Endüstri Mühendisliğinin Kısa Tarihçesi

Bir sınıf arkadaşım bir önceki Endüstri Mühendisliği Nedir başlıklı yazıma ithafen “Taylor’dan da bahsetseymişsin” deyince, bizim meslek üzerine yazmayı planladığım bir yazı yerine önce bu yazıyı yazmak farz oldu.

Kalite yönetim sistemlerine ilişkin eğitimler veririm yıllardır. 2 günlük eğitimin birinci gününün sabahının tamamı kalite yönetim sisteminin köklerini açıklamak ve tarihçesine ve gelişimine ilişkin bilgi aktarmakla geçer. Çok genel esasları olan ve  toplam kalite yönetiminin prensiplerine dayanan (2000 yılından bu yana) ISO 9001 standardının gerekliliklerini anlatmaya (grup çalışmaları vb ile de olsa)  doğrudan geçmek hiç bir zaman doğru gelmedi bana. Fizik öğretmeni olsaydım da ilk derslerde Newton öncesinden başlayarak bu bilim dalının gelişimini, emeği geçenleri vb anlatırdım. Her bilim dalının arkasını, gelişimini merak ederim. Onu aktarmadan doğrudan asıl konulara geçmeyi  doğru bulmuyorum. Bizim mesleğin olmazsa olmazlarından yöneylem araştırmalarının arkasında yatanlar ne kadar ilginçtir mesela. Motion and Time study de öyledir. Çok zor bir bilim dalı olan quantum fiziğinin doğumu, gelişmesi, ilerlemesine ilişkin tarihçe de en az o bilim dalı kadar ilginçtir. Benim quantum fiziğini anlamam (anlamadığım pek çok şey gibi) elbette mümkün değil, o da başka mesele.

Kalite yönetim sisteminin endüstri tarihi içindeki gelişimi bizim mesleğin gelişmesi ile paraleldir. Aşağıdaki basit grafikte işaret ettiğim dönemlerde  kalite yönetimine ilişkin yöntemleri, esasları belirleyen kişilerle bizim mesleğin gelişimine imza atan kişiler in bazıları aynıdır.

Bir endüstri mühendisi “süreçlerin etkin ve verimli olarak yürütülebilmesi için…..”  var iken (Prof. Jane M. Fraser), bu aynı zamanda kalite yönetim sisteminin de temel anlayışlarından birisidir.

ky

Burada hiç bir şekilde endüstri mühendisi kalite yönetimi uzmanıdır (veya tersi) gibi bir şey kastetmiyorum. Sadece bazı önemli ilginç paralleliklere dikkat çekiyorum, o kadar. Bir başka ilginç nokta da kalite yönetiminin olmazsa olmazı olan sürekli iyileştirme çabalarında kullanılan tüm yöntemlerin endüstri mühendisliği disiplini içinde yer alıyor olmasıdır: yalın üretim, 6 sigma, istatistiksel kontrol vb…Bizim daha ağır başka araç ve yöntemlerimiz de vardır, o başka mesele. Bunu da ekledim ki kalite yönetim sisteminin içinde yer alanlar kendilerini endüstri mühendisi sanmasın 🙂

Profesör Jane M. Fraser “Introduction To IE” adlı kitabında bizim mesleğin gelişiminde önemli rol oynayanların büyük kısmına işaret etmiş. Kitabın ilgili bölümünü kopyalamak gibi bir niyetim yok. Sadece yukarıdaki grafik paralelinde kalite yönetimine ilişkin eğitimlerde andığım bazı isimlerden bahsedeceğim. Daha detaylı bilgi edinmek isteyenlere kitabı bulup okumalarını öneririm. Bahsedeceğim isimler o kadar önemli ki onların çalışmalarına, katkılarına ilişkin bilgi edinmeden kalite sistem yöneticisi olmak abesle iştigal gibidir; zira bu isimlerin çalışmaları kalite yönetim sisteminin temel taşlarıdır endüstri mühendisliği dediğimiz disiplinin gelişmesinde olduğu gibi.

Endüstri Mühendisliğinin tarihi sanayileşmenin tarihiyle iç içedir (Jane M. Fraser , Introduction To IE) :

  • Değiştirilebilir parçalar
  • Yeni güç kaynakları
  • Emeğin uzmanlaşması
  • Şirket – Kuruluş
  • Fabrika, Kuruluş ve yönetici
  • İşin analizi
  • Üretim bandı
  • İşçi hakları
  • II.Dünya Savaşı
  • II.Dünya Savaşından sonra Japonya
  • Programlanabilir kontrollar, bilgisayarlar ve iletişim teknolojisi

Bu yazı bu tarihçenin tamamını kapsamıyor.

1900 ve öncesi endüstrinin ayağa kalkmaya başladığı dönem. Ondan öncesinde de endüstri devrimi dediğimiz dönem var,  buhar gücünün kullanılmaya başlandığı vb dönem. 1700 lü yılların ortası ile 1800 arasında dokuma tezgahları başta olmak üzere pek çok alanda buhar gücü makineleşmenin yolunu açtı. Bu açıdan bakıldığında makine mühendisliğini takiben endüstri mühendisliğinin de tohumlarının atılmaya başladığını söyleyebiliriz. Diğer mühendislik dallarından önceyiz yani 🙂

Bu dönemdeki ilginç insanlardan birisi Eli Whitney ki endüstri mühendislerinin çoğu adını bilmez. Ben de bilmezdim kalite yönetimi ile ilgilenmeye başlamadan önce. Bay Whitney çırçır makinasını (Cotton gin) icat eden adam. Bakar mısınız yaptığına? İster yöntem geliştirme deyin, ister süreç iyileştirme sonunda verimlilikte bir sıçrama var. Daha sonra bu Eli Whitney 1800 de ağızdan doldurmalı tüfekler için (musket- misket tüfeği) değiştirilebilir parçaları imal etmeyi becermiş. Bu da endüstride bir başka devrim. Bu dönemde bir ürün üreten ürünün kalitesi hakkında da bilgi sahibi oluyordu.

