İnanılmaz Hikaye

Saf güzellikİzmir hava limanı.  Geciken uçuşlar vardı. Comfort Lounge yazan bölüme girdim. Geciken uçuşlardan burası da  nasibini aldığından sağ taraftaki koltukların hepsi doluydu. Sol tarafta pencere boyunca uzanan masada boş bir sandalye vardı. Hızlı adımlarla yürüdüm sandalyeye doğru. Çantamı sandalyenin dibine koydum, ceketimi arkalığına astım. Kahve almak için girişin sağındaki uzun tezgaha doğru yöneldim üçer beşer içeri giren yolcuların arasından; ama onlara oturacak yer kalmamıştı.

Ben uçak kaçırmaktan nefret ederim. Uçak kaçırmak tehlikelidir. Tehlike gerçekleşir de uçağınızı kaçırırsanız  önemli bir iş görüşmesine yetişemeyerek işi alamama riskiniz var olabilir. Öte yandan uçağ kaçırmak risk de olabilir. Olaylar zincirinin neresinde durduğunuza bağlı bu. Ben mesela trafikte sıkışma tehlikesini asla göze almam. Çünkü trafik sıkıştığı anda uçağı kaçırma riski de gerçekleşmiş oluyor. Birinci durumda tehlike uçak kaçırmak iken ikinci durumda zaman çizgisinde daha geri gidiyoruz trafik sıkışmasına kadar. Her neyse, uçak kaçırmak yerine hava limanına erken gelip inip kalkan uçakları, insanları seyretmeyi tercih ediyorum

Benim sandalyenin sağ tarafında genç bir erkek oturuyordu önünde küçük bir bilgisayar ve not defteri ile. Benim uçuşuma daha bir buçuk saat kadar vardı. Kahve fincanı ile yerime döndüm. Ancak fincan elimde kaldı. Sağımdaki genç bilgisayarını benim yerime ittirmiş, önüne bloknotunu açmış harıl harıl yazıyordu başı yazdıklarına doğru eğik. Beni fark etmedi bile. “Pardon, izin verir misiniz?” Alnına dökülen kumral saçlarını eliyle geriye ittirirken özür diledi. Bilgisayarını kapatarak kendine doğru çekti.  Elimdeki fincanı masaya koydum. “Kusura bakmayın dalmışım. Alışkanlık işte kağıda yazmaktan vazgeçemedim. Sonra bilgisayara geçiriyorum.” Açık renk gözleri sanki çukura kaçmış gibiydi. Gülümseyince  kırışan yüzünde gözlerinin altındaki torbacıklar daha da belirginleşti. Yaşını bir türlü kestiremedim. Kahvesinden bir yudum aldı. Elini yüzünde gezdirdi, alnını sıvazladı terlemiş gibi. “Kolay gelsin size” dememe kalmadan yazısına geri dönmüştü bile. Sağında duran bir gözlüğü elinin tersiyle bakmadan ittirerek kendine biraz daha yer açtı. Bir an bloknota sürtünen tükenmez kalem ucunun sesini duydum. Hoş sestir.

Geciken uçuşların anonslarıyla birlikte salonda hareketlenmeler olmaya başladı. Daha vakit vardı benim uçağıma. Yanımdaki alnını sıvazlayarak yazmaya ara verdi ve anonsları dinlemeye başladı. Kendime filtre kahve almak üzere kalktım yerimden ve salonun diğer ucuna doğru yürüdüm. Yerime geri dönerken yan komşumun gitmiş olduğunu farkettim. Elimdeki kahveyi masaya koyarken genç adamın harıl harıl yazı yazdığı bloknotu masada farketmemle birlikte kaptığım gibi salonun kapısına koşturmam bir oldu ama kimseler yoktu ortada. Yerime döndüm, bloknotu masaya attım söylenerek. Adamın o kadar emeği boşa gitmişti. Neymiş? Alışkanlıkmış. Bu riski almaya değer miydi sanki? Sanki tüm hayatını kağıda yazarak geçirdi. Benim yaşımda olsa hadi neyse en fazla otuzbeşsin işte hepinizin elinde yıllardır yok tabletler yok Ipadler…Sağ eliminin tersiyle bloknotu öteye ittirdim, kahvemden bir yudum aldım ve sonra  bloknotu önüme çektiğim gibi kapağını açıverdim; bunların hepsi aynı anda oldu.

