözlüğünü gözüne indirip güneşe çevirdi yüzünü, ben yoktum artık orada.

İntihar eden eşin cenazesinden sonra kayın valide ile büyük problemler baş gösterdi. İstemediler onu. evini boşaltmasını, eşyalara dokunmamasını istediler. “Suçladılar beni…” Sevgilisine dolaylı olarak haber gönderebildi sadece ve şehri terk ederek doğduğu şehre ailesinin yanında  geri döndü. Buraya da hafta sonları, tatillerde gezmeye, alışverişe gelir oldu. 3-4 aylık sevgiliyi bir daha asla görmedi, aramadı.

30 yaşına bastığında bir halkla ilişkiler firmasında çalıyordu. “Kırık dökük ve korkaktım.” Sonradan eşi olacak olan beyle tanıştı bir yemekte. “Hani derler ya, babasından sevgi görmeyen kadınlar evlenir babaları yaşındakilerle falan diye, alakası yok. Yani en azından benim durumumda yok. Benim babam bizi gül gibi büyüttü. Bu başka bir duygu anlatılamaz”  Elindeki su bardağını kafasına dikti. “Enginar seven sevgilim de 15-16 yaş büyüktü benden.” Gözlük saçların üstüne kaldırıldı: “Senin de bunu anlayabileceğini sanmıyorum!”

Bir şekilde eşiyle değişik ortamlarda tekrar tekrar bir araya geldiler.  İlginç  bir insandı eşi. Kaba desen kaba, ince desen ince değildi. Kimsenin bilmediği şeyleri bilirdi, kaynak göstererek hem de. Sorulmadan lafa söze karışmazdı pek, ağzını açınca da dinletirdi. “Dinlenmediğini anlarsa çok bozulur, kalkar giderdi. evlendikten sonra düzeldi biraz” Gençliğinde uzunlu kısalı ilişkiler yaşamış, artık kendi dünyasında  ve kendi halinde efendi bir insandı eşi. Önce grup halindeki yemeklerde  yan yana oturmayı tercih etmeye başladılar. Banu bu adamın  sessizliğinden, kendisine hitap tarzından hoşlandı zaman içinde. Ardından ikili yemekler başladı ve bunu günü birlik şehir dışı geziler izledi, telefon konuşmaları izledi. Birlikte puro ve sigarillo tüttürme partileri yaptılar neşeyle. Banu eski korkularını attı üstünden onunla gezerken. Rahatladı. “Dere tepe demeden keçi gibi yürüyüp koşuyordu benimle” Elindeki sigarillonun külünü silkti masanın üstünde duran tablaya, yüzünü buruşturarak: “Bir de şu zıkkımdan kurtulabilseydi!” Başını eğerek göğsündeki hayali külleri üflemesini seyrederken boynundaki olmayan çizgileri seçmeye çalıştım yine.

Banu, bu gezip tozmalardan, birlikte yemek yemelerden sıkılıverdi bir gün. Nereye varacaksa varsındı artık. Bir gece yarısı, hem de bir çorbacıda adama kendisiyle evlenmesini söyleyiverdi! “Baktım o yapmayacak, benden hoşlandığı her halinden belli. Biliyorum yaş farkından korkuyor. Ne bir öpüşme, ne bir sarılma, aylarca el ele tutuşup gezme, eğlenme sürdü gitti. Denemedi bile öpmeyi.” İnce dudakları tebessümle aydınlandı: “Beni öpmesi için ilk davranan ben okacak değildim ya!…Ama sonra daha ağırını yaptım ve ona evlenme teklif ettim”  Sabaha kadar yaş farkı, Banu’nun ailesi ne der, adamın ailesi ve çevresi ne der tartışmaları yaparak  adamın evinde oturdular. İlk kez o zaman öptü adam onu. Banu, kendi ailesi ile eşinin çevresi ve ailesinin bu durumu nasıl karşıladığını hiç anlatmadı, bir kaç kez konuyu açmama karşın. 30 yaşı bitmeden evlendiler. “Çok mutluyduk, hiç bir şey umurumuzda değildi, her şey yolundaydı.” 2 yıla kalmadan da nihayet çok istediği bebeğine kavuştu Banu, eşi 57 sindeyken. Ona kalsa bir bebek daha yapacaktı ama eşi Banu’nun kendisine vakit ayırmasını istediğini, kendisinin de Banu’ya vakit ayırmak istediğini söyledi. Malum 25 yaş farkı…Bir kaç gün tartıştıktan sonra eşine hak verdi.  16 yıl boyunca bilindik problemlerin dışında çok güzel bir evlilik yaşadılar iki yıl önce eşi rahatsızlanıncaya kadar.  Banu’nun deyişiyle o kaya gibi sağlıklı adamın akciğerleri iflas etti adeta. Bir iki kez yurt dışına dahi gittiler tedavi için ama sonuç alamadılar. “Son 4 ay ona gözüm gibi baktım, evde özel oda yapıldı hemşire, makina falan geldi…Eridi gitti gözümün önünde.” Sustuk. Devam etmesini bekliyordum. Ama o güneş gözlüğünü saçından alarak masanın üstüne bıraktı yavaşça. “Söz vermiştim ya.” Başını göğsüne doğru eğerken hafifçe bana doğru uzattı.  Parmaklarının aralarında dolaştığı beyazlamış saç diplerini seyrettim. “Haydi yürüyelim mi biraz daha?”  diye söylenerek doğruldu ve kalktı sandalyesinden. O hareketlenince arkasında güneşi gördüm denize değmek üzereydi.

Evinin yakınlarına kadar konuşmadan yürüdük. Bir yerlerde bir şeyler kopmuş gibiydi.

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Yaşanmış hikayeler içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to 30 yaşındaki kadın, veya Banu’nun öyküsü…

  1. Ceviz Hane dedi ki:

    Kendimi o kadar cok sansli hissettim ki sahip olduklarim icin… Paha bicilemez.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s