Frederick W. Taylor bir başka ünlü isim bizim meslekte, meslektaşların çoğu bilir.  Frank M. Gilbreth  ve eşi Lillian Moller Gilbreth’i de biliriz pek çoğumuz. Bu isimler bizim meslekte “iş ve zaman etüdü”, “iş analizi” olarak bilinen teknikleri ortaya çıkaran isimler.  Taylor  1907’de metal kesme operasyonu üzerine bir makale yayınladı. Taylor işçilerin işlerini olabildiğince iyi-verimli yapmak için zorlanmalarının işin optimize edilmesi için verimli olmadığı düşüncesinde idi. 1909 yılında bizim mesleğin doğumunu müjdeleyen kitabını yayınladı Taylor: Bilimsel Yönetimin Prensipleri. Taylor burada işlerin – operasyonların basitleştirilmesi ve optimize edilmesi ile üretkenliğin artacağını önerdi. Bunu yanı  sıra işçilerin ve yöneticilerin birbirleri ile işbirliği içinde çalışmaları gerektiğini de önerdi. Bu düşünceler o yıllar için devrim niteliğindedir zira üretim tesislerinde yöneticiler ve işçilerin işbirliği içinde çalışmaları söz konusu değildi.

Frank M. Gilbreth ve Lillian Moller Gilbreth,  Taylor’un ortaya attığı işin parçalara ayrılarak basitleştirilmesi düşüncesinden yola çıkarak  iş ve zaman etüdüne ilişkin tekniği geliştirdiler. Üretim operasyonlarının analiz edilerek parçalara ayrı ayrılması, bir işçinin üretilen ürün üzerinde bir sürü operasyon yapmak yerine tek bir veya bir kaç sayıda operasyon yapması anlayışı işçilerin operasyonlarda uzmanlaşmasını ve beraberinde üretkenlikte artışı getirdi. Kitle üretimine hoş geldiniz!

1910 yılından sonra Henry Ford‘un otomobil üretim sürecindeki devrimi geldi.  1910  yılından sonra Ford otomobil fabrikalarında otomobil üretimi montaj bandı üzerinde,  alt operasyonlarda üretilen yarı mamullerin birleştirilmesi ile yapılabilir hale getirildi. Bu tam da  bizim mesleğin tanımına göredir. Montaj bandı dengeleme bir endüstri mühendisliği konusudur. Bu devrimi elbette Henry Ford bizzat  bulmuş değil. Bunu Ford’un fabrikalarında çalışan vizyon sahibi yöneticilerine borçluyuz. Üretim ölçeği şaşırtıcı duruma gelmişti. Montaj hattının kurulmasından sonraki ilk yılın (1913) T modeli üretimi 82 binden 189 bine çıkmıştı. 1916’da kadar 585 bin oldu. 1921’de 1 milyon, 1923’te 2 milyon otomobil üretildi (Jane M. Fraser). Artık kitle üretimi hayata geçirilmişti. Üretkenlik ve verimlilğin artması ile otomobil fiyatları düştü, satışlar arttı ve başka problemler belirdi.

Kitle üretiminin endüstrinin diğer dallarına da sıçradı. Kitle üretimi demek işçinin son ürünü asla görememesi ve ürün kalitesi üzerindeki etkisinden adeta soyutlanmış olması demektir. Kitle üretiminde üretilen yarı ürün ve ürün sayıları yüksektir ve tek tek kontrol edilmeleri mümkün değildir, üretime girdi olan ham madde ve malzemeler için de durum budur.

Shewart istatistiksel kalite kontrolun kurucusudur. 1920 li yılların başında ilk kontrol çizelgesini yayınladı ve bunu 1931 yılında yayınladığı  “Üretilen Ürün Kalitesinin Ekonomik Kontrolü” adlı kitap izledi. Bugün istatistik, istatistiksel kontrol endüstri mühendisliğinin önemli araçlarından birisidir.  Shewart sayesinde kitle üretimine girdi olan malzeme ve ham maddelerin girdi kontrollarını, üretim sürecindeki kontrolları ve bitmiş ürün kontrollarını değişik örnekleme tabloları ile yapıyoruz. Üretim sürecinin performansını, kalite seviyelerindeki dalgalanmaları izliyoruz yine istatistiksel kontrol yöntemleri ile izliyoruz.

İstatistiksel kalite kontrol tüm üretimde (ürün veya servis) kaçınılmazdır: ölçmezseniz bilemezsiniz (Deming). Buraya kadar hepsi iyi ancak bir problem vardı. Zira hala örnekleme var. Yani %100 kontrol yok! Bu da  pazara belirli ve önceden bilinen oranda hatalı ürünün sevk edilmesi demek oluyor. 2. dünya savaşında bu yöntemle üretilen ve savaş alanında görevini yerine getiremeyen araçlar, uçaklar, silahlar, patlamayan bombalar bilinen bir gerçek. Savaştan sonra yıllarca Almanya’da uçaklardan atılan patlamamış bomba temizliği yapıldı. Fransa’da “kırmızı bölge” (zone rouge) olarak adlandırılan bir alan buna bir başka örnektir. 1. Dünya savaşının kötü sonuçlarından birisi olan Kırmızı Alan  yaşama kapalıdır; zira savaşta ölerek toprağa gömülü kalan binlerce insan-hayvan kalıntısının yanı sıra milyonlarca patlamamış cephane var toprağa gömülü kalan!

