ISO 9001 2015 Kalite Yönetim Sistemleri Standardında Dokümantasyon Gereklilikleri

ISO 9001 2015, bir önceki ISO 9001 2008’e göre büyük farklılıklar içeriyor. O kadar ki, standardın  yeniden yazılmış olduğunu söylemek yanlış olmaz.

En büyük değişikliklerden birisi standartta  “doküman ve kayıt ” sözcüklerinin “dokümante edilmiş bilgi” ile yer değiştirmiş olması.  Buna ek olarak da artık  “…dokümante edilecek ve korunacak ” ifadesi yok, onun yerine  dokümante edilmiş bilginin varolması ve muhafaza edilmesi gerekliliği var. Eski versiyondaki 6 mecburi prosedür de artık zorunlu değil. Ancak, standardın tamamında hangi alanlarda dokümante edilmiş bilginin (eski adı ile dokümanların) olması gerektiği ve hangi alanlarda da kayıtların olması gerektiği açık olarak belirtilmiş durumda. ISO 9001 2015 de kayıt sözcüğü yerine de “dokümante edilmiş bilgi” sözcükleri geçerli. “Dokümante edilmiş bilgi saklanacak” ifadesinin geçtiği yerlerde ilgili kayıtların saklanması gereğini anlıyoruz;           ” dokümante edilmiş bilgi varolacak ve muhafaza edilecek” ifadesinin geçtiği yerlerde de dokümanların olması gerektiğini anlıyoruz. Dokümante edilmiş bilginin değişik şekil ve formatlarda olabileceğine dikkat etmek gerek. Tüm bunlar standardın eklerinde de açık olarak belirtilmiş durumda.

Doküman sözcüğü kalktı, 6 mecburi prosedür kalktı diye düşünerek standarttaki dokümantasyon gerekliliklerinin tamamen ortadan kalktığını düşünmek çok yanlış olur. Böyle bir şeyin olmadığına dikkatiniz çekerim.

Aşağıdaki tabloda  ISO 9001 2015  standardındaki dokümante edilmiş bilgi referanslarını toplu olarak görülebilir.

4.3 Kalite yönetim sisteminin kapsamı dokümante edilmiş bilgi olarak mevcut bulundurulacak
4.4.2 Kuruluş
  a) süreçlerin işletilmesini yeterli ölçüde destekleyecek dokümante edilmiş bilginin sürekliliğini sağlayacak ve;
  b) süreçlerin planlandığı şekilde yürütüldüğünü yeterli ölçüde kanıtlamak için gerekli dokümante edilmiş bilgiyi  saklayacak.
5.2.2 Kalite politikası dokümante edilmiş bilgi olarak mevcut bulundurulacak ve sürekliliği sağlanacak.
6.2.1 Kalite hedeflerine ilişkin dokümante edilmiş bilginin sürekliliği sağlanacak.
7.1.5.1 İzleme ve ölçme kaynaklarının amaçlarına uygunluklarının kanıtı olarak dokümante edilmiş uygun bilgi saklanacak.
7.1.5.2) a  …..Bu tipte standardların bulunmadığı yerlerde, kalibrasyon veya doğrulamada esas alınan hususlar dokümante edilmiş bilgi olarak saklanacak.
7.2 d 7.2.d) Yetkinliğin kanıtı olan uygun dokümante edilmiş bilgiyi saklanacak.
7.5 Dokümante edilmiş bilgi- tamamı
8.1 e Aşağıdakiler için dokümante edilmiş bilgi gereken ölçüde belirlenecek, sürekliliği sağlanacak ve saklanacak:
  1) Süreçlerin planlandığı şekilde yürütülmüş olduğuna dair güveni sağlamak;
  2) Ürün ve hizmetlerin şartlara uygunluğunu göstermek
8.2.3.2 Kuruluş, uygun olduğunda, aşağıdakilere ilişkin dokümante edilmiş bilgiyi saklayacak

a) Gözden geçirmenin sonuçları;

b) Ürün ve hizmetlere ilişkin yeni şartlar.

8.2.4 Ürün ve hizmetlere ilişkin şartlarda değişiklik:

Ürün ve hizmetlere ilişkin şartlar değiştiğinde, ilişkili dokümante edilmiş bilginin değiştirilmesi ve ilgili kişilerin değişen şartlardan haberdar edilmesi sağlanacak.

8.3.2  Tasarım ve geliştirme şartlarının karşılanmış olduğunu göstermek için gerek duyulan dokümante edilmiş bilgi saklanacak
8.3.3 Tasarım ve geliştirme girdilerine ilişkin dokümante edilmiş bilgi saklanacak
8.3.4   f Tasarım ve geliştirme faaliyetlerin kontroluna ilişkin dokümante edilmiş bilginin saklanması
8.3.5 Tasarım ve geliştirme çıktılarına ilişkin dokümante edilmiş bilgi saklanacak
8.3.6 Aşağıdakilere ilişkin dokümante edilmiş bilgi saklanacak:

a)       Tasarım ve geliştirme değişiklikleri;

b)       Gözden geçirme sonuçları;

c)        Değişiklikler için yetkiler;

d)       Ters etkileri önlemek için yürütülen faaliyetler.

8.4.1 Bu faaliyetler (Dış kaynak değerlendirme) ile (bu)değerlendirmelerden kaynaklanan gerekli faaliyetlere ilişkin dokümante edilmiş bilgi saklanacak
8.5.1 a)   aşağıdakileri tanımlayan dokümante edilmiş bilgi var olacak ve korunacak :

1)  üretilecek ürünler, sağlanacak hizmetler veya yürütülecek faaliyetlerin karakteristikleri, ve

2)   ulaşılacak sonuçlar

8.5.2 İzlenebilirlik bir gereklilik olduğunda çıktıya özel tanımlama kontrol altında tutulacak ve izlenebilirliği sağlayacak dokümante edilmiş bilgi saklanacak
8.5.3 Herhangi bir müşteri veya dış kaynağa ait bir varlık kaybolur, zarar görür veya bir şekilde kullanım için elverişsiz hale gelirse, bu durum müşteriye veya dış kaynağa rapor edilecek ve ne olduğuna ilişkin dokümante edilmiş bilgi saklanacak
8.5.6 Değişikliklerin  gözden geçirilmesinin sonuçları, değişikliği onaylayan yetkili kişi(ler)i ve gözden geçirmeden kaynaklanan gerekli faaliyetleri tanımlayan dokümante edilmiş bilgi saklanacak (kayıt)
8.6 Ürün  ve hizmetlerin serbest bırakılmasına ilişkin dokümante edilmiş bilgi saklanacak (kayıt).
8.7.2 Aşağıdakilere  ilişkin dokümante edilmiş bilgi saklanacak

a)       Uygunsuzluğun tanımı;

b)       Alınan önlemlerin açıklamaları;

c)        Varsa, alınan özel izinlerin açıklamaları;

d)       Uygunsuzluğa ilişkin önleme karar veren yetkilinin kimliği

9.1.1 (izleme, ölçme, analiz, değerlendirme) Değerlendirme sonuçlarının kanıtı olan dokümante edilmiş uygun bilgi saklanacak
9.2.2 f) Denetim programının uygulandığının ve denetim sonuçlarının kanıtı olan dokümante edilmiş bilgi saklanacak
9.3.3 Yönetimin  gözden geçirmesi sonuçlarının kanıtı olarak dokümante edilmiş bilgi saklanacak
10.2 Aşağıdakilerin kanıtı olarak dokümante edilmiş bilgi saklanacak

a)       Uygunlukların yapısı ve alınan müteakip önlemler

b)       Düzeltici faaliyetlerin sonuçları.

 

 

 

Yönetim içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Bir karga(o) hikayesi

Bodrum taraflarında yaşayan bir büyüğüm var, arkadaşım ve meslektaşım. Adı O.Keepman olsun. O. Keepman’ın mandalina bahçesi vardır. Her yıl zamanı geldiğinde meslektaşlarına kilo kilo mandalina  gönderir kargo ile. Mis gibi kokuludur mandalinaları.

2016 yılı Aralık ayı sonunda yine mesaj gönderdi mandalina göndereceğine dair. Adres bilgilerimi tazeledim. Adı üç harfli olup burada gereksiz olan bir kargo kuruluşu ile göndereceğini bildirdi. Üstelik bu sefer pakete bir şişe de halis viski eklememiş mi? Eklemiş! Başladım dört gözle kargoyu beklemeye.

Bu arada bir seyahate çıktım kuzeye doğru; sabah 340 km git, çalış, akşam 340 km yol yaparak eve dönüş! Akşam olunca hava önce serinledi, sonra soğudu ve hava kararınca da yağmur başladı. İzmir Bursa istikametinde konvoy halinde giden araçların far ışıkları, dikiz aynalarından yansıyan far ışıkları, önümdeki araçlardan gelen kırmızı ışıklar, fren ışıkları, tekerleklerden sıçrayan çamurlu sular, yağmur damlaları ile güç bela gidilen bir yol oldu Bursa İzmir asfaltı. Akhisar’a yaklaşırken bir rampada bir kamyonun arkasında 60- 70 km ile ilerlemeye çalışırken solumdan da diğer araçlar bir gayretle solluyorlardı. Solumdan geçen iki araçtan sonra birden önümde beyaz büyük bir köpek beliriverdi yolun ortasında. Tam önümde! Direksiyonu biraz sağa kırıp firen yapacak ancak vaktim oldu. Aracın sol önünden tak diye bir ses çıktı. Arkamdan gelenler, solumdan geçip gidenler, yağmur falan durmak mümkün değil. Ancak 30 km kadar sonra bir benzin istasyonunda durup bakabildim araca; sol ön çamurlukta büyücek bir yırtık gördüm.  Güzelim köpek ölüp gitti yani. Ben vurunca sola savrulmuş ve ezilmiştir garibim.

Karnımın ağrısını gidermek için gidip kahve aldım istasyondaki kafeden. Pipomu yaktım, araçta biraz oturarak tekrar yola çıktım. Tam bir can sıkıntısı.

Bu sıkıntı bir kaç gün devam etti. Merak edenler olursa araç şu anda serviste, çamurluk komple değişecek.

Bu sıkıntı arasında Keepman’ın Bodrum’dan kargoyu verdiği firmanın Menemen şubesinden bir hanım aradı ve makinalı tüfek gibi ” kargonuz geldi Bodrumdan, içinde gıda maddesi varmış, biz getiremiyoruz ne zaman getiririz belli değil, bozulursa karışmayız gelin alın” buyurdu. Ve ben koptum!. Köpeği ezmişim, araba hasarlı, altımda araba yok, gelin alın dediği yer 20 km ve bizim buralarda taksi falan da yok ama kadın ayı şeyi tekrarlayıp duruyor. Sen kargo firması değil misin, ne demek getiremem. Getiremeyeceğin kargoyu almasaydın! “Nasıl getirmezsiniz sizi şikayet edeceğim” dedim.  Karşıdaki de yanıtladı bir rahatlıkla ki sorma gitsin:”Kime isterseniz şikayet edin!”  Öyle mi canım? Bir müddet bağırmadan sonra telefonu kapattım ve durumu Keepman’a bildirdim. Firmanın facebook sayfasını bulup oraya da şikayet yazdım. Firmanın müşteri destek hattını arayıp şikayetimi bildirdim. Kayıt açtılar ve Ege bölge müdürlüğüne illetiler. Keepman da üzüldü, kızdı bu işe ve o da Bodrum tarafından sıkıştırmaya başladı. Ben durmadım, firmanın facebook sayfasındaki duvara tekrar yazdım şikayeti, lakin yazdığını gönderince yok oluyor! Bu sefer bunların kendi gönderilerinden birinin altına yazmak aklıma geldi. Gördüm ki şikayet mesajı dolu. İki üç kere de ben yazdım. Herkese yazdıkları standart yanıtlar geldi bana da sonra da özel bir mesaj. Tekrar durumu anlattım. İncelediler ve durumu ilgili birime ilettiklerini söylediler 🙂 Ama kargo ortada yoook.

O. Keepman da Bodrum tarafından sıkıştırıyormış bu arada “adamın kargosunu götürsenize yahu” diye, bir taraftan da beni sıkıştırıyor ” ya gidip alsana şu kargonu getiremiyorlar işte diye. Bu arada komik bir şey de olmuş. Ben firmayı kargomu getirin diye sıkıştırırken Keepman da, haklı olarak sıkıldığından, o taraftan “adamın arabası tamirdeydi gelip alacak sakın geri göndermeyin” demiş firma “kargonuzu iade edeceğiz”  deyince 🙂 Bu curcuna arasında anlaşıldı ki bu üçharfli kargo firmasının bizim tarafa dağıtımı yok, yani güzergah dışıymışız. Ey bana telefonda “kargonuzu getirmiyoruz ne zaman getireceğimiz de belli değil”  diye çemkiren kadın, bana deseydin ya “efendim güzergah dışısınız kusura bakmayın, lütfen gelip alın kargonuz buradadır” diye!   Sonra nedir o “İstediğiniz yere şikayet edin” Bu nasıl bir muameledir müşteriye, bu nasıl müşteri odaklılıktır?

Çözüm olarak şunu buldum: üç harfli kargo firması kargoyu götürüp Domestik kargoya teslim edecek,  ben  de oradan alacağım ve masrafı neyse ödeyeceğim. Üçharfli ile acaip kavga ettiğimden artık hayatta gidip almam oradan zira. Keepman böyle bir talimat verdi, bana da mail ile kargonun Domestik’e verildiğini bildirdi. Ohh, olay bitti değil mi? Hayır bitmedi. Ertesi gün doğru Menemen Domestik kargoya gittim ama Üçharfli böyle bi paket vermemiş onlara. Sonradan ortaya çıktı ki bunu zaten yapamazlarmış.

Nihai çözümü şöyle sundum Keepman’e: kargoyu Domestik’e ver, ben alacağım. Dün telefonu evde unutup çıkınca bu da yattı ve Keepman ağabeyimizden inceden fırçaları da yedik akşam eve dönünce. Adam gitmiş Domestik’e ve onlar da “biz oraya götüremeyiz güzergah dışı” demişler. Tam 5 kez beni aramış 2 saat boyunca; akşam eve gelince ancak arayabildim kendisini. Oysa ben ona ver Domestik’e tamam, alacağım demiştim ama bir kere ortalık karışınca devam ediyor 🙂

Bu sabah tekrar telefonla görüştük Keepman ağabeyimizle, yine biraz tatlı fırça yedikten sonra kargoyu Üçharfliyle tekrar göndereceğini gidip almamı istedi. İtiraz ettim, “Domestik’e ver gidip alacağım beni öbürleriyle muhatap etme” dedim. “Yav” dedi, Üçharfli gelip kapımdan alıyor ( oda merkezden uzak) Domestik gelmiyor, şimdi senin için üstümü değiştirip 20 km yol gideceğim bu havada” diye söylendi biraz sonra “tamam be gideyim naapalım artık kalkıp giyineyim” diye ekledi yine söylenerek 🙂 Bu sefer de ben üzüldüm. Bu kargo firmalarının hepsi bir cins!  Telefonu kapattım duruma sıkılarak. Yahu bir mandalinasını yeyip, viskisini içmek kısmet olmadı adamın günlerdir. Eşim de yanımda idi telefon görüşmesi sırasında. “Söylesene, Üçharfli’ye versin, annemin evine göndersin!”  İşte tünelin sonundaki ışık! Derhal O. Keepman’ı aradım:

“Çıktın mı evdeeeen?”

“Yok giyiniyordum şimdi”

“Giyinme ağabey, Üçharfli kargoya ver, kayınvalidenin adresine gönder”

“Ulan bunu baştan niye böyle yapmadın?”

“Ne bileyim ağabey, şimdi hanım söyledi işte”

“Kadınların kafası her zaman daha iyi çalışır”

Yine biraz tatlı fırçaları yedim. Kargom yarın gelecek, gidip kayın validenin evinden alacağım. Nihayet! 🙂

Not : bu curcuna arasında iadesi söz konusu olan kargo yerine yenisi hazırlanan bir paket olmuş, şimdi ikisi birden geliyor. Çok yaşa O. Keepman 🙂

 

 

 

 

 

 

 

 

Yaşam içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

2016 nın sonu, 2017 nin başı…

YAŞAMAYA DAİR
  1 
Yaşamak şakaya gelmez, 
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 
                       bir sincap gibi mesela, 
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak. 
Yaşamayı ciddiye alacaksın, 
yani o derecede, öylesine ki, 
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 
yahut kocaman gözlüklerin, 
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 
                                    insanlar için ölebileceksin, 
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 
                        hem de en güzel en gerçek şeyin 
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde. 
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
                                      yaşamak yanı ağır bastığından. 
                                                                                     1947 
2 
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, 
yani, beyaz masadan, 
              bir daha kalkmamak ihtimali de var. 
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini 
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, 
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, 
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz 
                                en son ajans haberlerini. 
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için, 
                               diyelim ki, cephedeyiz. 
Daha orda ilk hücumda, daha o gün 
                           yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. 
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, 
                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz 
                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. 
Diyelim ki hapisteyiz, 
yaşımız da elliye yakın, 
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. 
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız, 
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla 
                                    yani, duvarın ardındaki dışarıyla. 
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım 
          hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak... 
                                                                      1948 
3 
Bu dünya soğuyacak, 
yıldızların arasında bir yıldız, 
                       hem de en ufacıklarından, 
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, 
                       yani bu koskocaman dünyamız. 
Bu dünya soğuyacak günün birinde, 
hatta bir buz yığını 
yahut ölü bir bulut gibi de değil, 
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak 
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. 
Şimdiden çekilecek acısı bunun, 
duyulacak mahzunluğu şimdiden. 
Böylesine sevilecek bu dünya 
"Yaşadım" diyebilmen için... 
Nazım HİKMET
Genel içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Açıklama” ya dair…

Bu yazı herhangi bir konuda açıklama yapılırken dikkat edilmesi gereken bazı hususlara dairdir.

36 yıllık mühendislik yaşamımda normal bir dünyalının çoğunun  karşılaşabileceği durumlardan daha fazlası ile karşılaşmış  ve sorabileceği sorulardan daha fazlasını sormuşumdur. Ya, evet böyle işler de var.

Soru sorulunca bir yanıt alınır büyük çoğunlukla. Zaten bilindiği için yanıt beklenmeyen (retorik) veya karşıdakini düşünceye sevk etmek isteyen sorular başka tabi. Soru sorarken amaca dikkat etmek gerekir. Sorunun formüle edilmesine ve ses tonuna bağlı olarak karşı taraf derhal savunmaya çekilebilir. Oysa, belki otomobilin lastiği patladığı için geç kalmıştır çocuk eve.

Saçmalığın farkında olunmadığı bir durumda, bu duruma ilişkin sorulan sorulara verilen yanıtlar da durumun kendisi kadar saçma olur, giderek komik olur. Anlayana tabi.

Mesela toz deterjan üreten bir işletmede paketlemeden hemen önceki işlemlerin yapıldığı bir alan olsun. Bu alandaki ofisin ikinci katına çıkan metal merdivenlerin altına ittirilmiş yağlıca büyük bir de  elektrikli motoru bulunsun. O alanın temiz ve tertipli olması gerektiği gibi,  işlemlerde bir elektrikli motora da gerek yok.

Mis gibi deterjan kokan alana girince merdivenin altına kaktırılmış motor işaret edilerek soru gelir:

“Bu ne?”  İşaret edilen yöne bakılarak yanıt şöyle gelir:

“Ha o mu? Motoor! Ambar kapısının motoru. Arızalı da”

“Onu görüyorum da, neden burada duruyor?” Ve öldürücü yanıt:

“Nereye koyalım?” !

Her şeyin cevabı, her durumun bir açıklaması vardır. Cevap veya açıklamanın geçerli olmadığı ve bunun anlaşıldığı durumlarda derhal harekete geçmek gerekirken bazıları durumu değişik biçimlerde tekrar tekrar açıklamaya ve hatayı sürdürmeye devam ederler.  Balık baştan kokar zira.

Araçların park esnasında burunlarının çıkış yönünde  olması  gereğini bilerek aracınızı uygun biçimde otoparka park ederken güvenlik görevlisi gelir ve tam tersini yapmanızı ister.

“Neden?”

“Efendim genel müdürümüz böyle istiyor”!

“Ama öyle yanlış olur, doğrusu burnu çıkış yönünde park etmektir”

“Efendim yazılı talimatımız böyle”!

Kendi aracı çamur içindeyken komşusunun aracını yıkamaya kalkan insandan da bir açıklama gelebilir, kendi birimindeki işleri zamanında yetiştirmeyen ancak kilit personelini izine göndermiş olan yöneticiden de, 150.000 USD ödediği bir erp yazılımını söküp daha basit bir yazılıma geçmeye karar veren yöneticiden de…

“Abi çok kirliydi be!”

“Ama adamların izin zamanı gelmişti, verimlilikleri düşüyor sonra, literatürde yeri var değil mi, efendim?”

“Beyefendi, çalıştıramadık onu biz, verim de alamadık zaten”

Politikacıların sorulara yanıtları ve durum açıklamaları ise çoğunlukla en feciileridir..Gerçi günlük yaşamda da fecii yanıtlar olmuyor değil:

“Ya bu peynir neden bu kadar tuzlu?”

“Tuz olmazsa dayanmaz beyim yağlı mal bozulur”

“Elbette, ben de hayatımda ilk kez peynir görüyorum zaten sağol”

Zırva tevil götürmez.

 

Genel içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sağlık meseleleri…

Hekime sorarsan sakin olacaksın, sinirlenmeyeceksin, üzülmeyeceksin, sinirlenmeye, üzülmeye neden olan ortamlardan uzak olacaksın. Ek olarak şu iki ilacı da alacaksın ve bir ay sonra gelip şu tahlili de yaptıracaksın ve şu ilaca da başlayacaksın!  Olur paşam!

Cehalet mutluluktur -ignorance is bliss- diye bir şey var, buna aptallığı da ekleyebiliriz. Aptal olan aptallığının ve  cahil  cahilliğinin bilincinde olamaz. Ancak cehalet başka bir şey. Cahil ama aptal olmayan birisi bilmediğinin nispeten farkına varırsa, öğrendikçe daha fazla bilmediği şey olduğunu görür. Cehalet garip bir şeydir. Üniversite bitirmek cehalete engel olmuyor. Bakınız tv kanallarında program program gezenler.

Öğrenmenin birinci şartı bir şey bilmediğini baştan kabul etmekten geçer; bunun değişik varyasyonları olabilir. Feynman, bir başka fizikçi tarafından çözülmüş bir konu önüne geldiğinde oturup en başından problemi çözermiş diğerinin çözümünü alıp kabul etmek yerine. Ne kadar çok öğrenilirse, bilinmeyen daha da büyüyerek artar. Bildiklerinizin bir kürenin içini doldurduğunu düşünün; öğrendikçe küreni iç çapı artar, ama dış çap daha çok artar. Bilmediklerinin farkında olan insan bilmediği konularda korkmadan “bilmiyorum” der, veya hiç konuşmaz. Bildiği konularda da ayağı yere sağlam basar, kişisellikten uzak olarak. Akıllı olan insanın kendi düşünceleri olur, başkalarının düşüncelerini alıp satmaz.

Akıllı insan bilmiyorum demekten korkmadığı gibi her konuya da maydanoz olmaz.

Cahil veya aptal, her ne ise artık, insanın etrafında olup bitenleri kavramaya gücü yetmez.  Kavramak için çaba sarf etmek gerekir, zor iştir. Onun yerine Ahmet ne demiş, Ali ne demiş, kerameti kendinden menkul çakma filozoflar, büyüklerimiz(!) ne demiş nasıl yapmış, bunlara bakar koyun gibi ev dışında ve televizyon kanallarında; “bağyan”lara bakar tv kanallarında, ruhunda sapıklık da varsa ağzının suları akar, daha da olmadı tecavüz eder ve hakime de “tahrik oldum bacağını görünce” der!  Diyelim ruhunda sapıklık yok, o zaman tecavüz, hakim falan da yok. Ne mutlu ona! Üç otuz parayı alır  ay sonunda büyüklerinin layık gördüğü, ekmeği eğer bulursa kuru fasulyenin suyuna banar yer. Bu işlerde bir yanlışlık var yahu diyenleri anlayamaz; niye yanlış olsun ki? Büyükler ne derse o olur. Yanlışlık var diyen de kim ki? Geçenlerde dediler işte polisler attı hepsini içeri, demek ki yanlış diyenler yanlış. Allah büyüklerine  zeval vermesin yoksa bu karda kışta bu ekmeği de bulamaz. Ne güzel apartmanlar yapıyorlar, köprü mü ne yapıldı, tüneller, uçak limanları falan..Büyükler çalışıyorlar. O üç otuz kuruş aylığı da dört otuz yapıverselerdi  ne vardı ama olsun varsın Allah zeval vermesi büyüklere… Sinirleri alınmış olduğundan bunlarda daha ziyade yanlış-eksik beslenme kaynaklı hastalıklar olur: Erken saç dökülmesi, diş dökülmesi, kas-iskelet sistemi hastalıkları, erken bunama vs vs. Bu zavallımlar ezilmeye müsait olurlar ve kötü niyetliler tarafından da ezilir ve sömürülürler.

Kerameti kendinden menkul çakma filozofları merak edenler facebook sayfalarına bakabilirler. Küçük fetullahlarla dolu ortalık ve yüzlerce de takipçisi var!. Ne mutlu!

Sağlık diyordum; hekim beyin yazdığı o ek ilacı almadığım gibi bir ay sonra gidip yeni tahlil yaptırıp bilmem ne ilacına da başlamadım. Hekimler de hekimlikten çıkıp tacire dönüşmüş durumdalar. Bunu anlamak 5 dakika almıyor, hekim değilim ama aptal hiç. Lakin adamın “sinirlenme, gerilme, gerekirse ortam değiştir” sözleri doğru?

Hangi ortama gideyim hekim bey?

 

Genel içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kış Yumurtası

Nezleyi atlattım ama sanırım 7 gün evde yatmadığım için hala bazı dertleri arada bir tepiyor. Başım ağrımaya başlıyor, burnum buz gibi oluyor, belim ağrıyor falan filan.

Bu sabah uyanınca  yumurta pişirme konusu açıldı yine. Evde olduğum her sabah bu konunun açılması çok normal. Zira çay demlenirken ben tavukları yemlemek ve bahçeye salmak için kümese gidiyorum. Tavuklar bu huyumu çok sevdikleri için ya sabah ben gelmeden önce, ya da bahçede gezindikten sonra yumurtlamayı ihmal etmezler. Hatta bir tanesi verandadaki bir kutu içindeki bir kutuyu çok sevdi oraya yumurtluyor. Nitekim bu sabah da sessiz sedasız bir tane koyuverdi kutuya 🙂  Yiyoruz tabii ki biz de.20161218_11085320161216_122335.jpg

Neli yapalım nasıl yapalım yumurtayı diye görüş alış verişinde bulunurken eşim “soğanlı yapalım” dedi. Soğanlı yumurtadan hoşlanmam. Önce “ben istemem” dedim ama sonra fikir değiştirdim zira soğan faydalı bir sebze ve soğuk algınlığıma da iyi gelebilirdi, değil mi? Sonuç olarak soğanlı yapılmasına karar verildi, kavrulmuş soğanlı. Ama ben kendi yumurtamı kendim pişirdim, eşim de kendi sevdiği  kavurma gibi yaptı kendisine.

Soğan pembeleşinceye kadar zeytinyağında kavrulacak, istediğiniz kadarı bir kişilik tavaya alınacak. Tavanın çeperi tel peynir ile çevrilecek ve soğanlarda peynirlere doğru ittirilecek ki ortada kalan kısımda yumurta güzelce pişsin.20161218_105033

Ocak yarım-yüksek arası açılıp biraz beklenecek, tava kızınca bir adet yumurta tavanın göbeğine kırılacak20161218_105300

Yumurta bir miktar pişince orasına burasına Ardahan koyun peyniri atılacak. Bu şart değil tabii ama, tarif de bu işte. İsteyen istediği peyniri koysun yeter ki yağlı olsun.20161218_105400

Pişme ilerledikçe tava hafifçe  sağa-sola, yukarı-aşağı yatırılarak beyazının soğanların ve yumurtaların üzerine yayılması sağlanacak.20161218_105623

E, sonra pişiyor işte. Ekmek bandırarak yenecek kıvama gelince üzerine karabiber ve kırmızı biber gezdirin, sonra tava doğru masaya.20161218_105806

Genel içinde yayınlandı | 1 Yorum

Olasılıklar veya Feuerzauber

Klasik müziği  ve ardından gelen romantik müziği çok severim;  operayı da  sevmeme rağmen orada pek iyi değilimdir. Yıllar önce kaydettiğim bir müzik parçası bu yüzden benim için sürekli bilmece olarak kaldı yakın zamana kadar.

Wagner’in ünlü Die Walküre operasının uvertürü, çoğu insan için operanın kendisinden daha iyi bilinir durumdadır. Die Walküre operası görkemli bir  sanat eseri, tamamını dinlemek de, seyretmek, seyredecek yer bulmak da zordur. Ayrıca 4 saate yakın sürüyor 🙂 Uvertür sadece 5-6 dakika süren görkemli bir müzik ve tv, radyo kanallarında insanın karşısına çıkabiliyor. Die Walküre uvertürü F.F. Coppola’nın ünlü Apocalyps Now adlı filminin helikopter saldırısı sahnesinde de vardır. Buradan anımsayanlar olabilir.

Bilmece konusuna geri dönelim. Bir uvertürün bittiğini anlayacak kadar müzikten anlarım. Ama yukarıda bahsettiğim kayıttaki uvertür bitiyor ama bitmiyordu nedense. Farkettim ki ki uvertürün arkasına aynı operadan bir başka müzik parçası eklenmiş ama hangi parça ve operanın neresinden. Uvertür kendi başına bir mücevher, o eklenen parça bir başka mücevher. Yıllarca, sanırım 10 yıl olmuştur, bu kaydı kafamda bu soru işareti ile dinledim yanıt bulamadan. Operayı benden daha iyi bilenlere de sordum ama nafile. İnsanın aklına bir şey takılınca da rahatsız ediyor. 4 dakika kadar süren müziği bulmak için tüm operayı da dinleyecek vaktim hiç olmadı!

Olasılık kuramı diye bir şey var,  çok ilginçtir. O kadar ilginçtir ki mesela kuantum mekaniği bir parçacığın bakıldığı yerde bulunabilmesinin olasılığını hesaplar; o da orada oluyor. zaten!  Şu Wagner müziğinin bulunabileceği yerlerde olma olasılığını hesaplayacak halim ve bilgim olmadığından artık umudum kalmamıştı hiç uzun zamandır.  Sonra soğuk ve karlı bir kış günü  Istanbul Atatürk hava limanında otobüsten inerek apronda bekleyen Boeing 777’ye bindim. Tam kanadın üstünde idi yerim. Pencere kenarındaki koltuğuma oturdum. Küçük pencereden görünen muazzam kanadın üstünden apronun ışıkları yansıyor, kar taneleri ıslak metalin  üzerinde kendilerine yer edinmeye çalışıyordu.

Boeing 777 büyük uçaktır. Dolması vakit alıyor. Genellikle dış hatlarda kullanıldığından koltukların arkasında  THY nin planet kabin içi eğlence sisteminin ekranları vardı, ve açıktı sistem. Bazan açmazlar iç hatlarda ama bu sefer açıktı işte. Çantamdan ayırmadığım kulaklığımı çıkarıp taktım. Önce filmlere göz attım, sonra müzik dinlemeye karar verdim.Menüden klasik müzik yayınlarını buldum. Biraz Mozart, olmadı, sonra biraz Brahms keman konçertosu, o da olmadı. Gezinirken Wagner uvertürleri ve operalarından seçmeler albümü geldi. Eh, Die Walküre’yi dinlemeden olmazdı. Onu dinlerken, ekranda listeye de göz atmaya başladım. Feuerzauber diye 3.30 dakikalık bir parça daha vardı. İçimden ya bu sakın o benim müzik olmasın diye geçti. Feuerzauber de ne demekse onu da bilmiyorum. Uvertür bitti, Parsifal uvertürüne geçtim, sonra ondan sıkılıp Feuerzauber’e döndüm. Müzik başladıktan 3 saniye sonra da sesi sonuna kadar açtım. On yıldan fazladır ne olduğunu öğrenmeye çalışıp da dinlediğim müzik kulaklarımda idi! 🙂  Orijinali üstelik yani operadaki haliyle. Bendeki kayıt sırf orkestra uyarlaması imiş. 5- 6 kez dinledim üst üste.  Feuerzauber sözcüğünü de not ettim eve dönünce araştırmak üzere.

Bendeki kayıt bu güzel operanın açılış (uvertür) müziği ve son sahnesinin müziği imiş.

Feuerzauber, yani ateş büyüsü,  Die Walküre’nin son sahnesi. En az uvertür kadar etkileyici bir müzik, sahneden hiç bahsetmiyorum.

Hiç aklıma gelir miydi bir gün iş için Çorlu’ya gideceğim, dönüş uçağının 19.00 olması, o uçaktaki müzik sisteminde yıllardır aradığım müziğin olması, kabin şefinin müzik sistemini açık tutacağı, eğlence sisteminde onlarda film ve müzik varken Wagner seçeceğim falan…?

 

 

 

 

 

 

Müzik, Yaşam içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın