ISO 14001 2015 Soru Listesi

ISO 9001 2015 kalite yönetim sistem standardı hem “yüksek seviye yapı” dokümanının getirdiği yenilikler hem de ISO 9001 2008 de yapılan değişikliklerle tanınmaz hale geldi, adeta yeniden yazıldı; bu konuda daha önce de yazdım.

ISO 14001 2004 çevre yönetim sistemi standardı da “yüksek seviye yapı” dokümanından nasibini aldı ve o da çok değişti, ISO 9001 kadar olmasa da. Bu yazıda ise ISO 14001 2015 çevre yönetim sisteminin iç denetiminde esas alınabilecek sorulardan örnekler vereceğim.  Soru listesinin hazırlanmasında yine Sn. Nazan Yavuzel’n emeği vardır, belirtmeden geçmeyeyim.

Bir önceki yazıda belirttiğim bir gereklilik ISO 14001 2015 için de dikkate alınmalıdır: iç denetimde kuruluşun kendi dokümanlarının, gerekliliklerinin, ve standardın gerekliliklerinin yerine getirilip getirilmediğinin denetlenmesi esastır. İç denetim kriterleri bunlardan oluşur. Sonuç olarak, soru listeleri iç denetimde kullanılacaksa, bu kriterlere göre hazırlanmalıdır.

Ekran Alıntısı 1

Ekran Alıntısı 2

Ekran Alıntısı 3

Ekran Alıntısı 4

Reklamlar
Yönetim içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ISO 9001 2015 Denetim Soru Listesi

ISO 9001 2015 kalite yönetim sistem standardı uygulamaları hız kazanarak ilerliyor. Standardın  ISO 9001 2008 versiyonu 2018 Eylül ayında geçerliliğini yitireceğinden belge sahibi kuruluşların bir an önce yeni versiyona geçiş denetimlerini tamamlamaları gerekmektedir.

İç denetim standardın bir gerekliliği olduğundan onun da belgeli kuruluşlar tarafından yeni versiyona göre yapılarak raporlanması gerekiyor.

Burada ISO 9001 2015 için Sn. Nazan Yavuzel’in hazırladığı (kendisine teşekkür ediyorum) ve birlikte gözden geçirdiğimiz  tam soru listesinden bazı kısımları örnek olarak vereceğim; belki ilgilenenlere yardımcı olur gerisini getirmeleri için.  Ancak, iç denetimde dikkate alınması gereken önemli noktanın kuruluşun kendi dokümanlarını da – prosedürlerini talimatlarını – (yeni adı ile dokümante edilmiş bilgi) esas alması gerektiğini asla unutmamak gerekir. İç denetim sadece standart maddeleri esas alınarak yapılmaz, yapılmamalıdır. Merak edenler ISO 9001 2015 iç denetim maddesine göz atabilirler.

Ekran Alıntısı 1

Ekran Alıntısı 3

 

Ekran Alıntısı 4

Ekran Alıntısı 2

 

 

Yönetim içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bir violacının notları

Hayatımda bir senfoni orkestrası veya opera orkestrasında çalan bir müzisyenle hiç tanışmadım, bazılarını ismen bilmeme karşın. Ünlü piyano, keman virtüözlerini de bilirim lakin bir kere karşılaşmışlığım olmamıştır, olacağı da yok sanırım. Gençlik yıllarımda Suna Kan, Verda Erman, Ayla Erduran, Ayşegül Sarıca’yı CSO konserlerinde görmüşümdür hepsi o.  Son yıllarda ise Gülsin Onay ile fb da arkadaşız; bunun yararını gördüğümü söylemeliyim. O olmasa idi Çaykovski triodan hala habersiz olacaktım ki bana sorarsanız büyük kayıptır.  Solist olanlar müzisyenler diğerlerine göre daha şanslılar zira dinleyici önünde çok ön plandadırlar.  Ancak bir de orkestralarda çalan ustalar var yıllarca,  isimlerini meraklıları dışında kimse bilmez. Mesela Ruşen Güneş – viola, Doğan Cangal -çello, Oktay Dalaysel -keman- (yıllarca CSO’da konzertmaister olarak çaldı), Faruk Güvenç -viola…

