Geçmişten bir insan yaprağı

2019 yılının ilk yazısı benden değil viyola üstadı Ruşen Güneş’den geldi.  Bir başka ortamda paylaştığı ilginç  anısını aynen aşağıya aldım. Kolay okunabilmesi açısından bazı düzenlemeler ve düzeltmeler yaptım sadece. (R.G’in klavyesinde Türkçe karakterler yok)

——————————————————————————————————————————

“Bin yıl önce. Konser var aksam. Bir arkadaşı bekliyorum, beni alacak köşeden ve beraber gideceğiz. İkinci bekarlık günleri. Elimde viyola dikilmişim. Genç bir kadın, çekik gözlü:

”Affedersiniz kemane mi elinizdeki?” diye sordu

“Yok” dedim, “keman artık çalmıyorum, viyola”

“Keman dersi verir misiniz?” deyince

“Evet”  dedim, “Sizin gibi güzel bir hanıma zevkle”

Mendelssohn keman konçertoyu çalmak istiyormuş şöminesinin önünde; hayatındaki en büyük rüya imiş. Gün kararlaştırdık bana çok yakın oturuyor.

O gün geldiğinde aksam yedi  gibi çaldım zilini. 2. katta bir daire. İlk hissettiğim şaşırmak oldu. Evin her tarafı ayna, tavan, duvarlar ve yer hariç. “Bir şey içer misiniz?” dedi ve yanıtımı almadan bir şişe şarap açtı. Ben elimde viyola hala ayakta.

“Sizden biraz çalmanızı istiyorum lütfen” dedi. Yani bizi sınav ediyor önce gibi. Ben dedim:

“Esasında sizin bana çalmanız lazım size ders vereceğime göre”.

“Yok” dedi, “ Siz çalın, o konuyu daha sonra görüşürüz”

Ne çaldım hatırlamıyorum. Ağlamaya başladı.

“Ne kadar sürer” dedi, “Mendelssohn konçertoyu öğrenmem?”

“Bana çalın, halinizi göreyim ona göre fikrimi söylerim”

“Ben hiç keman çalmadım”  dedi, “ Kemanım bile yok”

“Yaş kaç?”  dedim.  27 imiş

“Valla”  dedim, “Belki 40 yaşınıza geldiğiniz zaman olabilir.”

O ara telefon çaldı. Konuşuyor, aynı odadayız; her dediğini duyuyorum. “Evet” diyor “Buraya gelirseniz 200 pound, ben gelirsem 300”. Kapadı. Ben nerede ne yaptığımı anlamaya çalıştım. “Biraz daha çalın” dedi. Kafadan atma romantik bir şey çalıyorum ve ağlıyor. Gene telefon çaldı, gene ayni terane: buraya gelirsen ben gelirsem ve ayni fiyat. Şarabımı içiyorum, etrafa bakıyorum. Şöminenin üstünde bir adamın çerçeveli resmi var.

“Kim bu bey?”  dedim.

“Beni sokaklardan kurtarıp bu ülkeye getiren adam”  dedi.  “N’oldu, nerede?” dedim ama cevaplamadı. Bu ara gene telefon çaldı ve aynı sohbet:  orası, burası.

Gel otur diye divana davet etti beni. Oturdum. Geldi, yanma oturdu ve başını göğsüme koydu. Ellerimin gidecek yeri yok; birinde şarap var ötekine yer ararken elim bedenine dokundu. Hemen ayağa kalktı “Benden faydalanmaya çalıyorsun lütfen git!” dedi. Telefon gene çaldı,  orası burası derken viyolamı kutusuna koydum çıktım gittim. “Ne hayat be!” dedim. “İkimizin hayatı da telefona bağlı.  Onunki çalıyor ama gitmiyor; benimki çalınca bayram yapıyorum.”

O kadar yakın oturduğumuz halde bir daha hiç görmedim hatunu. Metroya giderken hep o evin önünden geçerim. Aklıma gelir,  orası burası diye ıslıkla bir ezgi uydururum. Geçmişten bir insan yaprağı”

 

 

 

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Yaşanmış hikayeler içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s