Çekirgelere dair…

Bir zamanlar tv yayının siyah beyaz olduğu dönemde Kung Fu diye bir dizi vardı. David Carradine oynardı baş rolünde. Çocukken bir nedenle uzak doğuda bulunmuş, orada bir kung fu ustasının (Master Po) yanında yetişmiş ve sonra Amerika’ya gelmiş bir insandı  Kwai Chang Caine. Güzel bir dizi olduğunu düşünürüm. Dizi Caine’in Amerika’daki yaşamından kesitler göstermekle birlikte zaman zaman geri dönüşlerle çocukluğuna giderdi zor durumlarda. Master Po, öğrencisi tarafından kendisine sorulan sorulara “Çekirge” diye başlayarak yanıt verdiği kalmış aklımda. Neden öyle hitap ederdi anımsamıyorum tam olarak. Bir bölümde Caine’in gözleri kapalı iken ayağının dibindeki çekirgeyi hissetmemesinden dolayı olabilir. O yıllarda tüm diziler Türkçe dublajlı olduğundan Ingilizce olarak ne dediğini bilmiyorum tabii.  Çekirge çok zararlı bir böcek olmakla birlikte bende olumlu şeyler çağrıştırır (bahçedeki çiçek ve sebzelere dadananlar hariç!) Caine genellikle içinden çıkamadığı çetrefilli durumda sorular yöneltirdi ustasına. Kuvvetli bir usta-çırak ilişkisi idi onlarınki. Öyle ki yıllar sonra bile Caine içinden çıkılmaz durumlarda geçmişi anımsar ve ustasının öğretisine göre davranırdı. Sonuç da hep iyi olurdu. Ne güzel….

Usta çırak ilişkileri çok önemlidir. Anadolu’muzun kültüründe yeri vardır (Ahilik). Bu günün iş dünyasında da var olduğu söylenebilir. Kim ne kadar nasıl yapar bilmemekle birlikte benim de içinde bulunduğum iş kolunda da vardır. Ya da ben öyle inanıyorum ve öyle davranıyorum.  Bilim dünyasında da usta çırak ilişkisinin var olduğunu söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Örneğin kuantum teorisinin babalarından Niels Bohr Kopenhag’daki enstitüsünde  onlarca çırak yetiştiren bir usta idi ki çıraklarının her biri daha sonra usta olmuşlar  ve çıraklar yetiştirmişler. Bunların arasında Nobel ödüllü olanlar da çoktur. Buna karşın 20. yüzyılın en büyüğü olan ve gelmiş geçmiş en büyük fizikçiler arasında en önde yer alan Einstein’ın çırak yetiştirmek gibi bir endişesi olmamış hiç. Ünlü Wheeler ile doktorasını yapan büyük Feynman’ın da öyle…

Usta olunca mutlaka çırağının olması gerekmiyor, yeter ki edinilmiş bilgi (knowledge) kalıcı olarak bir sonraki kuşaklara bir şekilde aktarılabilsin.  Bazı işler ise usta çırak ilişkisi olmaksızın öğrenilemez. Gönül arzu eder ki ustanın edinilmiş bilgisinin tamamı çırağa aktarılabilsin ama yok böyle bir şey, hayal o. Neyse ki kitaplar, yayınlar var…Çırakların kişisel profili, yetenekleri ve öğrenme açlığı da önemlidir yetişme döneminde.

Usta, çırak deyince müzisyenleri unutmamak gerekir. Burada örnekler sayısızdır. En bilinenler arasında örneğin bestecilerden Salieri ve Mozart vardır.  Bu örnekte boynuz kulağı geçmiş durumda olup Mozart gelmiş geçmiş en büyük besteciler arasındadır. Haydn ve öğrencisi Beethoven ise bir başka örnek. Piano, keman vb çalgı ustalarından ise Kempff ve İdil Biret geliverdi aklıma.  Hocaların hocası pianist ve besteci Nadia Boulanger’den bahsetmemek saygısızlık olur. Sanırım Gülsin Onay da onunla çalışma şansına erişmiş pianistlerden birisidir. Daniel Barenboim var mesela çok sevdiğim. Bu adını andığım virtüozların kaç çırağa ustalık etmiş olduklarını bilmiyorum ama çekirgelerinin hepsinin usta olmadığı muhakkak. Zaten öyle bir gereklilik de yoktur.

Çıraklık, veya yazının girişindeki adıyla çekirgelik zor iştir. Sürekli çalışmak, araştırmak, ufkunu genişletmek için tırmalamak, öğrenmeye açık olmak, hep çalışmak, ustanın söylediklerini(ve hatta daha fazlasını) yapmak, aralıksız tekrarlatan ustaya sinirlenmemek, ustanın çizdiği çerçevenin dışına izin almadan asla çıkmamak, ustanın peşinden giderken kendi kimliğini kaybetmemek (yoksa taklitçi olur çıkarsın!) ağlarken çalışmak, sinirliyken çalışmak, durup dinlenmeden çalışmak, okumak, araştırmak hep bunu yapmak vb 🙂 Çırak çırak olduğunu bilir  durumdadır genellikle. Çünkü hala pek çok şeyi bilememektedir.  Bazı durumların içinden çıkamaz çevresine, daha çok bildiğini düşündüklerine danışır durumdadır. Bazı durumlarda da  yukarıda bahsettiğim gibi “usta”sı çekirgesinin  yanı başındadır. Usta çekirgenin bildiği ancak bildiğinin farkında olmadığı durumlarda farkındalığını sağlamak ve göremediği durumları görmesi  için çabalar. Çekirge için güç ve acı acı verici olabilir bu anlar. Çırağın ustaya ihtiyacı olduğunu kabullenmemesi, onunla bilgi yarışına girmesi, anlamadığı konularda öğrenmeye çalışmak yerine itiraz etmesi kendi hayrına olmaz. Bu türlere bir müddet sonra yol verilir.  Bunda da tuhaf bir durum yok. Herkes usta olamadığı gibi herkes çekirge olmak zorunda da değildir. Zoraki çıraklar asla çekirge olamazlar.

Ustalık durumunun tanımlanmasının  ise zor olduğunu düşünüyorum. Elbette bir sözlük tanımı var. Çekirge çekirge olduğunu genellikle hep bilir durumda iken bir insanın – hangi dalda olursa olsun kendisinin usta olduğu zannına kapılması kadar komik bir durum olamaz. Ustalık bir çalgıyı çok iyi çalmak, bir işi  kusursuz yapmak vb den ibaret değildir; bir davranış setinden, iş ahlakından, yaşam görüşünden, değerlerden de  bahsediyorum.

Geçenlerde Facebook’da arada bir yazıştığımız viyola sanatçısı Ruşen Güneş’in bir notunu gördüm. Şöyle yazmış : “Bernard Haitink  ‘ Yav şu büyük sef, Maestro konusunu da amma cok büyütüyorlar ‘   gibisinden bir laf etmiş, kendisi ikisi de olduğu halde veya olduğu icin..ama nasıl sevindim bilemezsiniz…dünya benim oldu..ne de olsa eski işçiyiz..”  Bunu diyen Ruşen Güneş yetmiş yaşlarında ve işinin ustasıdır.; ama kendisi için “eski işçiyiz” diyor. Ruşen Güneş ile ta 1970 lerdeki CSO’dan aşinalığım vardır.  Haitink’i de bilirim. İkisinin de ortak yanları dikkat çekici.

Usta yaptığı işi öyle yapar ki sanki hiç bir şey yapmıyordur; yapılan iş çok kolaymış da herkes yapabilirmiş gibi görünür. Ünlü Maestro Karajan buna benzer bir şeyi adını anımsayamadığım bir başka büyük şefin ölümünün ardından söylemişti.  Ustalığa yalnızca okuyarak, konuşarak, görerek erişilmesi imkansızdır; ustalık bunların yanı sıra edinilmiş bilgiye (knowledge) dayanır ki bu durumda otorite de kendiliğinden oluşur.

İnsanın kendi kendisine artık usta oldum demesi ne kadar komik ise etrafına çöreklenmiş diğerlerinin de onu pohpohlayarak usta demeleri de o kadar komiktir. Gerçek usta asla böyle bir şey söylemez, ve kabul etmez. Lakin cehaletin kol gezdiği, koyunun olmadığı yerlerde keçiye Abdurrahman Çelebi dendiği de bir gerçektir. Kerameti kendinden menkul ustalardır bunlar. Kulaktan dolma bilgiler ve kopyala yapıştır yöntemi ile ne usta ne de çırak olunur. Gerçi şimdi her yer usta dolu. Bir şekilde denk geldiğim oluyor ya kendilerine ya da işlerine!

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Yönetim içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s