Urfa-Göbeklitepe-Mardin-Batman Güzellemesi 1

3 günlük Urfa Mardin Batman gezisinin notları tek yazıya sığmayacağından  en iyisi bölerek yazmak olacak. Bu yazı Urfa ve Göbeklitepe üzerine. Bir zamanlar Urartu, Asur, Sümer, Akad ve daha yakında Büyük Selçuklu devletlerinin hüküm sürdüğü bu topraklar ilginç yerler. Üstüne üstlük, bu coğrafyada binlerce yıl önce de insanlar yaşamış, derin izleri var.

Istanbul üzerinden Urfa’ya öğleden sonra indik THY ile.

Urfa deyince benim aklıma önce hep üniversite yıllarım gelir. Urfa’lı bir sınıf arkadaşım vardı. Sınıfın en iyilerindendi ver hemen her sınavda onun (ve benzerlerinin) yüzünden sınav ortalaması daha yukarıya gittiğinden geçer not almakta zorlanırdık. Ben de iyi bir öğrenci idim ama bu Urfalı (ve diğerleri) başka idi. Urfalı,  okul bittikten sonra savunma sanayi kuruluşlarından birisine girdi ve üst düzey yöneticilerden birisi olarak emekli oldu. Urfalı’nın babasının aileyi  Urfa’da bir tekerlekli arabada köfte yapıp satarak geçindirdiği aklımda kalmış. Urfa deyince kafamda sarı sıcak, ağaçsız, eski binalarla dolu bir şehir ve bir de Balıklıgöl canlanırdı kendi kendine. Daha sonra ağabeyimde orada 2-3 yıl kadar kaldı Atatürk barajının sulama tünellerinin yapımında çalışırken. Hiç kötü bir şey duymadım Urfa hakkında ağızlarından. Ağabeyim Urfa’nın künefesini çok sever nedense 🙂 Urfa deyince bir de insanın aklına hemen çiğ köfte ve ciğer gelir doğal olarak, bir de peygamberler şehri olduğu. Ha bir de, asla sevemediğim İbrahim Tatlıses’in “Ben mağarada doğdum” cümlesi.

Urfa deyince ilk akla gelenlerden birisi listesine son yıllarda ünlü Göbeklitepe eklendi. Mutlaka görülmesi gerekir.

Urfa bunlardan ibaret değil. Güzel bir şehir. Tarih dolu. Görülesi bir şehir. Konaklama için güzel otellerle dolu. En az bir hafta kalmak isterdim Urfa’da ben her bir yerini, kocaman müzesini görmek, eski sokaklarında dolaşabilmek için. İbrahim Tatlıses’in doğdum dediği yer Urfa’nın dağında bir mağara değil, artık şehir içinde kalan bir sürü, belki neolitik dönemden kalma oyuklardan-yerleşim yerlerinden birisi. Hilton Garden’dan Balıklı göl’e giderken, ki şehir içi, yolun solunda kalan  kayaların altı böyle oyulmuş yerlerle dolu, kaleye çıkan yolun solundaki kayalıklar da öyle.

Uçakla Istanbul aktarmalı Urfa’ya uçtum Atatürk barajının üstünden. Atatürk barajı büyük, gerçekten büyük, çok büyük. Büyüklüğünü anlamak için üstünden uçmak gerek. Aşağıdaki foto baraj gölünün sadece bir kısmını içeriyor. 20160424_125435Urfa’da iki gece Urfa Hilton Garden’da konakladık. Devasa bir alana kurulu Urfa Müzesi görünüyordu odamın penceresinden.  Otele öğleden sonra girdik. Biraz kendimize gelince ev sahiplerimiz bizi meşhur minibüsümüze doldurdukları gibi götürdüler Birecik ve oradan da Halfeti’ye Birecik barajını görmeye. Birecik küçük bir ilçe. Bir saate yakın yoldan sonra alt yapı çalışmalarından dolayı kazılmış yollarında ilerleyip Gülbaba lokantasına gittik doğruca. Buranın patlıcanlı kebabı meşhur ve ününü hakediyor.20160424_161918 gülbaba

Lokantanın tam karşısında Birecik kalesi var.

Birecik’ten sonra 40 dakika kadar sürüyor Birecik barajının kıyısındaki Halfeti’ye varmak. Bir zamanlar vadinin dibinde akan nehirin kenarıdaki yerleşim yerleri çoktan baraj gölünün altında kalmış.  Fırat nehri üzerinde kurulan büyük bir baraj bu ve ileride görülen boğazdan sonra da devam ediyor. 20160424_171719Buralar da neolitik dönemden kalma oyuklarla dolu; su seviyesinin üstünde hala bu eski yerleşim yerlerinin izlerini görmek mümkün. Vadi tabanında, su altında kalmış olanlardan bahsetmiyorum bile. Halfeti Asurlular tarafından alındığında adı Şitamrat imiş. Burada adım atılan her yerde bir zamanlar Hititler, Asurlular, Yunanlar, Araplar, Süryaniler,Bizanslılar dolaşmışlar, yaşamışlar. En son Osmanlılar ele geçirmiş şehiri. Halfeti güzel, daha güzel olabilir.  Geçmişe saygı duymak gerekir. Yerel yönetim ve giderek devlet burayı neden daha bakımlı duruma getirip, turizm gelirlerini arttırmıyor anlamak mümkün değil. Baraj gölünün kenarındaki marinadan bizi bekleyen tekneye atlayıp gölün ilerisinde, yine sular altında kalmış olan Savaşan köyünden arta kalan alandaki çay bahçesine yollandık.20160424_173047

Savaşan köyüne yaklaşırken.  Kayalıktaki oyuntulara dikkat edin. Onlar doğal mağara değil, yeni de değil. Neolitik çağdan kalma yerleşim alanları…yüzlerce var her yerde ve çoğu baraj gölünün altında.20160424_175947

20160424_180245 savaşan

20160424_180037

Üstteki fotoğrafta binlerce yıl öncesinin evleri ile günümüzün yapıları yan yana, Savaşan köyünden kalanlar.

Sular altında kalan köyün camiinin ünlü minaresi.20160424_180009

20160424_180953

20160424_181125

Baraj gölünde Rumkale adlı bir tarihi yapı var, yarım ada olarak kalmış barajın içinde. Kayalara oyulmuş bir kale bu. İçinde hala ayakta kalabilen bazı yapılar da var. Burayı görmek mümkün olmadı. Rumkale’nin tarihi 2000 yıl öncelerine kadar gidiyor. Ne kadar eski olduğu belli değil, Hititlere kadar tarihinin uzandığı söz konusu. Hristiyanlık  için Rum Kale önemli bir yer. 1113 te III. Grogories Rumkale’ ye Başpiskoposluk makamını taşıyınca önemi artmış Halfeti’nin. Havari Yuhanna’nın burada bir süre kaldığı ve daha sonra bu civarda hristiyanlığı yaydığı, bazı İncil metinlerinin de  Kalenin gizli bir odasında saklandığı veya burada çoğaltıldığı rivayet ediliyor. Bunlar havari Yuhanna tarafından daha sonra Beyrut’a götürülmüş.  Kesinlikle görülesi bir yer yani Rumkale. Aşağıdaki foto’yu benimkileri beğenmediğimden webden ödünç aldım. Halfeti’ye Kale’nin solundaki sudan gidiliyor. 115499,rum-kale

Urfa’ya, otele döndüğümüzde çoktan akşam olmuştu artık.  Bu arada, geldiğimiz gün hava limanından otele götürülürken ev sahiplerimizin liderine “İzmir’deki çiğ köfteler hep yalan, bir çiğ köfte yesek mümkünse bir yerde…” gibi bir şeyler söylediğimi ekleyeyim. Yanıt olarak dışarıda çiğ köfte yemediklerini, kendilerinin gayet güzel yaptıklarını ve onu yiyeceğimiz yanıtı geldi. “Aman size zahmet olmasın lütfen, olmaz öyle şey…”  benzeri bir şeyler geveledim biraz utanarak. Konu kapandı gitti.

Ertesi gün kahvaltıyı otelde yaptıktan sonra fani işlerle ilgilenmek için hareketlendik. Urfa güzel bir şehir. Geniş, ağaçlı caddelerden, büyük binaların arasından geçerek gideceğimiz yere gittik.  Öyle sarı sıcak, eski binalar falan değil, bildiğin bir büyük şehir işte. Öğle saati geldiğinde ise doğruca Sevgi Ciğer Salonuna gittik.  Rahatlıkla gidilebilecek bir yer. Yemek de nefis.20160425_121352 sevgi ciğer

E, ciğerden sonra tatlı yemek gerekti. Urfa’lıların künefelerine güzel dediklerini duyduğumdan merak ediyordum nasıl olduğunu. Minibüse doluşup geniş, ağaçlı, temiz caddelerden geçip sanırım şehirin öbür ucuna gittik büyük binaların arasından geçip. Miroğlu’nun önünde durduk.  20160425_133549 urfa miroğlu

Buyurun künefe ve billuriye. Elbette ben künefe yedim, iki üçgen dilim var tabakta. Ancak, billuriye de nefis görünüyordu, onun da tadına baktım. 20160425_135845

20160425_135749 billutiye

Urfa’lılar darılmasın, künefeleri güzel ama benim künefem bu değil. Ben Antakya künefesini tercih ederim. Urfa künefesinde çiğ sütten yapılmış taze peynir kullanılıyor. Hatay künefesinde de durum aynı. Ancak Urfa künefesinin peyniri sünmüyor. Hatay künefesinin peyniri ise, yapılışından kaynaklanan bir ayrıntı ile olsa gerek sünüyor  ve böyle olunca kadayıfa da daha güzel yapışıyor. Ben de bunu seviyorum. Ağabeyime bakarsanız künefe Urfa’da yapılır, bana bakarsanız Hatay’da.  Sonuç olarak güzelce künefeyi yedim :-), Miroğlu’nun eline sağlık.

Öğleden sonra fani işlere geri döndük. Ama önce Urfa kalesine uğradık.  Bayrağın yanında görünen iki sütun Hz..İbrahim’in ateşe atılmasında kullanılan mancınığa ait. 20160425_130445Aşağıda ise balıklı göl ve etrafındaki camii ve bitişik yapılar var. Rivayete göre Hz. İbrahim’in ateş yerine düştüğü su işte o balıklı göl.20160425_130520

Fani işleri bitirdikten sonra akşam oldu. Doğruca Göbeklitepe’ye gittik. Onu yazının sonunda anlatacağım bütünlüğü bozulmasın diye. Akşam Urfa’ya dönüşte ise beni bir sürpriz bekliyordu. Mangalda şiş lafları ortada dönüyor, çiğ köfte diyorlar falan ama yorgunluktan tam olarak nerede ne yenecek anlayamadım. Göbeklitepe dönüşünde şehir içinde 4 katlı bir binaya gittik. En üst kat, teras katının bir kısmı kapatılmış, büyük bir salon da yer yastıkları minderleri, yerde kilimler…Ev gibi bir salon. Ancak yemek masası falan yok ortada. Terasın açık kısmında ise büyük, üstü kapalı bir mangal. 20160425_185413 O zaman anladım ki yemek burada ve yer sofrasında yenecek. Ben alışkınım yer sofrasına. Bizim eve yemek masası ben 4-5 yaşımda falan iken girmişti. Rahmetli annem yere yüksekçe, yuvarlak sofra tahtasını koyar, üstüne genişçe sofra bezini örterdi. Sofra tahtasının etrafına dizilirdik bağdaş kurarak. Sofra bezini de bacaklarımıza örterdik ki ekmek vs düşerse sofra bezine gelsin. Hala bağdaş kurarak oturmayı severim.

Bu arada ev sahibimiz çiğ köfteyi yemekten sonra yapacaklarını, adetin bu olduğunu söyleyiverdi! Hay Allah! Ben bu kadar etten sonra yiyemem ki artık bir şey. “Yersin, yersin, bi şey olmaz, çok yapmayacağız zaten”. Zahmet etmeyin, ne gerek var falan dedim ama, boşuna; zira malzemeler bile hazırmış.

Aşçımız mangalı yaktı, etleri şişlere dizdi, biberleri, domatesleri közledi.

Etlerin pişmesine yakın ev sahiplerimiz genişçe bir rulodan iki yol naylon örtüyü seriverdiler yere. Etrafına çöreklendik. Tabaklar, yeşillikler  dizildi, ayranlar açıldı, etler pişti ve afiyetle hepsini yedik. Burası neresi diye sormayın, burası özel bir yer, üzgünüm ama siz asla yiyemeyeceksiniz bu güzellikte :-).  Yemek bitti, sofra hızla toplanıverdi. çay partisi vs derken sıra geldi çiğ köfteye. Meğer aşçımız bir çiğ köfte ustasi imiş!. Elleriyle mis gibi çiğ köfte yoğuruverdi bize, kendi yetiştirdiği biberlerden yaptığı isotu bol bol katarak; sanırım 1o kişi vardık.

Yine yere örtüler serildi ve çiğ köfte ile yenecek, içilecekler yerleştirildi, herkesin önüne de çiğ köfte payı dağıtıldı. Yiyemem diye düşündüğüm payıma çiğ köftenin tamamını yedim afiyetle..

20160425_212830

Köftenin içindeki isot bana az geldiğinden yeşilliklerine içine yerleştirdiğim çiğ köfte parçalarının üstüne ilave olarak da serptim. Isot çok acı değil ancak tadı nefis. Kibar ev sahiplerimiz benim isota bayıldığımı görünce yemekten sonra ayrılırken bir miktar isotu da poşet içinde verdiler sağ olsunlar.

Otele gece döndük ve kendimizi dışarı attık. Balıklı göl yakın olduğundan ziyaret etmeden günü bitirmek olmazdı.

Gölün etrafındaki yapılar eski tarihi yapılar. Oradan yukarı bakınca Urfa kalesi ve mancınık kolonları görünüyor.20160425_225629_LLS20160425_224327_LLS

20160425_224459_LLS

Urfa ilginç bir şehir. Gezilip görülecek çok yeri var, devasa müzesinden ayrı.

Göbeklitepe ise hepten ayrı bir yer. Urfa’nın 25 km kadar dışında, Mardin yolundan sola sapılarak gidiliyor. Tepelik bir alanda Göbeklitepe ve kendisi de göbek şeklinde zaten. Hemen belirteyim ki Internetteki fotoğraflardaki gibi kalıntıların arasına girmek, dolaşmak artık mümkün değil. Doğrusu da bu zaten. Hem derin kazıların arasında dolaşmak tehlikeli, hem de orası resmen bir hazine! Böyle olunca o sütunların üzerindeki kabartmaları görmek mümkün olmuyor. Internetteki fotoğraflar kazıların ilk döneminde çekilen fotoğraflar ve sanırım kazı ekibinin veya uzmanların çektiği fotoğraflar. Ayrıca, Göbeklitepe sadece o yapılardan ibaret değil, tepenin değişik yerlerinde yapılan araştırma kazılarında da kalıntılar çıkmış. Göbeklitepe’nin tamamı insan elinden çıkma imiş ve tamamının bu tür yapılarla dolu olduğu söyleniyor. Daha ortaya çıkarılacak çok şey var orada. Bu konu da youtube dahil webde bol miktarda yayın var. En ilginç tarafı ise burası MÖ 9600 yıllarına tarihlenmiş. Bir ara Malta’da dolaşırken bronz çağından kalan yapıların (megalithic temples olarak geçiyor) MÖ 6000 yılına kadar tarihlendiğini ve bulunan en eski yapılar olduğunu söylemişlerdi. Tabii bu Göbeklitepe bulununcaya kadar geçerli olmuştur. Göbeklitepe 12000 yıl öncesinden günümüze kalan bir miras.

Göbeklitepe’ye öyle elinizi kolunuzu sallayarak giremiyorsunuz. Giriş kapısında bekleyen bir servis var, 30 dakikada bir gezginleri alıp götürüyor. Yürüyerek gidilmiyor, kendi aracınızı ise girişten 300 mt kadar aşağıda olan bir başka alana park etmek durumundasınız. Oradan giriş kapısına yürünüyor ve ücret ödendikten sonra servise biniliyor. Aynı servis turunuz bitince sizi geri getiriyor. Görülecek alan küçük olduğundan süre yeterli sayılabilir. Benim için yeterli değildi ama biz de öyle yaptım mecburen. Servise binme alanı aşağıda.20160425_170535

Yaklaşık 1,5 km sonra servis bu ah20160425_175952şap yolun başındaki bir alana getiriyor. Göbeklitepe’in başlangıcı burası. Kazılan alan ve buluntular ise yukarıda solda. Fotodaki taşlar kazı alanından çıkarılarak buraya istiflenmiş.  Aşağıda görünen ahşap kaplı yoldan yürüyerek kazı alanına gidiliyor. Yolun solunun tamamı Göbeklitepe ve altında kimbilir daha neler var?20160425_173317

Yolun sonuna gelip sağa bakınca önünüzde uzanan manzara bu. Solda ise buluntular var.20160425_173428

Ahşap yol buluntuların içinden, ancak yüksekten dolaşarak dışarı çıkıyor ve sola dönerek   tepenin üstüne gidiyor, oradan sola doğru ilerleyerek başlangıç noktasına dönüyor. Buluntuların içinde ağzım açık kalarak dolaştım. Dolaşırken neden buluntuların arasına girilemediğini ve girilmemesi gerektiği de anlaşılıyor. Tehlikeli çünkü, ve köprü yol üzerinden daha iyi görünüyor herşey. 20160425_174556

20160425_17422320160425_174441

20160425_17374920160425_173730

20160425_174101

Buluntular üzeri tamamen kapatılarak korunmaya alınmış durumda.20160425_175236

Büyük kazı alanına giden ahşap yolun solunda ise küçük bazı kazılar yapılmış.20160425_175719

Dönüş için ahşap yolda servise yürürken çektiğim bu fotoda sağda büyük buluntular alanı, solda ise girilemeyen ve küçük buluntuların olduğu alan görünüyor. Orada da büyük alandakine benzer buluntular var kısmen gün ışığına çıkarılmış. Bütün tepe  bunlarla kaplı sanki.  İlerideki ağacın sol tarafında gidilmesi mümkün olmayan bir alanda da buluntular var.20160425_175514

Servise binmeden çektiğim bu fotoğraf oraya neden Göbeklitepe dendiğinin bir açıklaması adeta.20160425_180020

 

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Seyahat, Yemek içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to Urfa-Göbeklitepe-Mardin-Batman Güzellemesi 1

  1. omer kipmen dedi ki:

    çok faydalı izlenimler, eline sağlık Selçuk Hocam

  2. Süleyman CAN dedi ki:

    Selçuk bey elinize sağlık Mardin ve Batman izlenimlerinizi de heyecenla bekliyoruz.
    Saygılar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s