Kazlar da uçar…

Aşağıdaki yazımı Mart 2007 de, 12 yıl önce ODTÜ EM yazışma platformu ListEM’e  yazmışım. Uzun süre o platformu kuran ve yöneticiliğini de yapan Prof.Dr. Erol Sayın nereden aklına estiyse bulmuş, bana göndermiş. Bu yazı benim arşivimde de yoktu, yazdığımı bile unutmuşum o yılların çalkantıları içinde. O yıllarda bir blogum yoktu.

Yazıya hızla göz atınca aradan 12 yıl geçmiş olmasına karşın yazdıklarımın güncelliğini korumakta olduğunu gördüm ve üzüldüm. Bu yazıyı bu blogda ufak tefek düzeltmelerle yine yayınlamaya karar verdim.  Bugün bakınca yazı birinci ve ikinci bölümleri arasında bir kopukluk görüyorum ancak bunu dert etmeyin, yazının bütünlüğü bozulmuyor.

———————————————————————————————————————————–

Mart 2007

Yıllar içinde biz Türklere ilişkin  genel bir özelliğe  dair  gittikçe yoğunlaşan birikimim oldu.  Bu yoğunlaşmada 1995 den bu yana girip çıktığım sektörler, devinden en ufağına kadar bulaştığım firmalar, gördüklerim ve tanıştığım, aylarca birlikte çalıştığım, eğittiğim insanların da etkili olduğunu düşünüyorum. (2019 yılında bunların sayısını anımsamıyorum artık)

Bu genel karakteristiğin  elbette istisnaları da var (bunu da görüyorum) ancak istisnalar kaideyi bozmuyor.

Bizim şöyle bir özelliğimiz var: Diyelim bir insan (yerli veya yabancı) bir şey yapmış, ve her ne ise  yaptığı, bunu güzel yapmış, araştırarak yapmış, bir işe yaramış, daha önce yapılanların önüne geçmiş, objektif olarak değerlendirildiğinde bilimsel düşünceye ve mantığa uygun veya yakın, bir işe gerçekten yaramakta, referanslar ve  kaynaklara göre de amaca uygun vs vs vs .

Peki aynı veya benzer problemle karşılaşan bir Türk ne yapar? İlk akla gelen o daha önce bulunan çözümü uygulamak, yok o çözüm  bilinmiyorsa bu konuda bir çözüme ulaşılıp ulaşılmadığını araştırmak varsa onu bulmaya çalışmak, sağa sola sormaktır değil mi? Hadi araştırdı da şansı kötü gitti bir türlü o çözüm kaynağına ulaşamadı ve kendince bir şeyler yaptı ; ona sözüm yoktur yeter ki araştırmayı ve analitik düşünceyi kesmesin.

Bir şekilde o çözümün kaynağını çeşitli kaynaklardan görenler, bulanlar var karşılaştığı problemler, güçlükler için. Çözüm işte orada, önünde durmaktadır.  Ne yapar bu durumda bir Türk? O çözümü asla, ama asla uygulamaz; çünkü onu kendi bulmamıştır, o çözümü anlamaya, nasıl bir şey olduğunu, hangi şartlarda ortaya çıktığını araştırmaya bile çalışmaz. O çözümü sollar ve kendi kafasına göre bir şey atar ortaya yalan yanlış. Oysa ne beklenir? En azından o çözümü al, karşılaştığın duruma uygulanabilirliğine bak ve üstünde çalışarak daha güzel bir çözüm yarat değil mi? Hayır! Asla!. Bunu  beklemeyin!  Her Türk’ün kafası zehir gibi her şeye bastığından kendi çözümlerini üretip dururlar ve de bununla gurur duyarlar bu keşfettikleri çözümlerin,yöntemlerin 20-30 yıl önce kullanılıp da artık geçerliliğini yitirdiğinin (ya da aslında çözüm falan olmadığının) farkında bile olmadan.

E ben yoruldum artık 20-30, 40 yıl önce geçerli olan (veya kerameti kendinden menkul) çözümlerin yeni keşfedilmiş harikalar gibi önüme sunulmasından (ve veya savunulmasından)  parlak mühendislerimiz ve yöneticilerimiz tarafından.

Kimseye aptal ya da kafası çalışmıyor denmiyor ki yeni gelişmeleri alıp uyguladığı, ya da üstünde çalışıp da iyileştirip uyguladığı zaman.

Neden Türkler her şeyi bilmektedirler? Neden başkalarının yaptığı ispatlı ve geçerli çözümleri alıp uygulamamakta, üstünde çalışıp daha da güzelini ortaya koymamaktadırlar? Neden Türklerin hepsi her konuda uzmandır? Birisinin adının önüne Dr., Profesör, Müdür, Genel Müdür vs gelmesi neden yeterli olmaktadır uzman sayılması için? Her konuda uzman isek neden bu şirketler, kurumlar bu durumdadır? Neden,  her ne konu da ise, güzel bir çözüm bulan birilerini lider kabul edip de peşine takılmazlar da ayağını çelmelemeye çalışıp her kafadan bir ses çıkarırlar?

Neden Türkler bilgiye saygısızdır?

Neden Türkler araştırmazlar, öğrenmezler, okumazlar, öğrenmeye çalışmazlar?

Neden Türkler en basit problemlerde bile sıradan bir problem çözme yöntemini uygulayamazlar?

Neden Türkler bir toplantı yapmayı bile beceremezler?

Neden Türkler işi kişiselleştirmeden ve suçlu aramadan bir çözüm bulamazlar güçlüklere?  Neden Türkler sürekli savunma ve saldırı durumundadır?

E yeter canım, gerçekten yoruldum artık!

—————————————————————————————————————————————–

2019 yılı notu: Evet, yoruldum ancak vazgeçmiş değilim, mücadele yöntemlerim değişti, gelişti, yoldaşlarım gibi.

Reklamlar

About Selçuk Aytimur

Yolun yarısını geçeli çok olmakla birlikte, bana hiç öyle gelmiyor daha
Bu yazı Genel, Yönetim içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s