Bu hep geri planda kalan kilit isimleri nereden nasıl biliyorum ben de bilmiyorum. Orkestralarda her çalgı grubunun bir de “birinci” si olur. Birinci keman (konzertmaister olur o), birinci viola, birinci çello, birinci korno…vb gibi. Neden çalgı gruplarının birincileri olur, rolleri nedir anladığımı söyleyemem ama önemli olsa gerek ki varlar.  Viola sanatçısı Ruşen Güneş’i de sayılamayacak kadar uzun yıllardır ismen bildikten sonra fb da “arkadaş” oldum onunla da; derya gibi bir insan. O da “birinci” idi.

Viola garip bir çalgıdır. Kemana benzer sesi ama keman değil, çello’ya da benzediği olur ama değil. Sesi değişiktir. Bazıları buna ses tonu  farkı diyebilir, ben ses rengi farklı diyorum zira çalgıların seslerinde renk görüyorum. Obuanın sesi mesela hep mavidir, fagot koyu kahve, kemanlar sarı, çello sarıdan koyu kahveye…Sadece çalgıların sesi değil, bestecilerin de renkleri vardır. Mendelson’da hakim renk mavi, yeşil ve turkuazdır örneğin. Mozart genellikle altın sırma sarısıdır. Beethoven’ın renk paleti çok karmaşıktır. Neyse…Viola’nın ne kadar önemli olduğunu ben ilk kez Beethoven 7. senfoni 2. bölümde anlamışımdır. İlerleyen yıllarda ise dörtlülerinde.

Bu uzun girişten sonra gelelim işin özüne: elime zaman zaman usta bir violacının notları geçiyor. O notları fırsat buldukça paylaşmadan edemeyeceğim, zira çok güzel yazıyor usta. Beğenmeyen beğenmez. Bazı notları 2 satır falan oluyor ama yaşamdan süzülen damlalar. İlk not aşağıda; sadece Türkçe karakterlerini ve ufak tefek yazım hatalarını düzelttim ki kolay okunsun. İfadesine dokunmadım. Usta Ingiltere’de oturmakta çoook uzun yıllardır ve klavyesinde Türkçe karakterler yok.

İşte not:

