Modern Zamanlar

yağmur-ve-uçakOmuzundaki çantanın gittikçe artan  ağırlığıyla uçağın koridoruna girdi diğer yolcuların ardından. Ender gördüğü şekilde vaktinde kalkacak gibiydi uçak. Ağır ağır önündeki yolcuları  izleyerek ilerledi yerine doğru. Sekizinci sıradaydı. Yaklaştığında yerine bir kadının oturmuş olduğunu gördü. Allah kahretsindi! Hep pencere kenarında olurdu yeri, asla orta koltuk veya koridor tarafında değil. Bir kere oturduktan sonra  okumaya başlardı. Yanındaki koltuğa oturmak için gelenlerden kolayı iki kere kalkıp oturmaktan, orta koltuğun verdiği sıkışma hissinden, koridorda yanından geçip gidenlerin sürtünmelerinden, hosteslerin ikram arabasıyla dibinde dikilmesinden nefret ederdi.  Sekizinci sıraya doğru ilerledi. Bir yolcu daha sekizinci sıraya yerleşmek üzereydi. Pencere kenarındaki koltuğa oturan sarışın irice yapılı bir kadına doğru seslendi.

“Pardon, geçebilir miyim”  Eliyle nazikçe kadının oturduğu koltuğu işaret etti. Kadının kaşları yukarı kalktı bir anda ve eliyle yanındaki yeri işaret etti.

“Buyurun böyle”

“Hayır benim yerim orası” Tekrar işaret etti kadının oturduğu koltuğu.

“Ama bu C işte, 8C” dedi kadın kararlı sesi sönerek. Sonunda o koltuğun 8A olduğu anlaşılınca kadın hızla doğrularak yerinden kalktı. Özürler dileyerek koridora geçti diğer yolcu ayakta koridorda beklerken.  Bizimki de özür diledi rahatsız ettiği için. Karşılıklı “kusura bakmayın, rica ederim” ler arasında  pencere kenarındaki yerine oturdu. Çantasından tablet bilgisayarını çıkarırken sarışın kadınla sekizinci sıraya oturacak olan diğer yolcunun sesleri geliyordu.  Diğer erkek yolcu kadının orta koltuğa oturmasını beklerken o koridor tarafına oturmaya kalkınca biniş kartları kontrol edildi. Kadın yine özürler dileyerek orta koltuğa oturdu. “Ben pencere kenarı veya koridor istemiştim burayı vermişler bak şimdi…” diye söylendi bir müddet. Pencere kenarına oturan tablet bilgisayarını açmış okumaya başlamıştı bile.  Sarışın kadının sol kolu dirseğine çarpınca tekrar özürler geldi. “Ay ne güzel okuyabiliyorsunuz uçakta, ne okuduğunuzu sorabilir miyim?” “Gamow’un “Quantum Fiziğinin 30 yılı” ” dedi bizimki sarışına bakarak. “Ne güzel” dedi kadın ifadesiz kemikli yüzüyle ve başını çevirdi. Elleri  kucağında birbirine kenetlendi. Bir müddet sessizlik oldu. Quantum okuyan,  Gamow’un Bohr ile tanışmasını anlattığı kısmı okurken yanından sesler yükseldi tekrar. Sarışın kadın koridor tarafındaki yolcu ile konuşmaya başlamıştı kesik kesik. “Kusura bakmayın karıştırdım yerleri” diyordu. Uçak yolculuğundan korktuğunu, bu havada uçmaktan da korktuğunu söyledi.  Yağmur vardı. Diğer yolcu İzmirde de yağmur ve fırtına olduğunu söyledi  kibarca ve kısa cümlelerle. Kadın hala birbirine bağlı ellerini oğuşturarak konuşmayı sürdürdü :” En çok hani o en sonunda çok hızlanıyor ya o zaman korkuyorum. Yoksa uçarken bir şey yok.” İkisi sohbet etmeye başladılar. Kadının sesi zaman zaman kitap okuyanın dikkatini dağıtıyordu.