Kolay okunur  ve hatta güzel bir yazı ile doldurulmuştu not defterinin çizgili sayfaları. Yazılanları okumaya başladığımda gözlerime inanamadım. Son sayfasındaki son satırlar şöyle diyordu: “Bu yazıyı bulan ne yaparsa yapsın umurumda değil. İsimler gerçek, anlattıklarım da. İster at ister sat herkes biliyor zaten olanları ve başıma gelenleri üç beş kişi daha bilse ne olacak? Ben uçağa gidiyorum anca giderim eyvallah defter”  Uçağımın anonsu yapılıyordu. Not defterini çantamda olarak uçağa gittim.

Aşağıda Tolon tarafından yazılan notlar var. İsimlere, cümlelere fazla dokunmadım, yazım hatalarına da. Kolay okunabilmesi için  yazıyı uygun yerlerinden paragraflara böldüm sadece. Bir kaç yerde geçen küfür sözcüklerini de sansürledim.

TOLON’UN HİKAYESİ

5 Aralık 2015 İzmir. Benim adım Tolon. Ben bir salağım. Bu notu bulan istediğini yapsın. Bütün adlar gerçektir nasıl olsa kim olduğunu kimse anlayamaz yani anlayamayabilir. Kaç tane Tolon adı var ki Türkiye’de! Anlayan anlasın umurumda değil zaten bilen zaten biliyor. Adımdan hep nefret ettim. Üniversiteye kadar takma adım pantolon, pantol, pan, pantül, panpan oldu benim. Sevgilim bile panpan dedi yani.

Çok uçtum ben. Her uçuştada yanıma ya bir kazma, ya çirkin bir kadın, ya ter kokulu biri ya da bir şişko geldi. Ben pencere yanı severim. Yerime oturup arkamdan kabine girenlere bakarken canım sıkılırdı. Güzel kadınlar, erkekler gidip gidip başka yerlere benim de yanıma tipin biri denk geldi hep işte. Yanıma güzel bir kadın otursun kafamı kıracam diye söylenirdim arkadaşlara. Bir gün oturuverdi zaten hayatımın kaymaya başladığı gün o gündür haberim yokmuş!!! Tıklım tıklım dolan uçağa en sona doğru binen sarışın bir güzellikle göz göze geldik kapıdan koridora girerken. Şansıma küfrederek  gözlerimi kaçırdım. Yanımdaki orta koltuk boş ama o kesin gidip başka koltuğa oturur derken hatun geldi benim sıraya koridordaki adamı ayağa kaldırdı orta koltuğa kayarken bir hamle ile koltuğun üzerindeki emniyet kemerlerini yanlara atıverdim ki rahat otursun ama bunu nasıl yaptım bilemedim. Neyse bu yerine oturdu teşekkür ederek. Abi böyle güzel mi kokar insan? Böyle güzel mi olur? Sarışın gibi saçlar, açık renk gözler. Sonunda yanıma bir yavru düşmüştü işte o kadar sade ve güzeldiki kemerimi kontrol ederken tanışmaya karar verdim.

Uçak havalandıktan sonra servis sırasında kahve, sandviç falan derken kendimi ittirdim ben satışçıyım çenem iyidir konuşmaya başladık ama kıza baktıkça çenem kilitlenir gibi oldu bir iki kez. Konu açılsın diye adını sordum hem nezaket kuralı “Işınsıl benim adım” dedi ve ben orada bittim. Abi ada bakarmısın Işınsıl diye isimmi olur ya ama kız zaten ışıldıyor bunun babası nereden bildi de böyle ad koymuş Işınsıl diye isim varmı Türkçede ya hadi Tolonda saçma ama var işte öyle isim! Adını duyunca elimde olmadan gülümsedim “Ne güzel bir isim.” Gözleri gülerek “Değişik değil mi? Bizim aile böyledir babam yani” Kahve içmek için bardağa uzattığı dudaklarına gözlerimi dikmemek için kendimi zor tutmuştum. “Kardeşimin adı Laliya, babamız da Aytöre” dedi derin bir nefesle arkasına yaslanırken. “Aile geleneği yani tuhaf isimler bizde. benim çocuğum olursa adı ne olacak bilmiyorum vallahi” Güzel ağzı açılarak güldü. Ne haltedeceğimi bilemeden mal gibi bakıyordum ki toplandım. “Benim de adım Tolon, Pantolon” dedim güya espri yaparak ama daha söylerken pişman oldum anlamaz korkusuyla. Bir anda sol eliyle ağzını kapatarak hıçkırır gibi güldü. “Bond gibimi yani, alemsiniz ya, tıpkı babam! Gülmeye devam etti, ona bakarak ben de güldüm. Çok güzeldi. Uçak ininceye kadar  konuştuk benim de ürün sattığım büyük bir grupta satış yöneticisinin asistanı olarak çalıştığını söyledi. Ortak tanıdıklar çıktı ortaya, aynı sektördeymişiz.  Uçak daha inişe bile geçmeden karşılıklı kartvizitleri değiştirdik. Ofisler birbirinden uzakta olsa görüşmek için sözleştik. Sonra uçak indi, çantalar toplandı el sıkışıldı ve Işınsıl gitti ışıl ışıl ışıldayarak. Arkasından bakakaldım kadın görmemiş gibi. Salak olduğumu söylemiştim arkadaşlarımda dedi. İş dışında düzensiz de olsa görüştük bir müddet. Detayları geçelim 3-4 ay içinde bunu bizim şirkete geçmesi için kandırmayı becerdim ilk görüşmede insan kaynaklarından pas alıp genel müdür görüşmesine girdi ve ağzı kulaklarında çıktı. Bizim bölümde bir başka yönetici arkadaşın yanındaki boş kadroya oturtuverdiler. Her günümüz beraberdi. Geldiği günden itibaren el koyduğumdan ve referansımla geldiği için bekar kurtlar ilişemediler Işınsıl’a. Bir müddet sonra diğer arkadaşı kandırıp kendime asistan olarak yazısını çıkarttırdım. Tüm bunlar 2009 yılının başlarına kadar tamamlandı.