“Bugun benim yaz tatilim- evdekiler Ispanya’da tatilde -bu da benim tatilim-2 randevu iptal edildi – ve oh olsun bugünü tatil ilan ettim- dinlenirim bir güzel- hava ha yağdı yağacak-deniz yerine demin güzel bir duş aldım Rigoletto’daki o meşhur tenor şarkısını söyleyerek- köpeğim havlayıp durdu belli ki sesim onu sinirlendirdi-Türk bakkalına gittim sucuk yeşil sivri biber ve domates ve üstüne bir yumurta çırptım – ne yemeği olduğu belli olmayan bir yemek oldu – ben ”köğlen” yemeği diyorum kahvaltının ilk harfini ekleyerek başa -köğlen -çünkü saat 11 i 10 geçiyor- tatilde ne yapılır? Okunur- okuyorum acı bir hayat -hayat hikayeleri hep acıyla sona eriyor. Yani sen kendin gittiğine sevinsen bile bir sürü insan ya sevinçten ya da seni sevdiğinden ağlıyor. Cumhuriyetin ilk sayfasına baktım Internette güzel haber yok yav- bir gazete icat etmeli her şeye rağmen hep güzel haber veren-ama imkansız-biliyorum. Tatilde yapılmaz ama birazdan aşağıya gidip violamı çalacağım- ne çalacağıma henüz karar vermedim-yandaki komşu gerçek tatile gitti o yüzden bir problem yok. Çalmaya başlayınca hep eski defterlere aklım gidiyor- yeni bir eser uzun zamandır öğrenmedim- yani yanlışları tekrarlayıp duruyorsun ha ha – hayatta o kadar yanlışlıklar yaptım ki bu hiç bir şey- tatil iyi bir yolda – ne güzel yağmur başladı-Singing in the rain köpeğimle beraber bu gün öğleden sonra niye olmasın eğer ezgiyi hatırlayabilirsem- öyle bir yere geldim ki bir müzik çalıyor çaldığım günü zamanı kimin elini kolunu salladığını hatırlıyorum da ne olduğu bir türlü aklıma gelmiyor-aman aman tatilimde ( zaten 11 saat filan kalmış)- kafamda yıllarca elini kolunu sallayanları anmak istemem doğrusu -tatil planı- öğleden sonra bir küçük şekerleme sonra ver elini park- tanıdık görürsem ”kusura bakmayın ”tatildeyim ” deyip savuşturmak niyetim-çünkü köpek sahipleri köpeklerinin onları evden çıkardığından o kadar mutlular ki tanıdık bir sima görünce hemen hayat hikayeleri dökülmeye başlarlar- ve hepsi de ”efendim ben zamanında şuydum” diye baslar- üzülürüm çünkü adamın evinde kimse artık adam önceden neymiş  aldırmadığı için kurban biz oluruz- akşam tabii ki buyuk parti var -ben ve köpeğim Chip- yolun sonundaki puba geleneksel pazartesi ziyareti- pazartesi günleri tenha oluyor ve bana dadanan o biracı  köpeğimden korktuğu için yanıma gelmez ve saçmalamaya başlamaz : Din, Klasik Müzik, iyi şeftali nasıl olur, politika niye tüccarlıkla aynı şeydir birisi lafları satarak ötekisi mallarını satarak hayatlarını kazanır, niye orkestra şefleri yüzünü dinleyiciye dönmez işini yaparken bu üç kağıtçılıktır vs. Bir yığın ilginç görüşlerinden bu akşam mahrum olacağım daha doğrusu onu mahrum edeceğim ağzını açmasına – ne güzel tatil dinleniyorum-bi de benim parmaklara sor yazarken onlar çalarken hep -onlar- kim bilir benden ne kadar nefret ediyorlardır-yetti yav diyorlardır -esirler gibi çalış bütün gördüğümüz sabun gözlerimiz yanıyor adam farkında değil dedikten sonra bana çalarken yanlış nota bastırırlar namussuzlar ve aralarında sevinçten bayram yaparlar-intikam -ben de tatil yapıyorum- oh olsun-özellikle İspanya’dakiler bu küçük tatil lokumumu kendi dillerine çevirip okurlarsa benim tatilimin -bir gün bile olsa – ne kadar ilginç olduğunu anlarlar- hepinize iyi tatiller dilerim benim tatilimden.

Not: R:G’e sevgiler

Müzik, Yaşam içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Benim mutfaktan basit bir tarif

Bu sabah, patlıcan ve kaşar peynirinin  birbirine çok yakışmasından hareketle yeni bir tür omleti ikinci defa yaparak mükemmelleştirdim.

Ancak bu omletin yanında ekmek bandırılarak yenecek bir eşlikçisi var, sarımsaklı bir sos. Omlet tek başına çok güzel olmakla birlikte eşlikçisi ile beraber yendiğinde her şey daha güzel oluyor.

Malzemeler:

  • 2 yumurta
  • Patlıcan
  • Zeytinyağı
  • Kaşarpeyniri
  • mısır unu
  • süt

Eşlikçi için malzemeler

  • 1 kahve fincanına yakın zeytinyağı,
  • 2 tatlı kaşığı zerdeçal,
  • yarım çaykaşığı karabiber,
  • 1 tatlı kaşığı pul biber,
  • 1 çay kaşığı hardal tozu,
  • 1/2 çay kaşığı poy,
  • 3 diş sarımsak