Uçak havalandı. Pencere kenarındaki yolcu  tekrar tabletini açtı. Diğer ikisi de sohbete kaldıkları yerden devam ettiler. Uçağın uğultusundan dolayı şimdi konuşmaları kesik kesik duyuluyordu. Sarışın kadın koridor tarafındaki yolcuya “Yanlış anlamayın ama ne iş yapıyorsunuz?” dedi. Gelen ilk yanıt anlaşılmayınca diğeri tekrar etti. “Direktörüm ben direktörlük yapıyorum” Sessizlik oldu. Kitap okuyan,  içinden kadın bunu anlamadı diye geçirdi ve direktörü merak etti bir an. Dönüp bakmayı bile düşündü  direktöre sonra vazgeçti bu saçma düşünceden. Direktörün kadına açıklamaları geldi kulağına: “Zarar eden firmaları getiriyorlar bana, onları kar eder duruma getiriyorum” Sarışın anlamakta güçlük çekince bunu iki üç kez yineledi. Lakin quantumcu da anlamamıştı bir şey bu direktörlük işinden. “Nasıl bir beceridir bu ya? Kim bilir? Deneyimli, kafası çalışan bir profesyoneldir belki de..” Tabletine geri döndü; Gamow Pauli’yi anlatıyordu.

Uçak İzmir’e yaklaşırken sohbet ilerleyince sarışının birisi 20 yaşında iki oğlu olduğu anlaşıldı. ” E yirmisinde evlenmiştir bu o zaman” dedi içinden Gamow’un ister istemez bazı formüllerle birşeyler açıklamaya mecbur kaldığı kısmında kitabın. Nefret ediyordu bu atom sayısı, valans sayısı, aşağı spin, yukarı spin vb ve bunlara ilişkin formüller ortaya çıkınca. Çünkü kavrama zinciri kopuyordu. O kısımlara hızla göz atarak ileri sayfalara geçerken dikkati dağıldığından ister istemez sarışının ve direktörün sesleri doluşuyordu kafasına.  Sarsıntılar başlayınca direktörle sarışının sesleri kesildi. Sarsıntı okumaya engel olacak derecede tedirginlik yaratmaya başlayınca da bizimki tabletini kucağına koyup gözlerini kapattı. Gerilmişti. O sırada sarışın kadının sesi duyuldu yine ” Vallahi biz de anlamadık ama intihar etmiş. Gencecikti de hiç bir nedeni de yoktu…” Sarsıntılar arasında sarışınla direktör ölüm, intihar konulu bir sohbete başladılar. Kadının aralıksız  ölüm ve intihar konulu konuşmasından sıkıntı basınca sarsıntıya aldırmayıp kitabına geri döndü.  Bir yandan da kadına hak veriyordu içinden. Uçmaktan korkan bir arkadaşının kitap okumasına karşı çıkıp “ya konuşalım biraz ya, sonra okursun” dediği geldi aklına. “Ne konuştuğunun farkında değil kadın korkudan, yeter ki konuşsun” diye düşündü.

Alçalma ile birlikte sarsıntılar yoğunlaşınca Kabin amirinin inişe hazırlık ikazı duyuldu. Sarışınla direktörün sesleri kesilmişti artık. Tabletini çantasına koyup sıkıca kapattı. Arkasına yaslanıp sarsıntıların bitmesini beklerken pencereden süzülen yağmur suları arasından aşağıdaki titrek ışıkları seyre daldı.

Uçak inince yolcular ayaklandılar. Önce direktör, sonra sarışın. Açığa park etmişti uçak. Yağmur yağıyordu. Hava daha uçak inmeden önce kararmıştı. Merdivenin gelip yanaşmasını izledi suların süzüldüğü pencereden. Sonra başını yavaşça sağa çevirdi direktörü görmek için. Topluca bir erkekti direktör. Hafif uzamış sakallı yuvarlak yüzü en fazla 35 yaş gösteriyordu. Kısa kesilmiş saçlarının üstünden güneş gözlüğünü  gözlerine indirdi çantasını baş üstü dolabından aldıktan sonra. “Bu şimdi direktör yani” diye düşündü. “Kimbilir belki mağazalara falan yardım ediyordur? Hem bu karanlıkta güneş gözlüğü de ne  oluyorsa?”

Koridorda ilerlemeye başlamıştı yolcular. Sarışın ve direktör silindi kafasından ve  yolcuların arasına karıştı.

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Yaşanmış hikayeler içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s