Gerçek Yaşam Hikayesi

Aşağıdaki gerçek yaşam öyküsü rahmetli bir meslektaşımın eşine, Renan Uzer’e ait. Rahmetli meslektaşımı da burada  anmadan geçemeyeceğim: Turgut Uzer. Anlaşılan o ki Renan Uzer’in  parmakları becerikli, gözleri de açık; gözlemini akıcı olarak yazıvermiş. Ben de izni ile ondan alıverdim 🙂

“See the World, Come Home for Love.”

renan fotoİnsanın bir bavul eşliğinde yeni dünyalara açılabilmesi için ille onun yanında seyahat etmesi gerekmiyormuş. Birlikte bir adım dahi atmadan bir bavul bir insanı alıp, bilinmedik diyarlara götürüp, tanışmadık insanların hayatına sokabiliyormuş. İşte BEN…

Boston’da, 3 katlı ev tipinde, küçük, sıcak bir butik otelde kalıyorum. Odamın temizlenmesini daha fazla geciktiremeyeceğim için temizlik görevlisi hanımı odaya alıp, ben aşağıya oturma salonuna iniyorum. Salon aynı bir ev, aile salonu gibi, kanepeler, koltuklar, el halıları, sehpalar ile döşenmiş. Duvarlarda hem tablolar hem de otel sahibinin çok eski yıllara giden aile fotoğrafları var. Kucağımda bilgisayarım, kendi alemimde iken gözüm karşımda duran şömineye takılıyor. Bu ne keyifli yanar diye düşünürken , önünde duran bir adet koyu yeşil bavulu ve yanı başındaki kağıt poşeti fark ediyorum. Sonra bavulun üzerindeki etikette ne yazdığını merak edip ayağa kalkıyorum. Bu yazının, isim olmadığı belli, kumaş bir etiket ve iri yazılar. Kadınsı merakım devreye giriyor, bavulun başına gidip yazıyı okuyorum:

“See the World, Come Home for Love”

Bavulun yanı başında bir, iki dakika geçirip, gelip yerime oturuyorum. Ve sol omuzumdaki meraklı kuş tahminlere başlıyor: Bu bavul kesinlikle bir erkeğe ait. Ama böyle bir etiketi asla bir erkek kendiliğinden bavuluna takmaz. Olsa olsa etrafa, ”bu benimdir, gezip dolaşıp bana, eve dönecektir. Haberiniz olsun” mesajını vermek isteyen bir kadın takmıştır. Hoş olmasa da aklıma köpeğin işeyip etrafa “buralar benim bölgem haberiniz olsun” mesajı geliyor. Peki bu bavulun sahibi kaç yaşlarında? Bavulun tipi yeni modern bavullardan değil; sahip de genç değil, hatta bavulun yanındaki kağıt poşette hoş, kaliteli, bir erkek şapkası var ki o da atmışlı  yaşlara hitap eder gibi. Bavul sahibi kesinlikle beyaz, hiç bir zenci zevki belirtisi yok bavulda. Bavulun hor kullanılıp kullanılmadığına, temizliğine vs..vs..dikkat edip, oturduğum yerden kesin hükme varıyorum: Bavul sahibi atmış yaşlarında, orta halli, evli beyaz bir erkek.

Sonrasında bilgisayarımda yarım kalan işime dönüyorum. Yaklaşık yarım saat sonra alt merdivenlerden gıcırtılar eşliğinde bir adam tırmanıp geliyor. Bana selam verip bavulun yanına oturuyor. Geç atmışlı yaşlarda, kır saçlı, mavi gözlü, temiz pak, kaliteli giyimli….konuşkan Amerikalı başlıyor anlatmaya: “Boston Üniversitesi’ne geçici görevle geldim, bu akşam eve dönüyorum ama uçağım akşam saatlerinde, odadan çıkış yaptım ama hava alanına gitmek için çok erken, oyalanıyorum” diyor. Derken cep telefonu çalıyor, ben de içimden “Etiketin sahibi kontrol yapıyor” diyorum. Honey ile başlayan konuşmaların sonunda arayanın kızı olduğunu anlıyorum. Adamcağız sürekli hava alanına kimsenin gelmesine gerek olmadığını, bir taksiye atlayıp eve gideceğini vurgulamaya çalışıyor ama kız ısrarlı, illa gelip alacak. Adam kızını kırmadan, ikna etmek için o kadar çok konuşmak zorunda kalıyor ki, telefonu kapatınca bana dönüp izah etmek gereğini duyuyor: ”Benim için kimse rahatsız olsun, düzenini bozsun istemiyorum ama özellikle kızıma laf anlatamıyorum” diyor. Kızının bu düşkünlüğünden hem bir parça rahatsız hem de pek keyif alıyor yüz ifadesi ile.

Ben de hem bilgisayardaki işime devam edip, hem de kısa cümlelerle adama eşlik ediyorum ama konuşmayı esas o götürüyor, konu onun tercihine göre yön alıyor. Derken bavulunun ön gözünden bir not defteri alıp, bir şeyler not ediyor, bir yandan da hava durumu hakkında konuşuyor. Arada bir sessizlik olduğunda ben devreye girip, “Bavul etiketinizi sevdim, sıcak ve anlamlı” diyorum. Derken, bu cümlem ona yeni konuşma ufukları açıyor. “Bavul benim değil, eşimin bavulu, etiket de. Ben seyahate yalnız giderken benim bavuluma bu etiketi takardı, geçen sene vefat etti, bu bavulu ve etiketi ben devraldım, etiketin anlamı kalmadı ama hatıra”  diyor. Derken eşinin hastalığını, kaybını anlatıyor, bunu yaşamayan bilemez diyor. Ben de yorum yapmadan sadece başımı sallayıp, dediğini onaylıyorum. Bugün benim dinleyici günüm diye düşünüyorum. Karşılıklı oturduğumuz bir saate yakın sürenin sonunda, adamı senelerdir tanıyormuşum gibi hissetmeye başlıyorum. Geveze değil ama konuşkan yapısı sürekli yeni sohbet konuları açıyor.

Derken dışarıdan tek biplik bir korna sesi duyuluyor. “Bu benim taksi galiba” deyip saatine bakıyor. Camdan dışarı bakıp, şoföre el ediyor. Sonra bana dönüp “vedalaşma vakti” diyor. Elimi sıkıyor. Kağıt poşetteki şapkayı takıp, bavulu eline alıyor. Gelirken merdivenleri gıcırdattığından daha büyük bir gıcırtı ile aşağıya inip, gidiyor.

09/2012 Boston

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Yaşam içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Gerçek Yaşam Hikayesi

  1. Kamil Sandıkcıoğlu dedi ki:

    Çok anlamlı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s