Abi ben bunun kadar çalışkan insan görmedim bizim şirkette. Satışta deneyimli olduğu için pazarı bilir, networku geniş, avrupadaki üreticilerle sanki kanka zannedersin kadın asistanlık değil yöneticilik yapmış. Kafa desen acayip, çene öylesine, albeninin Allah’ı var, çene desen kimse yetişemez, tavır başka. Vardır böyle adam yetiştirenler bizim sektörde yeterki insan istesin. Işınsılda Ingilizce Almanca su gibi, Italyanca şöyle böyle. Ingiliz aksanıyla konuşurken bayılırdım hele Italyanca konuşurken tutup öpmemek için zor tutardım kendimi daha sonraları tutmadım zaten.  Bizimkisi bir aşk hikayesiydi içine s(sansürledim)m. Neyse bu bize gelmek için eski işinden ayrılırken olay olduydu zaten. Bizim bölüme girince 2 sene içinde satışları sıçrattık pazarı altüst ettik kız bizim standard pazarın sağında solunda ne varsa her tarafa yürüttü beni. 2011 yılbaşına doğru Almanya’daki bir üretici Türkiye pazarı için  ikimizi aniden ismimizi vererek görüşmek için davet edince şirkette olay oldu. Bu arada ilişkimiz ast üst ötesine geçerek yakın arkadaşlık olmuştu bile.  Almanların neden satın alma değil de Satış yöneticilerini istediğini kimse anlamadı görüşmelerde satın  alma yöneticisini de dahil etmek istedik ama garip bir şekilde durum değişmedi buna satın almacılar bozulup taş koymaya çalıştılar haklı da gibiler ama genel müdür kesip atınca biz Tolon-Işınsıl ikilisi Almanyaya uçtuk. Her yer kar içindeydi ne güzeldi noel kutlamaları başlamak üzereydi yanımda sevgili adayım can yoldaşım kadın ile. Almanlarla görüşmeler güzel geçti standard alım satım miktarları, temsilcilik, fiyatlar falan filan derken akşama doğru salona orta yaşı geçkin Gözlüklü bir adam daha girdi ve doğruca Işınsıl’a gidip kucakladı. İş görüşmeleri durdu ki çok enderdir ama adam Işınsıl’ı kucaklayınca herkes sustu konuşmalarının bitmesini bekledik bunların sonra adam da gitti oturdu masanın başına. Işın bunu yıllardır tanıyor da bana söylemiyor bir de. Görüşmeler zaten bitmek üzereydi dört beş kişi vardık odada. Protokol metni gözlüklü Alman’a uzatıldı imzası için düşünmeden imzayı attı “sizden çok memnunuz” hiç unutmam o anı doğruca bize baktı “Siz kendi işinizi kurmayı düşünmüyor musunuz?” Adama bak ya ne diyor bu şimdi bir müddettir Işınsalla bi yapsak ne güzel olur kendimiz kazanırız falan diye düşünüp dururken bunu Almandan duymaktan gurur duydum biz çok iyi bir satış ekibiydik  ödüllü falan. Abi ben mal gibi şişinirken Işınsıl hanım cıvıldadı “Evet var bizim planlarımız ama henüz plan” Gözlüklü Almanın buna yanıtı “Güzel artık plan safhasını geçmenizi bekliyoruz bir daha ki satışı sadece size yapmak istiyoruz” dediğini anlamakta zorlandım. Adama saf saf bakarken ne aptal olduğumu anlamış olmalı ki parmağını sallayarak “firmanıza değil, sizin firmanıza, iş dünyası bu naif olmamalısınız”dedi ve ayağa kalktı toplantı bitti. Çok sonra öğrendimki bu Işınsal bu Almanı yıllardır tanırmış. Akşam yemekte bunlarla bir araya geldik  erken yıl başı kutlaması yapalım dediler.  Alman yanında bir başka Almanla geldi bizi tanıştırırken gelecekteki partnerlerimizle tanış dedi yeni gelene bunlara bağlı bir başka üretici. O gece yemekte yeni Almandan bizim şirketi faaliyete geçirdiğimiz an verilecek siparişi bile konuştuk. Havalarda uçuyordum, uçuyorduk Işınsal akıcı Almancası ile şakıdı bu kıza aşık oldum ben o gece. Yıllardır hayalini kurduğum kendi şirketim için fırsat ayağımıza gelmişti.

Yemekten sonra bizi bir parkın kenardındaki otele bıraktılar. Işınsalla kolkola girip karların üzerinde yürüdük. Çenesi düştü satışa oturduğu zamanlardaki gibi. Benim arabalardan birisini satabilirdik onun veya benim evi başlangıçta iş yeri gösterebilirdik tanıdığı bir mali müşavir arkadaşı vardı kuruluş işlerini yapabilirdi ne zamandır istediği bir şeydi fırsat ne güzel çıkmıştı. Yarı sarhoştum ben hiç ses etmeyince ne düşündüğümü sordu. Arabayı satmaya gerek yoktu, mali müşavir işini ben halledecektim ofis falan kolaydı ama alacağımız mala müşteriyi nasıl bulacaktık çünkü biz o pazarı tam bilmiyorduk. “Ben biliyorum haftaya bile satarım ta amerikadan getiriyorlar muadilini be hemde nasıl satarım” diye sıçradı.  Uzayacak bu konuşma kısa kesicem ben de biliyordum bal gibi yapabileceğimizi. Otele zaman zaman el ele tutuşarak döndük asansöre bindik birden öpmek istedim hatta yatmak onunla asansörün aynasındaki yansımasına bakarken sonra da odasına girmesini bekleyip kendi odama girdim masaya oturup hesap yapmaya başladım. Sadece yanağından öptüm iyi geceler ortak dedi.

Şirketten ayrılmamız olay oldu ikimizin birden iki ay içinde bıraktık işi. Işınsılın evindeki bir odayı ofis olarak gösterip limited şirket kurduk adını yazmam. Araba falan satmadım ayrılırken güzel para verdiler bize güzel ayrıldık yaşanan şoka rağmen. Şirketi resmen kurduğumuz gün Almanyaya durumu bildirdik ve pazara daldık. İşler iyi gitti kendi ofisimize taşındık yanımıza personel altlarına araba kiraladık. 50-50 idi paylarımız. Düzenli para geliyor, arada bir Almanyaya uçuyoruz, başka tedarikçiler bulduk başka alanlara daldık alıp satıyoruz para geliyor eşşek gibi çalışyoruz. Gıkını çıkarmadı o kız. Sevgilimiyiz yakın arkadaş mıyız gidip geliyordum.  Çok sevdim hala seviyorum. Bütün gün birlikte çalışıp birlikte seyahat ediyorduk bir gün dayanamadım Viyanada bir kafede kahve içerken pat diye yüzüğü koydum önüne olay orada bitti 2 ay içinde evlendik. Nişanlanacağımız güne yakın arkadaşlarda kahvaltı ederken Almanyada işi aldığımız o gün onunla yatmaya kalkmış olsaydım benimle asla evlenmeyecek olduğunu söyledi. Abi ben hep sınavdaymışım galiba haberim yokmuş salak olduğumu söylemiştim neyse evlendikten sonra da tempomuz yaşantımız değişmedi rüya gibiydi. Rüya da bitti.

Bir gin Viyanaya gidecektik iş görüşmeye ve hafta sonuna uzatacaktık seyahati bu gelmek istemediğini o işte hayır görmediğini biraz sıkıldığını söyledi. ilk kez ayrı seyahate gittim çabucak döndüm. Bundan sonrası hızlı ilerledi. İşimize ait görüş farklılıkları belirdi hızla büyüdü. Hisselerimiz eşit olmasına rağmen eskiden müdürüydüm diye ve kıdemden dolayı şirketi ben yönetirdim problem olmazdı birden ona danışmadan aldığım bazı kararlar personelle ilişkilerim problem olmaya başladı (buradaki küfürü sansürledim) karısı sanki anasından yönetici doğmuş har har har eleştiri bunlar akşamları eve de taştı soğukluk girdi aramıza. İşten ayrı çıkmalar, gün ortasında işim var deyip gitmeler falanda. Bu arada çatır çatır para basıyoruz ekip kuvvetli şirket sağlam işte iki üç yıl içinde yaptık bunu ve karı birden böyle problem. nerede ne oldu bilmiyorum psikologa bile gittim bilemedim. Sakinleştirici almaya başladım. Işınsalı da götürmek istedim bize noldu gidip danışalım diye istemedi yok bişey ya dedi kesti attı üstüne gidince de kadında zaten çene diz boyu doğuştan satıcı çenesi intihar ettirir insanı bağırma çağırma yok ama işte böyle hissettirmeyi beceriyor. Böyle olduğum zamanlarda o güzelim yüzüne bakıp bu bu kadınmı ya keşke almanyada yatsaymışımda evlenmeseyimiş bunların hiç biri olmasaydı dediğim çok oldu. Abi bu yazıyı okuyan şınu kafasına kazısın (büyük harlerle yazılmış burası) KARINIZLA ORTAK İŞ YAPMAYIN YAPCAKSNIAZDA AVUKATLA GÖRÜŞÜP ADAM GİBİ ANLAŞMA YAPIN.

Işınsıl hanımefendinin son icraatı Amerikaya gidip yeni bir kimyasal için tedarikçilerle görüime istediği oldu. Bunu da şirkette haftalık toplantıda beyan etti milletin önünde. Hep aynı üründen sıkılmış diversifikasyon iyiymiş ve gerekliymiş bu ürün çok iyiymiş iyi satarmış diye beyan etti daha pazarı yok ürünün ülkede ha. Oysa oturmuş pazarımız var düzenli para basıyoruz. Tartışma çıktı. Ekip liderlerini gönderdim odadan. Bu da çıkıp gitmeye kalkmazmı.  Meğer hanımefendi uçak falan hepsini ayarlamış bile orada tısladı bana. Karşı çıkınca istessen de istemessen de yapacam sen bilirsin dedi ve çıktı gitti. Kaldım ben (sansür) gibi. Amerikayada gitti ve döndüğünde bomba patladı zaten. Şirket çalışanlarının bir kısım çoktan ayarlanmış kendi tarafına alınmış ya hissemi satınal ya da seninkini bana sat ayrı çalışmak istiyorum buyurdular. Akşam evde kıyamet koptu zaten bir kaç aydır aramızdaki soğukluk yatakların da ayrılmasıyla şişti. Ertesi gün hop avukatlar falan bana geliverdiler. Durumu bilen arkadaşlar engel olmak istediler önce sallamadım sonra destek oldular sattım hisselerimi Işınsıl hanıma. Bu kararı aldığımın ertesi günü bu yine en üst kattaki odama geldi elinde bir fincan kahve bana uzattı Allah’ım nasıl güzel, mis gibi kokuyor yine öpmek istedim bu güzellik benim ağzıma (sansür) salağım ben uyku kalmadı.  Orada yüzüne söyleyiverdim hisselerimi satacağımı dondu kaldı “paran vardır sanırım bunu da düşündüğünden eminim” dedim. Ben onun hisselerini alırım sanıyormuş hamfendi. Varmış, olmaz mı karı paraya boğuldu 3-4 yılda. Bir iki gün içinde devir işlemleri bitti odamdan bilgisayarımı telefonumu alıp çıktım ceketimi almadım anasını satayım ceketini alıp gitmiş olmadım!!!! O gün eve gitmedim benim yerime boşanma için avukatım gitmiştir. 2 gün önce anlaşmalı boşandık  mahkemeden ayrılırken kadın elini uzattı iyimi elimi sıkmak için o an Almanyada onunla yatmadığıma bir kez daha pişman oldum. Sıkmadım elini falan arkamı dönüp yürüdüm. Şirketim falan yok artık param var ne yapacağım istanbulda buradan doğru Ankaraya gidiş uçak saati geldi bana müsaade bunu yazan tosun değil Tolon,  Pan Tolon vız gelir bunlar bana ders olsun okuyanadaaaa Işınsıl işi burda biter Tolon gider.  Bu yazıyı bulan ne yaparsa yapsın umurumda değil. İsimler gerçek, anlattıklarım da. İster at ister sat herkes biliyor zaten olanları üç beş kişi daha bilse ne olacak? Ben uçağa gidiyorum anca giderim eyvallah defter.

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Yaşanmış hikayeler, Yönetim içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s