Omletten önce sosun hazırlanması uygun oluyor. İşlem gayet basit. Bir kişilik tavada önce küçük halkalar halinde doğranan sarımsaklar zeytin yağında şöyle bir  cızırdayacaklar. Sonra baharatlar ilave edilecek ve karışım 2-3 kez karıştırılacak. Sonra ocağı kapatın ve omlete geçin. 20170305_110002

İki yumurta çukur bir kapta güzelce çırpılacak, çok incelmesin. Sonra bir çorba kaşığından biraz az mısır unu ve iki çorba kaşığı kadar süt ilave edin ve bir müddet daha karıştırın. Mısır unu, süt ve yumurta birbirine iyice karışsın; ancak fazla inceltmeyin çok çırparak.

Çırpma işlemi bitince 3 dilim kaşar peynirini küçük kareler halinde kesin ve bir tabağa alın. Kaşar peyniri için ölçü vermek çok zor olacak ama alttaki foto bir fikir verebilir umarım. Kaşar peyniri ve patlıcan miktarı omlet için önemli. Miktar çok olursa omlet omlet değil yumurta patlıcan peynir karışımına dönüyor ve az olursa bu sefer de lezzet azalıyor.  20170305_103408

Kaşar peyniri hazırlandıktan sonra orta boy bir patlıcandan altı ince dilim (bir cm den ince) kesin ve küçük kare parçalara ayırın. Sonra iki kişilik yumurta tavasında uygun bir miktar zeytinyağı ile patlıcanları yakmadan güzelce kızartın.  Kızarma işlemi bitince ocağı kapatıp patlıcan parçalarını peynir parçalarını koyduğunuz tabağa alın ve ikisini güzelce karıştırın. Alttaki fotodaki tabak bir kahvaltı tabağı olup karışımın miktarı hakkında bir fikir verebilir. 20170305_103842

Çırpılmış yumurta ve içine girecekler artık hazır olduktan sonra iki kişilik tavaya uygun bir miktar zeytinyağı koyarak tavayı büyük ocakta kızdırın. Ateşi orta dereceye getirip  tavanın tabanını kaplayacak biçimde çırpılmış yumurtayı usulca boşaltın. Tavayı bir iki defa hafifçe sağa sola, ve arkaya yatırarak yumurtanın tavanın çeperlerine de hafifçe yayılmasını sağlayın. Artık yumurtanın tabanı sertleşmeye başlamış olmalı. Ateşin kuvvetini ona göre ayarlayın.  Peynir – patlıcan karışımını tavanın tam yarısına hızlıca ve eşit olacak şekilde dökün. Artık sıra omletin sağda kalan boş tarafının geniş bir spatula yardımı ile soldaki dolu kısmın üzerine kapatılmasına geldi ki işin kritik kısmı da burası. Çok erken kapatmaya kalkarsanız olmuyor, geç kalınırsa da sertleşmiş oluyor ve kapanmıyor olması gerektiği gibi.  20170305_104418

İşte olması gerektiği gibi kapatılan.20170305_104622

Şimdi ocak tam açık olacak ve ters çevirerek omletin üstünün de kızarmasını sağlayın.20170305_104647

Artık yenmeye hazır bu. Daha önce hazırladığınız sosla birlikte sıcak sıcak servis yapın.

20170305_10484020170305_105010

 

 

 

 

 

Yemek içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sebze kurusu ve tavukla kalem makarna

Makarnayı çok severim, pilavı da. Ekmeği hemen hemen sadece sabah kahvaltısında yediğim için diğer öğünlerde, özellikle akşam yemeğinde makarna veya pilavı mutlaka ararım.

Bugün bahçede tavuklar, toprak belleme, ağaçlar falan derken eve çok acıkmış olarak girince doğruca mutfağa yöneldim. Aklımda makarna var, buzdolabında da tavuk. Kemiksiz tavuk budu ve kalem makarna yapacaktım.  Lakin butları elime aldığımda birden zihnim parladı; butları küçük küçük bölerek pişireyim, tabakta makarnanın üstüne koyayım, tavuk soslu yani…İçimden bir ses “böyle sos mu olur yahu?” dedi. Hım, sos nasıl olur? Salça konur falan. Salça durumunu soruşturuken evimizde kendi domateslerimizden yapılan doğranmış kışlık domates çıktı ortaya. E buna acı biber salçası da yakışır, o da çıktı ortaya. Tavuk etini doğrayıp tavaya atarken birden aklıma geldi : “Bizim evde şu ete lezzet veren o şeyden yok muydu?”  Varmış o şeyden. “Dolabın üstüne bak, sebze kurusu kavanozu var orada”. Metro’dan aldığımız, çeşni denen bir şey o şey. İçinde kurutulmuş kereviz, pırasa, soğan, sarımsak, domates kurusu vs  parçacıkları olan bir şey. Malzemeleri düzünce işe giriştim.

Malzemeler:

  • 1 paket kalem makarna (penne)
  • Kurutulmuş sebze parçacıkları (çeşni) diye satılıyor
  • iki adet kemiksiz tavuk budu
  • Halis zeytinyağı
  • Ev yapımı kışlık domates
  • Acı biber salçası
  • Koyun peyniri
  • Kaya tuzu

Bu yemek için bir adet mikro dalga fırın da gerekli olup nedenini aşağıda göreceksiniz.

20170304_182814Önce makarna haşlanacak. Haşlama suyuna önceden bir tatlı kaşığı kadar kaya tuzu ve zeytinyağı koymak yararlı oluyor. Haşlama bitince makarnanın suyu süzülecek, haşlandığı tencereye uygun bir miktarda zeytinyağı konup makarna ilave edildikten sonra güzelce karıştırılacak, bu sırada tekrar tuz ilave edilebilir.  Sonra koyun tencereyi bir köşeye

Makarna pişerken tavuk butları küçük küçük doğranacak ve doğruca tavaya gidecek az bir miktar zeytinyağı ile sotelenmek üzere. Çok kuvvetli olmayan ateşte etler pişerken üstüne bir kaç tutam çeşni serpilecek.20170304_182444

20170304_183402Soteleme işleminin sonuna gelmeden tavaya  3 çorba kaşığı domates ezmesi ve bir çorba kaşığının 1/3 ü kadar da acı biber salçası eklenecek. Acı biber salçasını az koyuyoruz zira bileceğiniz üzere tuzlu kendisi. Soteleme işlemine bir müddet de böyle devam edilecek. Fazla ara vermeden karışıma bir çay bardağı kadar su ilave edilecek. Suyun tamamı çekilmeden ocağı söndürün. Artık biber salçası, domates, kurutulmuş sebze parçacıkları ve tavuk parçaları iyice birbirine karışıp tad alış verişini tamamlamış olmalı. İlave, tuz, karabiber, kırmızı biber falan koymak yok. 20170304_183811

Şimdi gelelim tekrar makarnaya. İnce bir dilim koyun peyniri ( istediğiniz bir başka cins kullanabilirsiniz, yeter ki sıcakta erisin, en azından yumuşasın) kesip makarnanın üstüne şöylece yerleştirin.20170304_184238

Şimdi bu tabak mikro dalga fırına girecek 30 sn kadar. Hem makarnanın sıcaklığı yükselecek, hem de peynir eriyecek böylece. Bu 30 saniye süresince sosu harlı ateşte şöyle bir tekrar çeviriverin. Makarnayı fırından alın, üzerine sıcak sosu koyun ve soğumadan doğruca masaya.20170304_184748

Dikkat edin, sos iki kişilik, iki tavuk budu kullanıldı 🙂

Afiyet olsun.

Yemek içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yöneylem Araştırması teriminin çıkışına dair…

Ben  Endüstri Mühendisliği  okudum Orta Doğu Teknik Üniversitesinde. Efsane hoca Halim Doğrusöz’den ders alamamıştık ama bizim meslek dersimiz olan Operations Research, veya Türkçesi ile Yöneylem Araştırması’nda başta Ömer Saatçioğlu hocamız olmak üzere bize çok emeği geçenler çok olmuştur.

“Operations research” yerine yıllar önce ortaya atılmış ve cuk diye yerine oturmuş   olan “Yöneylem Araştırması”  terimi var. Bizim okuduğumuz dönemlerde biz kısaca OR der geçerdik. Hep bu yöneylem sözcüğünün nasıl çıktığını, kimin ortaya attığını merak etmişimdir daha sonraki yıllarda. Derken bu gün, bizim bir yazışma listemize gelen bir iletiden “yöneylem araştırması” teriminin çıkışını öğrendim.

İletinin içeriğini oluşturan ve Prof. Dr. Uluğ Çapar’a ait olan yazıyı aşağıda veriyorum. (Yazının tamamı aslında daha uzun ve başka konulara da değinmiş hocamız. Bizim konumuz dışındaki kısımları buraya almadım).

“…Ben bu terimin (Yöneylem Araştırması) türetiliş sürecine  şahit olmuş, hatta süreç içinde bulunmuş biri olarak değerli liste üyelerine bu konuda bilgi vermekle yükümlü hissettim kendimi. Benim tabii ödülü istemem çok garip olur, Hüseyin Eğinç’e ise “Şener Şen-Kemal Sunal” espri ödülü verilebilir !

Bu terimi geliştiren kişi şu anda turkmath listesinin üyesidir, arada yazılar da yazar. fakat “bu terimi ben ürettim” demek tevazuu ile bağdaşmaz. Onun için bu sessizliğini doğal karşılamak lazım.

Bu terimi üreten kişi sayın Prof.Dr. Barış Kendirli’dir ! Yani ‘Operations Research’= (OR) dalının Türkçe isim babası, Yöneylem kelimesinin mucidi Barış Kendirli’dir.

Hikaye kabaca şöyle :

Bundan yaklaşık yarım asır kadar once ! (daha doğrusu 51,5 yıl once) Turkiye’nin OR konusundaki ilk PhD si Halim Doğrusöz TÜBİTAK bünyesi içinde ilk OR ünitesini kurdu. Verdiği ilana başvuran 100 civarında adaydan 5 kişiyi kurucu kadroya dahil etti. Bu 5 genç bendeniz, Emin Gezen, Barış Kendirli, Muhittin Oral ve Çelik Parkan’dan oluşuyordu, (her yaşlı insan vakti ile gençtir !) Ben, Bariş ve Çelik İTÜ çıkışlı mühendislerdik. Emin Fransa’datekstil mühendisliği tahsili yapmıştı ve OR konusunda biraz birikimi vardı. Muhittin ise O.D.T.Ü. de yönetim bilimleri okumuştu. Bu unite devlet kurumlarından ve  endüstriden uygulamalı projeler almağa başladı. En önemli ikisi Keban barajı inşaatı iş planlaması ve Sümerbank reorganizasyonu idi. Keban barajındaki 3000 e yakın proje kaleminin optimal bir zamanlama ve iş sırası  içinde yürütülmesi için CPM , PERT ve rassal CPM gibi teknikleri uygulamağa çalışmıştık. Ha keza Sümerbank’ta da benzer araştırmalar söz konusu idi.

Her şey iyi fakat OR’ın Türkçe karşılığı olarak kullanılan “Harekat Araştırması” terimi biraz garipseniyordu. Gerçekte Genel Kurmay içinde böyle bir birim de vardı. “Harekat” çoğul eki dahil bütünü ile Arapça idi. Ordu ve savaşı çağrıştıryordu.  Kullanılan diğer karşılıklar “operasyonel araştırma” ve “işlemler araştırması” idi. Bunların ilki konuyu ordudan alıp hastaneye sokuyordu (!), ikincide ise “işlem” lafı çok geneldi, hiç bir şey ifade etmiyordu. “Operations Research”in meta-mot tercümesi için de başka bir yol gözükmüyordu. Onun için dendi ki dalın adını tercüme etmeğe çalışmak yerine dalı yeniden tanımlayalım.Bunun için bizlerden ve ilgili kişilerden öneriler istendi. Öneriler toplandı ve karar için konu ile ilgili herkes (bizim ünite, Genel Kurmay’da harekat Araştırması şubesi başkanı Albay Mehmet Karavelioğlu , İTÜ ve İstanbul Üniversitesi ‘nde konu ile biraz uzaktan da olsa ilgili Prof.lar  Faruk Akün ve İlhami Karayalçın, ayrıca dil kousunda Türk Dil Kurumu’nda bir iki  uzman bir konferansa davet edildi. Dil konularına da meraklı arkadaşımız Barış Kendirli bu konferansa  iki öneri ile geldi : “Erek-izlem araştırması” ve “Yöneylem Araştırması”. Ayıplı kelimeleri de çağrıştıran ilk öneri beğenilmedi, fakat ikincisini yani “Yöneylem Araştırması” nı herkes tuttu. Türk Dil Kurumcuları da kelimeyiçok fonetik ve telaffuzu kolay buldular. Böylece “Yöneylem Araştırması” adı resmileşmiş oldu. Dönemin aşırı sol dergisi YÖN ile bağlantılı gözüktüğü için dönemin siyasilerinden tepkiler geldi, fakat Halim Doğrusöz onları gayet güzel ikna etmesini bildi ve isim pekişti.

Halim Bey’in doktora hocası OR dalının kurucularından Russel Ackoff idi. Halim Bey Yöneylem Araştırması kelimesinin macerasını kendisine naklettiğinde  Ackoff bunun İngilizce tercümesini sormuş. Halim Bey de “Research on Directed Actions” diye İngilizce’ye çevirince Ackoff “Oho, that is much better than English name” demiş ve eklemiş “that means research on purposeful actions” (Kaynak : Halim Doğrusöz: Yöneylem Araştırması serüvenim ; YAD yayınları, 2009).

Peki sonra TÜBİTAK’ın Yöneylem Araştırması Ünitesine ne oldu ?

Ben, Barış Kendirli ve Emin Gezen matematik sevgilerimize mağlup olarak bir sure sonra birimden ayrıldık, matematik doktoraları yaptık. Bizlerden sonra Merih Celasun, Ömer Saatçioğlu, Ünver Çınar ve daha genç jenerasyondan  Çağlar-Sibel Güven , Osman Oğuz, Gündüz Ulusoy, Halim Doğrusöz’ün meşalesini daha uzaklara taşıdılar.  Barış Kendirli yakın zamanlara kadar Fatih Üniversitesi Matematik Bölümü başkanı idi. Muhittin Oral endüstri mühendisliği doktorası yaptı, daha sonraları Sabancı Üniversitesi kurucu dekanlarından oldu. Emin Gezen Dünya Sağlık Teşkilatında görevde iken Afrika’da ciddi bir felç geçirdi. Halen Cenevre’de WHO  gözetiminde tedavisi sürüyor. Çelik Parkan da OR doktorası yaptı, Hong Kong dahil bir çok ülkede görev yaptı ama şu anda izini kaybetmiş durumdayız. Bendeniz O.DT:Ü de 15, Yarmouk Üniversitesi (Ürdün)’nde 5, Bilkent’te 3, Doğu Akdeniz Üniversitesi (K.K.T.C.) ‘nde 12 , Sabancı’da 7 yıl çalıştıktan sonra emekli oldum.  28 ci Ulusal  Matematik  Sempozyumu  (Antalya) ‘nda üç konuşma ile özetini vermeğe çaliştığım “Genelleştirilmiş Fonksiyonların 4 yüzü: doğrusal, doğrusal olmayan, rassal ve sonsuz boyutlu distribüsyonlar” başlıklı kitabımı tamamlamağa çalışıyorum (yani Schwartz distribüsyonları (linear) ve ötesi). Bu konuda benimle yazışmak isteyen olursa mutlu olurum.

Uluğ Çapar”

Sayın Barış Kendirli’ye ve yöneylem araştırmasına emeği geçen tüm hocalarımıza selam olsun.

 

Bilim içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bir Çeşit Yumurtalı Ekmek

Bu gün yine evdeyim. Evde olunca ya yazılacak bir (kaç) rapor vardır, ya bahçede yapılacak iş vardır, ya alışverişe gidilecektir ya da hiç bir şey yoktur yapaılacak 🙂  Bu gün üçü de yok.  Ben de sabah kahvaltıda iki gün önce eşimin bulduğu bir tarifi denedim.

Bruşetta gibi bir şeye benziyor yaptığımız ve çok güzel oldu.  Bulabilirseniz gerçek köy yumurtası, halis zeytinyağı, güzel sucuk ve Kars kaşar peyniri kullanmanızı öneriyorum. Ekmek kesinlikle beyaz olmamalı. Gerçek esmer un veya tam buğday unundan yapılan özlü ekmek kullanın.  Bizim kullandığımız sucuk yaşadığımız yere yakın köydeki kasabın yaptığı sucuk. Bu sucuklar çok çabuk tüketildiğinden içinde marketlerde satılan sucuklardaki koruyucular yok. Sucuklar çok taze ve lezzeti olur hep. Sucuk yerine pastırma, salam veya jambon da kullanılabilir.

Bruşetta’ya benziyor diyorum zira bruşetta genellikle sarımsaklı olur ama bunda sarımsak yok, yakışacağını da düşünmüyorum. Kalın yeşil biber, kırmızı biber de yakışırdı ama evde olmadığından koyamadım, mevsimi değil.

Malzemeler:

  • İki büyük tam dilim ekmek
  • İki yumurta
  • Sucuk (kasap sucuğu)
  • İki kestane mantarı
  • Üç yaprak ıspanak
  • Kaşar peyniri
  • Zeytinyağı

İki büyükçe dilim ekmeği aşağıdaki gibi hazırlayın.  20170215_093703

İki büyük dilim kaşar peyniri ve sucuk küçük parçalar halinde doğranacak. Kaşar peyniri parçalarını iki yumurta ile birlikte ayrı bir kapta güzelce çırpın; kap bir köşede dursun. Sucuklar ise birazdan tavaya gidecek mantar ve ıspanak parçaları ile. 20170215_094936

Kestane mantarları ve ıspanak yaprakları güzelce yıkanacak ve kurutulacak sonra bir kesme camının üstünde küçük parçalar halinde doğranacak.20170215_094026

Doğranan mantarlar, ıspanak  tavada zeytinyağında öldürülecek, ancak fazla değil.20170215_094350

Sonra sucuklar eklenerek bir müdet daha ısıl işleme devam ama sucukları kurutmayın. Karışım hazırlanınca aşağıdaki gibi düzenledikten sonra tavaya içi boş ekmekler yerleştirilecek.20170215_095145

20170215_095229

Ekmeklerin tavaya değen tarafları  düzgün kesilmiş olmalıdır ki birazdan içlerine boşaltacağınız yumurta akıp gitmesin alttan. Ekmekleri yerleştirdikten sonra üstlerine yumurta ve kaşar peyniri karışımını eşit miktarda ağır ağır dökün. Bu operasyonda önemli nokta tavanın kızgın olması. Yumurta karışımını hızlı dökmeyin ki kızgın tavaya değen ilk yumurta karışımı ekmeklerin altına yapışıp sızmayı önlesin. Sonra  hiç beklemeden ekmek içlerini yerleştirin.  20170215_095617

Alt taraf pişince, ekmekler ters çevrilecek. 20170215_095714

Alt taraf da kızarınca tabağa alıp sıcak sıcak yiyoruz 🙂 20170215_100253

 

Yemek içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın