3 günde Erzurum-Ardahan-Kars-Iğdır Nasıl Gezilir

3 günde değişik coğrafya ve iklimlerde birbirinden uzak 4  ilde dolaşmak pek akıllıca olmamakla birlikte eğlenceli olduğunu itiraf etmeliyim.Başlıkta dört il var ama çıkış noktası İzmir’den Istanbul’a ve oradan Erzurum olunca hırpalayıcı da oluyor.  Bu dört il mutlaka görülmesi gereken yerler olmakla birlikte siz böyle 3 günde denemeye kalkmayın sakın; en az bir hafta gerekir.

Erzurum ile ilgili olarak daha önce yazdığım yazıda güzel yemek yenebilecek yerleri yazmıştım. Şimdi onlara  Çınar Cağ Kebap lokantasını ekliyorum. Erzurum’a indiğimiz günün akşamı soluğu Çınar cağ kebap’da aldık. Burası  istasyona inen bir cadde üzerinde, büyük bir lokanta. Cağ kebabın yanı sıra kadayıf dolması veya pekmezli baklavası da çok güzel. Erzuruma’a gidince cağ kebap, pekmezli baklava veya kadayıf dolması yemeden olmaz.   Çınar cağ kebap

Ertesi gün sıra öğleyin dönerci Hacı Baba ve akşam da Koç Kebap’a geldi. Tabii yine ardından malum tatlılar 🙂 Koç Kebab’ın duvarları bir oturuşta 30 dan fazla cağ yiyen müşterilerin fotoğrafları ile süslü. Maşallah Erzurumlular iştahlı. Ben 3 e gelince tıkanıyorum 🙂 20160418_123825

20160418_192010 pekmezli baklava20160418_130737Ertesi sabah Erzurum’dan erkenden ayrılıp Ardahan’a gitmek gerekiyordu. Bir Erzurum klasiği olan paçacı Sulfettin ustaya uğradık önce ayak paça içmek için sabah saat 07:00 da. Bunu kesinlikle tavsiye ederim. Erzurum’a gidip de, eğer ayak paça seviyorsanız mutlaka uğranması gereken bir yer. Paçacı SülfettinSulfettin usta geçen yıl gittiğimiz salonu boşaltarak daha ferah ve temiz bir yere geçmiş; iyi de etmiş. Yukarıdaki fotodan da görüleceği gibi ayak paça sadece kemiğin kendi suyu ve yağı ile pişiriliyor ki doğrusu da budur.

Sağolsunlar bize rehberlik eden arkadaşlar da ağızlarının tadını bildikleri için gittiğimiz her yerden parmaklarımızı yalayarak çıktığımızı söyleyebilirim.  Belki bazılarının aklına gezdiğiniz bir yer olmadı mı Erzurumda diye bir soru gelebilir. Gezmeye vaktimiz olmadı;, olsaydı mutlaka gezerdik zaten.Ama zaten yemek yemek zorunda olduğumuz için Erzurum’un güzel tüm yerlerinde yemek yediğimi söylemem yalan olmaz sanırım 🙂

İki tabak paçayı afiyetle içtikten-yedikten sonra Ardahan yoluna düzüldük. Ardahan bir sınır ilimiz. Yol üstünde meşhur Oltu taşının çıkarıldığı Oltu’dan geçtik.  Aşağıdaki fotoğraf 1930 da dikilen 10. Kolordu anıtına ait. 20160419_085315Tahminlerimizin tersine hava beklediğimizden daha sıcak olduğundan üşümedik hala karla kaplı tepeler ve ovalardan geçip giderken. Tepelerden eriyerek akan kar suları ile beslenen alabildiğine uzanan bu verimli topraklar su içindeydi henüz.20160419_115939

Ardahan kendi halinde ve gelişmeye çalışan küçük bir sınır kendi. Üniversitenin şehrin yaşamına katkıda bulunacağı açık, rektörünün de niyeti öyle imiş bize söylendiğine göre. Ardahan, Kura nehrinin yanıbaşına kurulu.20160419_12405920160419_120106.jpg Öğle yemeğini Kura nehri üzerindeki bir lokantada yedik. Adı Lezzeti Kür. Kars için yola çıkmamız gerektiğinden o lezzetli etleri ağzımın tadı ile yiyemedim ne yazık ki. Lezzeti Kür’ün gönül rahatlığı ile yemek yenecek bir yer olduğunu söyleyebilirim.

Ardahan Kars arası 2 saate yakın sürüyor.. Yol güzel, ağaçlarla kaplı, tepelerde hala kar vardı. Erzurum Ardahan karayolunun da güzel olduğunu yazmadan geçmeyeyim. Şimdi Ardahan, Kars deyince bazılarının aklına kaz yiyip yemediğimiz gelebilir. Hayır, kısmet olmadı, zira mevsimi olmadığı gibi bizim buna vaktimizde yoktu pek. O da eksik kalıversin! 🙂

Aynı gün içinde Erzurum’dan çıkıp, Ardahan’a,  ve orada öğle yemeğinden sonra saat 14:00 gibi Kars’a varınca biraz tuhaf hissediyor insan kendini. Program tamamen rehberin elinde idi. Ardahan’dan çıkınca Çıldır gölüne de uğramamızı önerdi rehberimiz ama buna ne yazık ki vaktimiz yoktu. Kars’a varınca 10-15 dakika dinlendikten sonra fani işlerle ilgilendik mesai saati sonuna kadar. Ardından bizim minibüse doluşup doğruca antik Ani kentine yollandık. 40-50 km kadar Kars Ani harabeleri arası. Üstümde yarı resmi kıyafetler, ayağımda soğuk bölgelere uygun postal yavrusu botlar ile Ani harabelerine daldım. Hemen söylemeliyim ki Ani antik kenti Ermenistan sınırına dayanan devasa bir alan üzerinde. Bir zamanlar 100.000 kişinin yaşadığı bir kentmiş Ani. Yanıbaşındaki vadide Arpaçay akıyor kıvrıla kıvrıla. Ani’nin geçmişi ta neolitik döneme kadar uzanıyor. Nehir kenarındaki dik yamaçlar o dönemden kalma, mağaralara oyulmuş eski yerleşimleri barındıyor.

Ani harabelerine uzunca bir kısmı hala ayakta duran surlardaki kapıdan giriliyor.  20160419_162509

Daha kapıdan girerken insanın önüne serilen devasa düzlük büyüleyici. Bu düzlüğün sağ tarafında ta uzakta tepede ise bir kale yer alıyor. Orası Ermenistan sınırında bayrağımızın dalgalandığı bir yer ve askeri bölge olduğundan girilmiyor. Kapıdan geçince önümüze serilen alanın tamamı bir zamanlar yerleşim yeri imiş. 1064 de bu bölgeyi bizim Selçuklular Bizans imparatorluğundan almışlar. Alanın büyüklüğüne dair fikir vermek  için panaromik fotolar aşağıda. Biz zamanlar ev, çarşı vb olan binalardan ayakta kalan yok, yer yer temel taşları ve toprak seviyesine inen duvarlar dışında.20110419_Ani_North_Walls_Turkey_Panorama 20160419_17281220160419_173029En üstteki, kente giriş kapısının da olduğu kuzey surlarına ait fotoğrafı ben çekmedim, webden ödünç aldım.

Bizim kadınlı erkekli ekiple sur kapısından içeri ağır aksak girinci benim gözlerim faltaşı gibi açıldı. Önümüzde alabildiğine uzanan arazi üzerinde orada, burada ayakta kalmış tarihi yapılar vardı birbirinden uzak. Vakit ise çok kısıtlı saat 17:00 a geliyordu ve güneşin batmasına taş çatlasın 2 saat vardı. Tarihi yerler benim hastalığım; onca yoldan gelip de bir zamanlar 100.000 kişinin yaşadığı yeri dolaşmam lazım. Ağır aksak yürüyen arkadaşları arkada bırakıp ayağımda o postal yavruları ile hızlı hızlı ilerlemeye başladım. Neyse ki rehberimiz ile aynı kafada olduğumuzdan o da bana katıldı ve yaklaşık 70 dakika içinde tüm kenti dolaşıp tüm ayakta kalan yapıları ve temelleri, yıkık dökük duvarları kalan  yerleşim yerlerini görmeyi becerdim, Arpaçayı’na inen dik kayalık yamaçlardaki neolitik dönemden kalan mağara evler dahil. Minibüse geri döndüğümüzde sırılısıklam ter içinde idim. Bizim arkadaşları minibüste oturmuş bizi bekler bulduk.

Ani kenti o kadar geniş ki en az bir tam gün gerekir bir zamanlar binlerce insanın yaşadığı yerleri hissedebilmek, sakin sakin dolaşmak ve fotoğraf çekebilmek için. Alanın büyük kısmında ayakta kalan hiç bir yapı yok. Alttaki fotoğraf yine bunun bir örneği. 20160419_172004 Şehir yıkılmış yerle bir olmuş ve sanırım taşları da alınıp götürülmüş . Ayakta kalan yapıların tamamı sur duvarları, kiliseler, bir manastır ve bir cami. Aşağıdaki kilise de bir zamanlar cami olarak kullanılmış. 20160419_17052520160419_165812

20160419_164731

20160419_163714.jpg

Yerleşim yerlerinden kalan duvarlar.20160419_164220

20160419_171506

1072 yılında Şeddadî emiri Menuçihr tarafından yaptırılan Menuçihr Camii. Sağ tarafta Arpaçay kanyonu var. Camiinin içi kısmen restore edilmiş durumda. 20160419_171501

Camiinin kanyona bakan sol taraf açıklığından nehir üzerinde bir zamanlar iki katlı olan köprüden kalanlar görünüyor. Nehirin sağ tarafı Ermenistan. Sol kıyıda biraz ileride görünen taş yapı ise kızlar manastırı imiş. Vakitsizlik nedeniyle oraya inemedim. 20160419_171327

Güneş çok ters geldiği için nehire inen kayalıklar boyunca uzanan neolitik devirden kalma mağara evleri (yüze yakın sanırım) ne yazık ki güzel fotoğraflayamadım. En iyilerinden ikisi aşağıda.20160419_172444

20160419_173632

Hava hala aydınlıkken bizi bekleyen arkadaşların yanına döndük ve Kars’a doğru yola çıktık.

Kars güzel bir şehir Ruslardan kalma taş binalar ayakta ve çoğu kullanılıyor, bir kısmı ise restore ediliyor ağır ağır. Yeni binalar da yapılıyor. Osmanlı buraya çivi çakmamış gibi bir durum var, belki yanılıyorumdur. Şehire girince ilk göze çarpan binalardan birisi aşağıda. Garip bir biçimde camiiye çevrilmiş. Bu güzel bina korunup, yanına güzel bir camii yapılabilirdi. 20160419_135423

20160419_185249

Biz otelde kendimize gelip yemek için dışarı çıkıncaya kadar hava kararmıştı. Yukarıdaki fotoğraf Otel Cheltikov. Bu bina 1874 yılında yapılmış Ruslar tarafından. 1877-1896 arasınbda ise Rus Cheltikov Ailesi tarafından konak olarak kullanılmış. Daha sonra Rus hükümetine devredilen bina uzun süre Opera Binası olarak kullanılmıştır. Rus’lar Kars’ı terk ettikten sonra değişik amaçlarla kullanılan bina 2011 yılından bu yana otel olarak kullanılıyor. Güzel bir otel.

Doğruca bir Karadeniz mutfağı sunan bir lokantaya gittik akşam yemeği için. Yemeğe giderken kaşar peyniri, gravyer peyniri ve küflü peynir almayı ihmal etmedim. Taşkın Ticaret’ten aldım peynirleri. Internet üzerinden de satışları var. İlgilenenlere tavsiye ederim. 2 yıllık ve 1 yıllık kaşar peyniri ile gravyer peyniri çok beğendim. Küflü peynire zaten sözüm yok, tavada kızdırıp üstüne yumurta kırınca enfes olur.

Ertesi gün de sabah erkenden Kars’ı arkamızdan bırakıp Iğdır yoluna koyulduk. Iğdır için birmüddet dere tepe  dere tepe gittikten sonra göz alabildiğine uzanan bir düzlüğe iniliyor ağır ağır  ve iklim de değişiyor. Oysa uzaklarda karlı kaplı tepeler var ve üstelik Iğdır Ağrı dağının dibinde. 20160420_093249

Ovada Iğdır’a uzanan yol yemyeşil. Kavak ağaçları, elma ağaçları, kayısı ağaçları ile dolu her yer. Arpaçay ile birleşen Aras nehri Iğdır ovasına vermiş.

20160420_092954

Iğdır’da işimiz bitince öğle yemeği için biraz şehir dışında olan bir yere gittik, Gönüloğlu adlı, bahçesi de olan sevimli bir lokanta. Elbette yemekler et çeşitleri üzerine. Ancak, Iğdır’da  Azerilerin ünlü Bozbaş yemeği de yapılıyor.  Ricamız üzerine bize ev sahipliği yapan arkadaşlar bir başka yerden Bozbaş yemeği de getirttiler. Çok lezzetli bir yemek olduğunu söyleyebilirim. Internette tarifini bulmak mümkün. Etli bir yemek bu ve aşağıdaki gibi, kapalı bir kapta pişiriliyor, yanında lavaşla servis ediliyor. bozbaş

Ben nasıl yeneceğini bilmediğimden önce şöyle yaptım ve yedim. Oysa doğrusu bu değilmiş.

20160420_123952

Alttaki foto işin uzmanı olan ev sahiplerimizden birisinin hazırladığı doğru tabağı gösteriyor; o kadar lezzetli ki mecburen onu da yedim. Bozbaş’ın içinde  et, kuru soğan, yeterince yağ, patates  ve nohut var.  İllaki de yukarıdaki gibi bir kabın içinde pişecekmiş.bozbaş 1

Bozbaş yemeğini önden yedikten sonra arkasından lokantanın yemekleri geldi. Biraz zorlanarak da olsa yedik nasıl olsa önümüzde uzun bir yol var diye.20160420_124903

Yemekten sonra Ağrı dağını daha yakından görebilmek için sınıra doğru yol aldık biraz. Soldaki küçük Ağrı.ağrı dağı

Bu da daha yakından Ağrı dağı.

20160420_141231

Uçak saati yaklaşınca Iğdır hava limanına gittik. Şehirin 10 km dışında küçük bir hava limanı. Garip bir bir biçimde hava limanının olduğu bölgede yeşilden eser yok. Aras nehri aşağıdaki fotoda uzakta görünen ağaçlar boyunca akıyor.   İte kaka uçağa bindikten sonra Ağrı dağını uçağın penceresinden görünce yine dayanamadım.20160420_154717

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Seyahat, Yemek içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s