2. dünya savaşı yön eylem araştırmaları olarak bildiğimiz bilimsel yöntemin de ortaya çıkış noktasıdır. YEA deyince aklıma ilk gelen isim Russel L. Ackoff. Daha pek çok isim var bu alanda, saymakla bitmez. Türkiye’de de Profesör Dr. Halim Doğrusöz hocamız vardır önde gelen isimlerden, Ackoff’un öğrencisi.

2. dünya savaşını takiben Deming‘inçalışmaları var: Deming,  Shewart ile birlikte  Bell laboratuarında çalışıyordu; istatistiksel kalite kontrol yönteminden çok etkilendi ve en büyük savunucularından birisi oldu. 1950 den sonra Shewart’ın istatistiksel kalite kontrol tekniklerinin yaygınlaşmasına öncü olmuştur Deming Japonya’da. Deming’in hikayesi uzundur; onu kalite yönetimi eğitimlerinde anlatıyorum 🙂  O sadece İKK savunucusu değildi. Üretim süreçlerinin etkin ve verimli olarak yürütülmesi, sürekli iyileştirilmesi için geliştirdiği yöntem (14 nokta) Japon endüstrisi tarafından benimsendi. 1970 lerden sonra Japon endüstrisinin geldiği nokta ortadadır.

Deming’in ilkeleri çalışanların yaptıkları işin iyileştirilmesine katılmalarını şart koşarak Taylor’un yaklaşımını adeta yıkmıştır.  Taylor’un klasik “Bilimsel Yönetim” indeki  çalışanın akli kapasitesi ile fiziksel  kapasitesinin ayrılması ve karar yetkisinin yönetimde olması  anlayışı yerini süreçte yer alan herkesin akli kapasitesini ve iş deneyimini kullanabilmesi için takım işbirliği  yaklaşımına bırakmıştır.

Son olarak, Endüstri Mühendisliği bölümünün ilk kez  Pennsylvania Eyalet Üniversitesinde 1908 yılında açılmış olduğunu da ekleyeyim.

NOT 1:

Bu gün meslekdaşım Onur Ataoğlu’ndan (ki kendisi “Japon Yapmış”, “Japon bunu da yapmış”, “Bak Japon’a yine ne yaptı” vb seri çok satan kitapların yazarıdır (Japon Yapmış gerçek kitap adı, kitapçılarda mevcut))) bir ileti geldi. Notu şöyle Onur Ataoğlu’nun:

“…Xenefon’un Cyropedia adlı eserinde şöyle bir pasaj var:
“Küçük şehirde yatakları, iskemleleri, tarla sürmeyi, masaları ve genellikle evleri de yapan aynı kişidir ve tüm bu işleri için yeterli sayıda müşteri bulursa memnun olur. Bir düzine mal imal eden tek bir kişinin bunların hepsini iyi yapması mümkün değildir; ama büyük şehirlerde, her bir mala çok talep olması sayesinde, tek çeşit mal üreterek hayatı idame ettirmek mümkündür, hatta o malın bir bölümünü üreterek bunu yapanlar vardır, öyle ayakkabı imalatçıları vardır ki kadın sandaletleriyle erkek sandaletlerini ayrı insanlar yapar. Bir zanaatkar hayatını sadece ayakkabıları dikerek kazanır, bir diğeri keser, üçüncüsü üst derilere şekil verir, dördüncü parçaları birbirine uydurmaktan başka iş yapmaz. Tüm zamanını ufak işle uğraşarak geçiren adam elbette o işi en iyi yapandır”
Taylor ve Adams’dan yüzlerce yıl önce, Xenephon bey üretim operasyonlarının bölünmesi konusunda gözlemlerini yazmış.

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar
Bilim, Endüstri Mühendisliği içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Endüstri Mühendisliği Nedir

2019 yılında 40 yıllık Endüstri Mühendisi olacağım 🙂  Ben, yanlış değilsem 10 dönem mezunuyum bölümün.

Biz okurken de, mezun olduktan sonra da endüstri mühendisinin ne iş yapacağı bir soru işareti idi. Zamanla öğrendik.

Endüstri mühendisliği mezunları   insan kaynakları, bilişim, satın alma, satış, pazarlama, üretim vb dallarda uzmanlaşırlar. Bunun iyi ve kötü yanları da var göreceli olarak. Her endüstri mühendisi sistemin bütünü üzerinde çalışacak diye bir kural yok. Büyüklüğüne ve karmaşıklığına bağlı olarak, alt sistemleri ve daha alt sistemleri vardır bir sistemin. Alt sistemler üzerinde çalışan endüstri mühendisleri giderek o dalda uzmanlaşırlar ve işte  satın alma yöneticisi, üretim yöneticisi ve daha sonra bazıları genel müdür ve veya bir iş yeri sahibi  olarak kariyerlerini sürdürürler. Ben böyle olamadım; 1990 yılından itibaren hep sistemin bütünü üzerinde çalıştım (genel müdür vb olmadan)

Bir endüstri mühendisi için sistem düşüncesine sahip olmak kaçınılmazdır; eğitimleri bunun üzerine kurulu.

Endüstri Mühendisliği okumaya yeni başlayan birinci sınıf öğrencileri veya bu dalda okumak isteyenler için en büyük soru endüstri mühendisinin ne iş yaptığı/yapacağıdır, hala. Endüstri mühendisliği okumaya yeni başlayan veya başlayacak olanlar düşünüldüğünde ilk paragrafta yazdıklarımın  endüstri mühendisinin ne iş yaptığına ışık tutmaktan uzak olduğunun farkındayım.

Endüstri mühendisliği eğitiminde sanırım bütün üniversitelerde endüstri mühendisliğine giriş konulu ders okutulur, kitabı da vardır elbette. Birinci sınıfta okumuştuk biz yanlış hatırlamıyorsam. Okumuştuk işte; bir şey anladığımı söyleyemem.

Aradan geçen bunca yıl içinde ne iş yaptığımızı, neye yaradığımızı öğrenebildim. Şunu da iyi öğrendim ki endüstri mühendisliği okumaya yeni başlayan veya bu dalda okumak isteyen gençler için sözlüklerdeki gibi bir tanım bir işe yaramıyor ne iş yaptığımızı tarif etmek için. Buyurun sözlük tanımını Ingilizce orijinali ile:

“Discipline of utilizing and coordinating humans, machines, and materials to attain a desired output rate with the optimum utilization of energy, knowledge, money, and time. It employs certain techniques (such as floor layouts, personnel organization, time standards, wage rates, incentive payment plans) to control the quantity and quality of goods and services produced” (www.businessdictionary.com. )

Bu kısa olmayan girişten sonra daha elle tutulur, somut ifadelerle endüstri mühendisinin hangi alanlarda çalışabileceğine dair örnekler vermeye çalışacağım. Yazının bundan sonraki kısmında şu kaynaktan yararlandım: Introduction to IE, Jane M. Fraser, Chair, Department of Engineering, Colorado State University-Pueblo. Preofesör Fraser’ın her satırına katılıyorum!

  • Bir iş jeti üreticisi uçağın kuyruk parçalarını üretmek için yeni bir fabrika açtı. Bir endüstri mühendisi malzemelerin operasyonlara dağıtımı, üretim sürecindeki her bir makinenin yerleşimi, tesis içinde iş akışının nasıl olacağı  ve bitmiş parçaların sevkiyatının nereden yapılacağı konularında kararlar vererek  fabrika yerleşimini (plant lay out)  yaptı.
  • Büyük bir hava soğutma ekipmanında  çelik bir silindir içinde bir kompresör bulunmaktaydı.  Bu silindir iki ayrı parça çeliğin bükülmesi ve birbirine kaynatılarak birleştirilmesiyle  üretiliyordu. Bir endüstri mühendisi silindiri ve üretim sürecini tek parça çelik kullanılacak şekilde yeniden tasarladı. Böylece üretim süresi kısaldı ve silindirler daha dayanıklı duruma geldi.
  • Hastanede çalışan bir endüstri mühendisi bir ameliyathanenin temizlenmesi ve bir sonraki ameliyata hazır duruma getirilmesi sürecini  yeniden tasarlamakla görevli bir ekipte çalışıyordu. Çalışmanın sonucunda birbirini izleyen iki ameliyat arasındaki süre 45 dakikadan 20 dakikaya düşürüldü. Böylece her ameliyathaneye her gün daha fazla ameliyat atanabilir oldu.
  • Çim biçme makineleri montajı yapan bir fabrika birleştirilen parçalardaki cıvata deliklerinin her zaman aynı hizada olmadığını saptadı. Bir endüstri mühendisi sorunun kaynağını belirlemek için gerekli verileri toplayarak analiz etti. Endüstri mühendisi belirli bir tedarikçiden gelen parçaların istenen hata paylarına uygun (toleransları) olmadığını buldu. Endüstri mühendisi o tedarikçiyle birlikte çalışarak üretim süreçlerini gelecekte toleranslara göre üretim yapacak biçimde  iyileştirdi. l
  • Bir endüstri mühendisinin dikkatini montaj atölyesindeki sırt sakatlanmaları  sayısındaki artış çekti. Son  bir yıla ait bu tür yaralanmalarla ilgili iş sağlığı ve güvenliği raporlarını ayrıntılı bir şekilde inceledi ve artışın motor montaj alanında olduğunu belirledi; araştırmayı derinleştirince yeniden tasarlanmış olan motorların  montajı zorlaştırdığını  gördü. Endüstri mühendisi montaj  operasyonunun yeniden tasarlanması için yeni bir vincin satın alınması dahil,  montaj işçileriye birlikte çalıştı. İzleyen üç ay boyunca güvenlik raporlarını izledi ve sakatlanma oranlarında düşüş olduğunu saptadı.

Yukarıdaki örnekler endüstri mühendisliğinin aşağıdaki tanımının değişik yüzlerini göstermektedir:

“Endüstri mühendisleri hedeflere  verimlilik, kalite ve iş sağlığı ve güvenliğini dikkate alarak erişilmesi için   insan, makine, bilgi ve paradan oluşan sistemleri tasarlar veya iyileştirir. ” (Jane M. Fraser)

Tanımda geçen kavramları (koyu yazılar) irdelersek:

