Karışık konular

Gustav Mahler ile Morava kıyısında bir bahçede bira içiyorduk. Mahler’i sevmem pek, müziğini yani. Neden onunla orada  bira içmekte olduğuma dair bir fikrim yok. Çok sıcaktı hava. Geniş nehir önümüzde akıp gidiyordu sakin sakin. İçtiğim biraların etkisiyle ter içindeydim. Mahler birden “Beethoven’ın dokuzuncu senfonisini yeniden düzenleyeceğim” dedi. Almanca konuşuyordu. Almanca bilmem ama ne dediğini anladım. “Sen kendi işine baksana” dedim sertçe. Gözlüğünün üstünden bana baktı istihza ile “Benim işim bu zaten”. Birasından bir yudum aldı. ” Yeniden düzenleyeceğim üflemelileri yaylıları falan ve etkisi muazzam olacak” diye ekledi. Çok canım sıkıldı birden. “Sen kendi müziğine baksana önce” diye bağırıverdim; ” elleme sakın  dokuzu! Hayatında öyle bir şey yazabildin mi sen?”  “Binler senfonimi duymadın mı sen?” diye pis pis sırıtarak cevap verince patladım:”Al o binler senfonini de…” Bir yandan da sağ elimi kaldırıp masaya vurmaya çalışıyordum ama kalkmıyordu bir türlü. Sanki tonlarca ağırlığın altında idi elim. Başımı çevirip elime bakarak sözlerimi daha yüksek sesle tekrarladım elimi kaldırmaya uğraşırken. Ama, hayır elim kıpırdamadı bile. Tekrar daha yüksek sesle bağırdım ama nafile. O kadar uğraştım ki sırtımdan ter boşandı. Yine soğuk alacaktım bunun yüzünden. Yakındaki masaların birisinden tartışmamızı duyan bir kadın ciyaklar gibi bağırıyordu:  “Mahler sevmek ayrıcalıktır.” Tartışmaktan vazgeçip nefes nefese arkama yaslandım. Mahler  gülümseyerek büyük bira bardağını kaldırdı ve önce o kadına sonra bana doğru  “Prost” dedi. Ne sakin adam. Ben de kaldırarak uzattım bardağımı ona doğru ve bardakları tokuşturduktan sonra ağır ağır içtik biraları. O bir yandan gülerek bardağın kulpundaki sağ elime bakıyordu.

Mahler’e haddini bildirmek için içimden kelimeleri dizerken altına oturduğumuz ağaçtan masanın üstüne pat diye büyükçe bir böcek düştü. Sırt üstü düşmüştü. Bir an öyle kaldı. Sonra bacaklarını hızlı hızlı oynatmaya başladı. On kadar bacak sanırım. Kendini düzeltmeye çalışıyordu. Böcek birden kafasını kaldırıp bana bakınca göz göze geldik. Elimi uzatarak  masadan atmak için davranıyordum ki siyah bir fötr şapka belirdi ve hızla süpürüverdi böceği uzaklara. Ahşap sandalyelerden birisini çekerek oturuverdi Franz Kafka. Çok bezgin ve solgun görünüyordu. Sanki onunla sürmekte olan bir sohbet varmış da ona devam ediyormuşuz gibi “Öldürecek bu dava beni” dedi. “Davanın seninle ne gibi bir ilgisi olabilir ki ama? O Camus’nün değil mi?” sözcükleri döküldü ağzımdan şaşkınlık içinde. Adam Çek, Çekçe konuşuyordu, ben o dili de bilmediğimden İngilizce yanıtladım. Kafka bana dönüp baktı. Gözleri sanki delip geçti beni; bir an önce gözlerini çevirsin istedim.”İşte o yüzden bıktım ya zaten, intihar edecek duruma geldim be!” Mahler kendi kendi kendine dokuzuncu senfoninin girişini mırıldanıyordu. Birden durdu. ” İşte tam burada bakır üflemeliler…ve ardından ağaç üflemeliler…” sesi alçalarak kayboldu; sonra fısıldar gibi “Alma mahfetti beni” diye ekledi. Kafka ile bakışıp gülümsedik. Mahler’in masanın ortasına doğru uzanan bardağına biz de bardaklarımızı uzattık. “Prost!”

 

 

 

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Kitaplar, Müzik içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s