İnsanlar…

“Ter içinde yürüyordum ağaçların arasında. Sadece ağaçlar olsa neyse. Adam boyunda çalılıklar ve ağaçların dallarının arasında sıyrılmak için eğilip doğrularak yürümeye çalışmaktan bacaklarım ve belime ağrı girmeye başlamıştı ki ağaçlar seyrekleşmeye başladı. Güneş ışığı  oraya buraya düşüyordu. Sırılsıklamdım terden. Yukarılardan bir yerlerden kuş sesleri geliyordu ama hani şu küçük ötücülerden değil.  Baykuş, karga, saksağan sesi gibi daha çok. Bir ara insan sesi de duyulur gibi oldu sonra kesildi.Güneşi severim ben. Güneşi görünce terimi ve belime giren ağrıyı unuttum. Yüksek çalılıkların arasında öylesine yürüyordum.”

“Neden oradaydınız?”

“Bilmiyorum”

Devam edin anlamında elini salladı diğeri

“Bir ara o kuş sesleri kulaklarımı sağır edici bir duruma geldi. Sonra yine bir bağırtı duydum sanki, yok bağırtı değil de bağırmalar, insanlar bağırıyor gibiydi.  Koca ormanda insanların ne işi olabilir dedim kendi kendime ama ben de ormandaydım da,  neden bağırsınlar? Bağırtılar iyce yükseldi ve birden kesildi. Yüksek çalılıklardan etrafımda hiç bir şey görünmüyordu. Belki avcılar vardı. Birden sağımdaki çalılıkların ardından erkek sesleri geldi, iki erkek sesi. Çalılığa yaklaşıp arkasını görmeye çalıştım bir yerlerinden. Hemen on metre kadar uzakta bir kulübe vardı; hani şu ormandaki ağaçları kesip de yaparlar ya, öyle sevimli bir şey. Gözümü aralığa iyice yaklaştırınca iki erkek göründü kulübenin açık kapısının önünde. Birisi bir tekmeyle kapıyı kapattı ve sağ eliyle tuttuğu bir kadını hızla kapıya doğru savurarak yapıştırdı adeta. Tok diye bir ses geldi kadın kapıya çarpınca. Dağılmış  ensesine kadar inen saçları yüzüne inmişti. Bir inilti koptu ağzından. Bunu adamın yüzüne çarptığı tokat izledi. Diğer adam sakince “yatır şunu suraya bayıltmadan be!” dedi emredercesine. Sırtımın yine terden su gibi olduğunu hissettim adamların omuzlarından sarkan tüfekleri görünce. Beriki kadını kolundan tuttuğu gibi yere savurdu. Kadın beklediğimin tersine yüz üstü değil sırt üstü düştü yere. Sırtım acıdı. Onu yere savuran adam omuzundaki tüfeği sıyırıp ayaklarının dibine bıraktı yavaşça. Kadını yüzüstü dönerek eve doğru sürünmeye çalışırken yakaladı ve sertçe yüzüstü çevirdi, bunu tekrar bir tokat izledi.”

“Korktunuz mu?”

“Ben mi? Bilmem. Sadece sürekli terlediğimi hatırlıyorum. Diğer adam, beriki kadını sırt üstü çevirip tokatlarken,  çalılığa yakın bir taş yığınına ilerleyip sırtı bana dönük oturuverdi rahatça. Ceplerini karıştırdı sigara çıkardı, yaktı ve diğerini seyretmeye başladı.”

“Adamların yüzünü iyice gördünüz mü?”

“Bilmiyorum ki çok terliyordum. ”

Yine, devam edin anlamında işaret.

“Kadının başındaki adam kadını soymaya çalışıyordu ama kadın zaten yarı baygın gibiydi, direnemiyordu. Adam pantolonunu indirmeye çalışıyordu bir yandan. Bir anda kendimi çalının öbür yanında buldum. Bir iki adımda taşa oturup sigara içen adamın yanına gelip elimdeki uzun ağaç parçasını kaldırarak ensesine indirdim.”

“Ağaç parçası mı? Ne zaman aldınız onu elinize? Ormanda yürürken de elinizde miydi?”

“Bilmiyorum. Ben ağacı adama vurunca tuhaf bir ses çıktı ve adam oraya yığılıverdi. Beriki altında çırpınmaya başlayan kadınla öyle meşguldü ki duymadı hiç bir şey. O da kadına bağırıyordu  sürekli “rahat dur be, bağırma be” Hala pantolonunu indirme derdindeydi. İki üç adımda adamın tepesine dikildim. Kadın gördü beni iki elimle ağacı yukarı kaldırırken ve birden çırpınıp bağırmayı kesti ellerini iki yana açıp toprağa yapıştırarak. Ellerim o adar terliydi ki korktum ağaç elimden kayacak diye. Ellerim çok kanadı”

Ellerini uzattı diğer görsün diye avuçlarını açarak.”Kadın çırpınmayı bırakınca üstündeki adam rahatladı, kadınla göz göze geldik. O an adam beni hissetti sanki, tam başını arkasına, bana çevirirken ağacı indirdim ensesine.”

“Yüzünü gördünüz mü?”

“Hayır. Odunu indirince yine o tuhaf ses çıktı, adam yığılıverdi kadının üstüne. Kadın hırsla onu üstünden itip yavaşça doğruldu”

“Sonra?”

“Elimdeki ağacı yere attım;  tuttuğum yerin  kan içinde olduğunu görünce  elimin tersiyle sildim yüzümden akan teri.”

“Kadın?”

“Bilmiyorum, hepsi bu kadar”

“Ellerinizde herhangi bir kanamaya neden olacak yara olmadığını biliyorsunuz değil mi?

“Evet, ama yine çok terledim. Bitti mi?”

“Evet. Pekala, şimdi ne düşüyorsunuz?”

“Sanırım ya yürürüm, ya da koşarım şimdi”

“Güzel fikir, yatmadan önce şu yazacağım haplardan da alın bir kaç gün, spora ara vermeyin”

 

 

 

 

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Yaşam içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s