  • Tasarım: Bazı endüstri mühendisliği görevleri yeni bir tesis, süreç ve sistemin yaratılmasını içerir.
  • İyileştirme: Endüstri mühendisliği görevlerinin çoğu mevcut tesis, süreç ve sistemin iyileştirilmesini içerir.
  • Sistem: Çoğu mühendis fiziksel nesneler tasarlar fakat endüstri mühendislerinin çoğu sistem tasarlar. Sistemler fiziksel elemanları içerebilir fakat aynı zamanda süreçleri, kuralları ve insanları da içerir. Sistemin parçaları (alt sistlemler)  birlikte ve uyumlu çalışmak zorundadırlar. Malzeme ve bilgi sistemin alt sistemleri  arasında akar. Sistemin bir alt sistemindeki değişim sistemin diğer alt sistemlerini de etkileyebilir.
  • İnsanlar: Tüm mühendisler içinde insanlarla ilgili olarak en çok düşünenler endüstri mühendisleridir.
  • Makineler: Bir endüstri mühendisi bilgisayarlar dahil en uygun makineleri seçmelidir.
  • Bilgi: Veri  anında karar vermede kullanılabilir ve veya  sistemde iyileştirmeler yapmak için  analiz de edilebilir.
  • Para: Bir endüstri mühendisi bugünkü maliyet ve kazanımları gelecekteki maliyet ve kazanımlarla karşılaştırarak değerlendirmelidir.
  • Hedef: Tasarımlanmış her sistemin bir amacı vardır. Endüstri mühendisi amaca erişmek için farklı yollar hakkında düşünmeli ve en iyi yolu seçmelidir.
  • Verimlilik: Sistemin amacı her ne olursa olsun endüstri mühendisi o amaca en kısa zamanda ve en az kaynak kullanımıyla erişmek için çabalar.
  • Kalite: Endüstri mühendislerinin çalıştığı her organizasyonda her zaman bir müşteri vardır ve kuruluş  müşterinin istediği kalitede ürün ve hizmet sunmak zorundadır.
  • İş sağlığı ve güvenlik: Endüstri mühendisleri tasarımlanmış olan sistemlerde insanların güvenli bir şekilde çalışabileceğinden emin olmalıdır.

Endüstri mühendisleri bazen verimlilik mühendisi olarak da adlandırılır, fakat bazıları etkinlik mühendisi kavramının daha doğru olduğu düşüncesindedir (Jane M. Fraser) Verimlilik ve etkinlik asında şu fark var:

  • Verimli bir süreç zaman veya kaynak israf etmez. (Girdi ile çıktı arasındaki oran)
  • Etkin bir süreç istenen bir etkiyi yaratır veya  bir hedefe katkı sağlar. (Etkinlik bir hedefin gerçekleştirilme seviyesidir)

Endüstri mühendisliği tanımındaki iki kavram (verimlilik ve hedef) endüstri mühendisliğinin yukarıdaki tanımlarına ilişkin iki özelliktir. Bir süreç etkin olabilir fakat eğer süreç daha az zaman veya kaynakla yapılabilecekse verimli olmayabilir: Mesala  müşteri tatminini düşürmeden o ürünü üretmek için gereken süre azaltılabiliyorsa. Örneğin bir bölüm verimli olarak sürekli raporlar üretir ama raporların süreç üzerinde  hiçbir etkisi olmuyorsa  verimlilik sağlanmış ama etkinlik sağlanmamış demektir.

Buraya kadar olan tüm tanımlamaların ISO 9001 2015 kalite yönetim sistemi için de geçerli olduğunu dikkatinizi çekerim.

Bir endüstri mühendisi aşağıdaki gibi soruların yanıtlarını bilmek zorundadır:

Tasarım ve Geliştirme: Bir tesis nerede konumlanmalıdır (yer seçimi)? Makineler fiziksel olarak nasıl yerleştirmelidir (yerleşme planı)? Hangi işlem prosedürleri kullanılmalıdır?

Sistem: Sistemin farklı bölümlerinin – alt sistemler- arasında görevler nasıl paylaştırılmalıdır? Sistemin farklı elemanları arasındaki bilgi ve malzeme akışı nasıl olmalıdır?

İnsanlar: İnsanlar hangi işte iyidir? İnsanlara hangi tür işler tahsis edilmemelidir? İnsanların işlerini çabuk, güvenli ve iyi bir şekilde yapabilmeleri için işler nasıl tasarımlanmalıdır?

Makineler: Malzeme ve bilginin taşınması ve saklanması dahil olmak üzere çeşitli işler için kullanılabilecek hangi makineler vardır?

Bilgi: Bir sistemin iyi çalışıp çalışmadığı belirlemek için veri nasıl kullanılmalıdır?

Para: Belki bir yılı aşkın süre içinde meydana gelen maliyet ve kazanımları nasıl denegelenebilir ?

Hedef: Sistemin amacı nedir? Amaca ulaşmak için sistemin izleyebileceği farklı yollar nelerdir?

Verimlilik:  Ürünleri ve hizmetleri en az kaynak ve zamanla  nasıl üretebiliriz?

Kalite: Bir sistemin müşterinin gereksindiği mal ve hizmetleri istikrarlı olarak ürettiğinden emin olabiliriz?

Güvenlik: İnsanları hatalar yapmaktan nasıl alıkoyabiliriz? İşyerlerinde insanları tehlikelerden nasıl koruruz?

Bu yazının özeti şöyle olabilir :

  • Endüstri mühendisi verimliliği iyileştirerek refahın sağlanmasında yardımcı olur
  • Endüstri kaliteyi iyileştirir:  iyi ürünler ve servisler üretilmesine yardım eder
  • Endüstri mühendisi iş sağlığı ve güvenliğini iyileştirir, insanların korunmasına yardımcı olur.
  • Endüstri Mühendisleri şeyleri daha iyi hale getirirler.  (Buna bayıldım 🙂 )

 

 

 

 

 

Bilim, Endüstri Mühendisliği içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Değişiklik Yönetim Süreci

Değişiklik yönetimi

Malum tatil, evdeyim. Google amcayı karıştırırken yukarıdakine gözüm ilişti. Biraz bunun hakkında yazayım istedim bugün.

Alışkanlıklar bir insanın günlük hayatının normal parçasıdır; ancak herhangi bir değişiklik gündeme geldiğinde hayatı zorlaştırırlar. Değişiklik hayatın günlük normal akışını bozacağından ona karşı ister istemez direniriz; alıştıklarımızdan vazgeçmek istemeyiz. Direniriz,  zira üstüne bastığımız zemin sarsılmaktadır ve geleceğimizdeki netlik (artık o her ne ise) silikleşir. Bu da insanda güvensizlik duygusuna neden olur.

İş yerlerindeki değişiklikler de bu nedenle dikkatle yönetilmesi gereken bir süreçtir. Değişim nedeninin değişikliğin gerçekleştirileceği alan/süreç veya fonksiyondaki tüm çalışanlar tarafından tam olarak anlaşılmasını beklemek de pek gerçekçi değildir. Nedeni tam anlaşılmayan şeyler için de motivasyon tam sağlanamaz. Bu da mevcut durumu koruma güdüsünün yaratacağı güçlüklere ek güçlük getirir.

İşim gereği yıllardır değişikliklerle, değişiklik yönetimiyle iç içeyim. Benim için her yeni iş, bir kuruluşta değişiklik yapmak/yönetmek demektir diyebilirim. Değişiklik süreci bana  bazen bir çan eğrisini ve daha ziyade uzun soluklu ve zamana yayılan bir kıvılcımı anımsatıyor: kıvılcım tehlikelidir, iyi ele alınmazsa yakar! Değişimin planlı programlı olarak gerçekleştirilmesi gerekir.

Literatüre göre değişiklik süreci bir dizi aşamadan oluşuyor:

  1. İnkar etme. Mevcut durumu koruma çabası ve değişikliğe karşı mücadele etme
  2. Hüsran ve öfke. Değişikliğin kaçınılmaz olduğunun anlaşılması ve nelere olacağını bilememekten kaynaklanan güvensizlik
  3. Müzakere ve pazarlık aşaması. Mevcut durumdan kurtarılabilecekler için mücadele
  4. Bunalım aşaması. Eskilerin/eski yöntemlerin hiç birinin yeni durumda yerinin olmayacağının anlaşılması
  5. Kabullenme aşaması. Değişimin kabullenilmesi ve yeni duruma hazırlanma
  6. Deneme aşaması. Yeni yollar, yöntemlerin bulunması yavaş yavaş eski engellerin uzaklaştırılması
  7. Keşifler ve zevk alma. Değişimin gelecekte yaratacağı fırsatların görülmesi, anlaşılması
  8. Değişikliğin hayata geçirilmesi.

 

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yukkalarım

20180821_115353Yattığım yerden böyle görünüyor yukkalarım. Tavukların sesi de  sessizlikte insanın kafasını şişiriyor sıcakta. Her yumurtlayan mutlaka bildirimde bulunacak!. Ek olarak, oraya ben yatıp yumurtlayacağım, kalk oradan kavgası da var. Şu tam karşıdaki en uzun yukka 15 yaşında kadar olmalı. Sağındaki iki uzun da sanırım o kadardır.  En uzunun solundaki 3 dallı dev anası kılıklı da 8-10 yaş arası olmalı. En sağdaki 3 dallı en gençleri 5-6 yıl omalı.

Bu eve taşındığımızda yukkalar henüz bu kadar büyümemişlerken yazın dışarıda, verandada, kışın ise evin içinde salonda ve ikinci kata çıkan merdivende otururlardı. Aydınlık ve güneş sever bunlar. Sanırım 4-5 yukka vardı taşındığımız yıl. ilk baharda ve son baharda koca saksıları taşırdım sırasıyla içeri, dışarı. 1995 yılından beri yukka yetiştiririm. İlk yukka bir tane idi.  Sonra sayıları arttı yıllar içinde. 1999 yılında çalıştığım işten ayrılınca orada yetiştirdiğim 1 veya 2 yukkamı eve getirdim. Onlardan yavrular oldu. Sonra 2000 li yılların başında sokakta saksısı ile atılmış ölmekte olan yukka buldum ve el koydum; ondan sanırım 2-3 yavru oldu. Sonrasının anımsamıyorum. Bizim kızların düğünlerine gelen yukkalara da el koymuştum. Ne yapacaklardı  koca çiçekleri  evde?  Onlara gelen yukkalar küçük ve 2-3 odunlu idi; odunları ayırıp ayrı ayrı diktim diktim, onlara da bir odunlu birer saksı verdim sonra ki  bayağı büyümüşlerdi. Kızlar ev değiştirirken de o yukkalar da bize geri döndüler. Böylece, 2011 de 4 yukka ile geldiğimiz evde yukka sayısı bir ara 16-17 ye kadar çıktı.

Bu çiçek beni seviyor. Önceleri kimselere çiçek vermeye kıyamazdım. Çiçek dediğim yukka işte!. Ya bakamazlar da öldürürlerse! Suyunu, gübresini nasıl bilecekler? Evin içinde durursa sulama düzeni ayrı, balkonda ayrı. Aydınlık sever ama güneşe dikkat etmek gerekir, sonra arada bir gübreli su vermek gerekir, öldürürler çiçeği yahu! vs  vs vs…

Yukkalar verandada çoğalınca problem de arttı. Buralar hep eser, bazan da çok sert eser, yağmurla birlikte. Böyle olunca bütün çiçekler patır patır devriliyorlar balkonu toprak ve veya çamur içinde bırakarak. Bunu önlemek için sayısız kez gece kalkıp sırasıyla tüm saksıları verandanın kapalı kısmına çektim şakır şakır yağmurlu fırtınalı havada. Tabii sabah tekrar yerlerine aldım. Saksıları verandanın kapalı tarafına alınca bu sefer bize dolanacak yer kalmadığını da belirteyim.

Bir ara iyi tarafıma denk geldi bir iki saksıyı şehirde bir arkadaşa götürdüm ama hala 16-17 yukka vardı evde. Ürüyorlar ben ne yapayım? Yaşadığımız bölgenin facebook sayfasına 3-4 boylu poslu yukkanın fotosunu koyup isteyen olup olmadığını sordum, neyse ki varmış? Kapış kapış gitti bizim kızlar. İki koca yukka da karşı komşuya verdimdi  bir ara. Birisi küsmüş, bahçeye çıkardıklarında gördüm; baktım ki ölecek garibim aldık yine bize geri. Ameliyat ettim. Yeşil yapraklı kısmını suda köklendirdim, orta gövdeyi ayrıca su da köklendirdim, toprakta kalan kısmını ise çıkarıp temizledim , ve yeni toprağa tekrar diktim. Yukka odunu köklendirmek çok eğlencelidir. Böylece üç  tane yavru yukkam olduydu…Birisi 2, diğeri 3 dallı, evdeler şimdi. Diğeri ise yine başka bir yere gitti. İyi yukka dağıttım yani son yıllarda. Yoksa çoktan 30 u geçmişti sayı. Şu anda yukarıdaki fotoğrafta görünen 5 büyük (ikisi 3 dallı) ve iki de küçük (iki ve 3 dallı) çiçek var verandada. Artık yerleri sabit; sabit zira saksılar o kadar büyük ve ağır ki yerlerinden oynatmak çok zor. Fırtınalı havalarda devrilmemeleri için yan yana dururlar hep ve birbirlerine bağlılar. Saksıların ağırlığına karşın rüzgar da ağır oluyor ve yukkaları yelken gibi savuruyor.

Yukkalarla konuşurum muntazam olarak, evde olduğum zamanlarda. Her gün hepsine tek tek hızla göz atılacak, yapraklar ellenecek renk ve doku değişimi vb var mı  görmek için. Atmak istedikleri yaprak kesilecek, yeni gelmekte olan yapraklar sıvazlanacak ve özel olarak kontrol edilecek, yeni yaprak açma hızları izlenecek, toprağa parmak daldırılıp su durumuna bakılacak, yazın her gün duş yaptırılacak vs vs. Sağlıklı bir yukka bahar başlangıcından hava artık soğumaya başlayıncaya kadar düzenli yaprak açar boy atar, kalınlaşır ve bazan eski yapraklarını kurutur su veya besin yetersizliğinden. Çiçeğe çok zarar vermiyorsa arada bir yaşlı yaprakları kurutmasının pek zararı olmuyor, ama onları kesip almak gerek.

Yeni yukka üretmeyi düşünmüyorum artık ama onların ne düşündüğünü bilemem tabi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çiçekler, Doğa, Hobiler içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Orkestra şeflerine dair…2. kısım

Sayın ve sevgili Ruşen Güneş’in aşağıya aldığım yazısı bana   lider – yönetici kavramlarını çağrıştırdı. Bu konuda yazacağım çok şeyler olabilir;  ama önemli olan o değil usta bir müzisyenin bu konudaki düşünceleri.

Yazı aşağıda

“Orkestra Şefi dediğin bir ”YAPICI ”olmalıdır. Kendinin verdiği, yarattığı kendine has sesi olan bir orkestra ve olduğu kente etki yapan insan; orada bir sure kalacağı için.  YAPICI eski İtalyan yaylı saz yapıcıları gibi: Stradivarius,  Amati,  Guarneri vs.,ve o ses çıktığı zaman iste bu adamın sesi denilebilen.

Belki  bizde yok ama her büyük orkestra şefinin kendi bir sesi vardır. Bunun  en iyi örneği benim bildiğim Simon Rattle’dır.  Birmingham’ a gittiğinde ilk yapmak istediği orkestra çalgıcılarının  mali olarak iyi bir şekilde ayarlanması ve kentin adam gibi bir konser salonuna sahip olması idi. Onunla konuştu bununla itişti ve o harika konser salonun yaptırdı.  Şimdi geldi sıraya bu orkestra ile daha neler katabilirim bu kente konusu. Eğitim,  oda müziği,  çalgıcıların oraya buraya gidip çalıp  insanlara yaklaşması gibi.

Sonra Berlin’e gitti ayni şeyleri orada da yaptı, imzasını attı SR diye. Şimdi Londra’da, iyi bir konser salonu olmayan müzikte meşhur Avrupa başkentinde;  aynı şeyi burada yapmaya çalışıyor. Adamlar bulundu paralı, yer bulundu alan olarak  ve sadece inşa etmeye kaldı.

Orkestra şefi söylenenler gibi gelsin elini kolunu sallasın, alkışlar, eleştiriler çıksın, bravo vs değil. Soru “Bizim için ne yaptın?” . Bir gecelik eğlence değil bu ya! O yüzden orkestra şefi dediğin adamın kütle ile ilişkisi olmalı. Yoksa elini salla her müzisyen bunu yapabilir.  Eğer Orkestra Şefi isen çok daha fazla şeyler yapman gerekir.  AKM yıkılacak yıkılacak diye haberler vererek gitti, birden değil. Hangi Orkestra Şefi ülkede bir çaba gösterdi durdurmaya? Orkestra Şefinin cok yapacağı is var bir kentte, sanki bir KÜLTÜR VALİSİ gibi. Beni deli etmeyin ya! ORKESTRA ŞEFİ  dendi mi büyük laf.  Büyük  daha çok büyük şeyler yapmak gerek özellikle Türkiye gibi bir ülkede”

 

 

Müzik, Yönetim içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Orkestra şeflerine dair…

Yıllardır klasik müzik dinlerim. Sevdiğim orkestralar, şefler vardır; sevmediğim sefler ve yorumları da var bana ters gelen. Şef önemlidir orkestra için.  Orkestra şefi olabilmek için yıllar süren eğitim gerekli bunu biliyoruz da anlaşılan bu da yeterli değil, hem de hiç değil.

Benim bu konuda kendi düşüncelerim var ama bilgi sahibi olmadan sahip olunan fikirin beş kuruşluk değeri olmayacağından bu düşüncelerimi kendime saklıyorum. Nihayetinde ben sadece iyi bir dinleyiciyim o kadar!

Ruşen Güneş bu konuda der ki:

“Yıllar önce bir Türk arkadaş o zamanın önemli şeflerinden birinden ders almak istemişti. O şef de benim o zaman çaldığım orkestranın müzik direktörü idi.

Dedim “böyle, böyle sizden ders almak ister” Baktı bana:

“Şefliğin dersi olmaz”  dedi.  “Ama konuşmak isterse soru-cevap konuşabiliriz”

Şimdi gördüğüm şefler bir şeyin taklidini yapıyorlar hem burada hem orada. Kişilik hiç içine girmiyor; sanat kişilik istiyor.  Simon Rattle’ın ilk konserini hatırlıyorum. O zaman nasılsa şimdi de öyle,  kişiliği değişmedi. Müziğin üstüne gidiyor çalanın değil. Tennsted dirsekleriyle bir şeyler yapıyordu ama muazzam bir otorite, kişilik ve stil vardı. Solti de öyle…

Bu işin dersi olmaz. Kendi kendinin stilini yaratacaksın. Bu sahne üstü her çalıcı için de önemli. Ne var ki çalıcı ses çıkarıyor, şefte ses yok, sesi meydana getiriyor veya çalışıyor getirmeye. Operaya git,  herkesin rolü var. Rolün adı var. Hem söyleyeceksin,  hem oynayacaksın; o da bambaşka.  Onlara kişiliği eser vermiş. Şefliğin diploması olmaz, ne derseniz deyin. Diploması olduğu için de şef olarak kabul edilemez.

Hayatım orkestrada değil orkestralarda geçti. Hayatin her çizgisinde gördüğün gibi kişilik karşına çıktığında filmde olsun politikada olsun her yerde hemen farkına varılıyor. O yüzden diploma değil kişilik en öne gelen orkestra önünde olduğun zaman. Orkestracı insan sarrafı olduğu için bunun hemen farkına varır, hemen bakar bakmaz,  poz mu yapıyorsun yoksa gerçek misin?  Bu konuda diploma en büyük palavra.”

Müzik içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Mi bemol arayan adam

Sevgili Ruşen Güneş’den naklediyorum:

 

“Bizim mahalledeki Marks and Spencer süper market dükkandaki malların yerini devamlı değiştirir -satış politikası- herkes her yeri dolansın ve yeni gördüklerine de ilgi göstersinler diye.

Bana verilen direktiflere göre almak istediğim şeyin nerede olduğunu bildiğimi sanarak gittiğim yönde bambaşka şeyler vardı. Bir oraya bir buraya derken dikkati çekmiş olmalıyım ki orada çalışanlardan biri

”Ne aradınız?” diye sordu.  Ben de pat diye ”mi bemol” dedim.

Kız ”Nasıl bi şey ” diye soruyor,  ben ”Çok güzel bi şey” derken ”Kusura bakmayın ben burada biraz yeniyim yöneticiye bir sorayım” dedi ve gitti.

Biraz sonra çok daha güzel bir bayanla beraber geldi, yönetici olmalı. Yönetici:

”Yardım edebilir miyim?”diye sordu

“Tabii lütfen”  dedim.  ”Mi bemol arıyorum”.

”Nasıl bir şey o? ” diye sorunca cevap verdim:

“Çok güzel bir şey”  O da:

”Ne yapılır mi bemolle? ” demez mi?

“Çok şey” dedim, “Hele usta ellerde”

Kadın bir yere telefon etti ve ”Ofise sordum öteki branşlara sorup bana geri dönecekler” dedi, “Biraz bekleyin haber vereceğim” diye ekledi.

Dolaşmaya daldım, çok büyük bir yer. On dakika sonra bir anons ”Lütfen mi bemolü arayan müşteri başvuruya gelsin!” Gittim, bu kez bir erkek memur:

“Mi bemol diye bir satış maddesi bulamıyoruz biraz tarif edebilir misiniz?”

“Mi bemolle çok şey yapılabilinir sonu yok” dedim. Adam düşünceler içinde:

”Çin yapısı mı?” dedi. Dedim “Hayır el yapısı”

“Ama hangi ülke üretiyor”

“Her ülke dünyadaki her ülke”

“Ne işe yarıyor?” dedi. Sonra “Kusura bakmayın bu istediğinizi ben ne duydum ne de gördüm” diye ekleyince kendi kendime ”Aramanın sonu yok ama bulmanın galiba var” diyerek evin yolunu tuttum. Kendimi çok iyi hissediyorum ya; saçmalamanın sonu daha geç geliyor bu fiziksel mükemmellikte. Eve girdim ve saldırdım viyolaya;  hep mi bemol çalıyorum. Sokak kapısını açtım belki bizim adam geçer diye aynı Nasrettin Hocanın yaptığı gibi. Hani komsusu şikayet edince hep aynı notayı çalıyorsun diye Nasrettin ”Ötekiler hep ararlar bulmaya çalışırlar ama ben buldum” demiş.  Kıssadan hisse derler eskiler, onun gibi.”

Müzik içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın