2000 den 2015’e

Kuruluş (kalite) hedefleri ile süreçlerin performansını izleyip ölçmek için kullanılan kilit performans göstergeleri aynı şeyler değildir diye söyleye söyleye dilimde tüy bitti!

Reklamlar
Yönetim içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ISO 14001 2015 Madde 8-9-10 Soru Listesi

Soru listesi çıkarma çalışmalarımız devam ediyor. Bu kez ISO 14001 2015′ e biraz daha el atalım dedim.

Soru listelerini burada yayınlamaktan amacım sistem kurma ve yürütme çabasında olanlara standardın gerekliliklerini anlamalarında ışık tutmak ve iç denetimlerinde kullanabilmelerine yardımcı olmaktır.  Ondan dolayı sadece  standardın gereklerini ters yüz edip soru haline getirmediğime dikkat çekmek isterim.  İç denetimlerde ilgili alan/süreç/faaliyetlerde,  standart gerekliliklerinin tamamının  ve çevre yönetim sisteminin kendi gerekliliklerinin (ki onlar prosedür, talimat vb dokümanlar…) esas alınması gereğini anımsamakta yarar var. Yani sadece aşağıdaki ine benzer şekilde standarttan hazırlanmış soru listeleri ile yapılan bir iç denetim eksik kalacaktır.

Soruların belirlenmesinde bu kez yine sayın Nazan Yavuzel ile birlikte çalıştık.

1

2

3

4

5

6

7

8

 

Yönetim içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bir viyolacının notları 6

Bugün üstat düz yazı yazmış ama sanki şiir gibi. Dayanamadım aldım Türkçe karakterleri düzelttikten sonra kendimce daha da şiire benzettim; adını da Bugün Pazar koydum.

                Bugün Pazar

Geldi mi Pazar kafa gerileri kazar

ve  kafa buna çok kızar

Çünkü  ne kadar kazsan ne yazar

Uslu  uslu otur bugüne sarıl

ve geçmişe darıl

Olan  olmuş giden gitmiş

O  kimmiş bu kimmiş

Bakarsın  birazdan zil çalar telefon sanırsın

ama kapıdır

Veya   kulaklarda olan o tinnitus dedikleri uğultu

Zaten  hayat dediğin bir gürültü

Git bir bardak su iç ve kendi kendine

Bugün Pazar de

Bugün  Pazar ben azar

ve inşallah değmez nazar

Gelecek   Pazar

Burada  olmayabilirsin sefilleri oynayarak

İyi keyifler

Not. R.G.’ teşekkürler

Yaşam içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kereviz yapraklı yumurta

20171204_153031Eskimeyen dostlarım Serdar Uzel ve Betül Uzel’i görmeye gittim geçtiğimiz günlerde Cunda adasına, namı diğer Alibey adası.  Onlar da beni öğle yemeği için Cunda Meze Dünyası adlı lokantaya götürdüler. Denizin hemen kenarında, aydınlık, temiz ve güzel bir yer. Orta yerinde de ateş yakılacak bir düzenek var, çok sevdim.

Turizm mevsimi olmadığından ve saat de 14:00 civarında olduğundan koca lokanta boştu. Bu da ayrı bir güzellik  oldu.

Cunda Meze Dünyası, adından da belli olduğu gibi nefis mezeleri olan bir lokanta, Girit mutfağı imiş.  Doğal olarak biz de hepsini şimdi anımsamadığım zeytinyağlı çeşitli otlara ağırlık verdik. Ama birisini iyi anımsıyorum, zira ilk defa yedim : kereviz yaprağı. Evet, bildiğimiz kereviz yaprakları zeytinyağlı olarak geldi, yanında sarımsak ve limon ile. Bu tavada yumurtaya da iyi gider diye düşündüm.

Bizde kereviz pişirilirken yaprakları falan da kullanılır ama ilk kez yapraklarını böyle yedim. Çok güzeldi

Eve dönünce ertesi gün bizim manava gittim meyve almaya biraz, ve varsa tavuklara da karnabaharların, lahanaların falan temizlenmiş yapraklarını. Manav sağ olsun doldurmuş zaten koca bir torbayı hazır etmiş. Alıp eve geldim torbayı. Tavuklara yeşillik vermek için hazırlık yaparken içinden koca bir demet taze dalında kereviz yaprağı çıkmaz mı?  Çıkar. Onları aldığım gibi ayrı bir poşete koyup kaldırdım buz dolabına. Akşam da yaprakları ayıkladım, güzelce yıkadım ve tekrar kaldırdım, bu sefer poşetsiz.

Bu sabah kahvaltı hazırlığında kümesten gelen bir yumurta ve temizlenmiş kereviz yaprakları mutfak tezgahına çıktılar. Kullandığım yaprak miktarı işte fotodaki kadar.

20171206_112629

Yaprakları ince ince doğradım kesme tahtasının üzerinde. Sonra bir miktar zeytinyağı ile tavada fazla öldürmeden çevirdim. Burası önemli: yapraklar diri kalacak şekilde pişecek.  Fotodaki tava 1 veya 2 kişilik.  Yapraklar pişerken bir miktar beyaz peyniri (yağlı olacak) kesme tahtasının üstünde küçük küplere böldüm. Bu peynirlerin bir kısmı tavadaki kereviz yapraklarının üzerine yerleştirildi. 20171206_113833

Ocak orta ateşte iken yumurta tavanın merkezine kırılacak ve beklemeden bir çatal yardımı ile sarısının biraz dağılması sağlanacak. Sonra da üzerine yukarıdaki fotoda kesme tahtasının üstünde kalan peynirler serpilecek. Bunu yapmadan önce biraz kırmızı pul biber ve karabiber serpmeyi unutmayın. Tuz koymuyoruz zira peynirin tuzu yeterli geliyor. 20171206_114107

Ateşin kuvvetini artık duruma göre  ayarlayın işte yumurtanın altını yakmayacak şekilde pişirin. 20171206_114735

Afiyet olsun.

 

 

Yemek içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ISO 9001 2015 madde 4.3-4.4-5.1-5.2-7.1-7.2-7.3-7.4 denetim soru listesi

ISO 9001 2015 kalite yönetim sistem standardının bazı gerekliliklerine ilişkin soru listelerini daha önce yayınlamıştım. Bugün de başka bazı maddere geldi sıra.

 

43

44

51

52

711 714

7151727374

 

 

 

Yönetim içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bir Kasım gecesi

Bugün arabanın bakımını yaptırdım. Bu sürede işe yarar hiç bir şey yapmadım. Yağmur yağıyordu. Hala yağıyor. Eve döndüğümde hava kararmaya yüz tutmuştu. Tavukların yemlenmesi ve kümesin temizlenmesi gerekiyordu. Tavukları yemledim. Kümesi temizledim. Bunlar olurken 3 horoz arada bir birbirlerine girdiler, umursamadım. Tavuklar da umursamadılar, pıt pıt pıt yemlerini yediler kaplarından.  Yağmur kesilmişti. Kümesin çatısını kontrol ettim, sağlam. Tavukların su kabını doldurdum. Kümesi temizlerken karnı doyan ve tüneğe çıkmak isteyen tavuklar birbirlerine girdiler ama umursamadım. Temizlik bitince hepsi hemen yerlerine yerleştiler. Kavgacı horozların da sesleri kesildi. Yumurtaları da folluktan alıp kümesten çıktım. Yağmur serpiştirmeye başladı. Kümesten aldığım tavuk gübrelerini bahçeye savuruverdim. Yağmur başlamak üzere idi. Erir gider ve toprağa faydalı bir şey.

Eve girdim. Kediler hala ortada yoktu. Verandaya çıkıp mama konservesinin kapağını kutuya çarparak seslenince Norveçli ile Taşkafa koşarak geldi. Patilerini kontrol ettim, ıslak ama çamur yok. Yemeğe oturdular. Üstümdeki bahçe ceketini çıkarıp yerine astım. Prenses kedi Sürmeli hala ortada yoktu. Çıkıp yine seslendim, yine yoktu. Diğer iki kedi paçamda dolaşıyordu. Onlara gidip salonda beni beklemelerini söyledim. Gittiler, sonra geri geldiler. Kahve yaptım. Sıcak sıcak iyi geldi. Sırtımdaki  hala yarı terli tişört ve gömleğin üstüne polarımı giyip salonda koltuğuma oturdum. Kahvemi içerken dışarıdan miyav sesi geldi. Sürmeli hanım gelmiş, ıslak. Patiler temiz. Ona da mamasını verdim. Gidip banyo yaptım, salona indim. Norveçli kız Sürmeli kızı kovalamaya başladı, dövecek yakalarsa.  Ona bağırdım terbiyesiz kedi mealinde. Gidip salonda kanepenin arkasına girdi utancından. Üzüldüm.  Onun maması az gelirse siniri bozulur ve Sürmeli’ye saldırır. Bütün gün kuru mama yediler, konserve az geldi tabi. Yeni bir konserve açıp çağırınca koşarak geldi Norveçli.  Onu görünce Sürmeli ve Taşkafa da bize de ver diye geldiler. Üçüne de tekrar verdim.  Kendime de Bowmore koyup salona döndüm.  Kedilerin karınları doyunca kavga faslı bitti.

Hala yağmur ve gök gürültüsü. Şömineyi yakıp karşısına oturdum. Kediler de yerlerini aldılar ateşin karşısında.  kedilerBowmore bitti. Karnım acıktı. Zeytinyağlı brokoli ve tulum peyniri ve rakı alıp salona döndüm. Ben pek tv seyretmem; yaklaşık 13 yıl oldu. Mezzo kanalına bakarım arada bir.  Klasik müzik, bale falan olur. Bu akşam şansıma Bela Bartok’un keman konçertosu çıktı. Bela Bartok’u eleştirmek bana düşmez, kaldı ki eleştirecek nesi var?  Lakin ben ona nasıl tahammül edeceğim? Bu yazıyı yazarken konçerto bitti, gitti. Beynim kapanmış olmalı ki bir şey duymadım. Ardından da Lutoslawski bey’in 4. senfonisi başladı!. Yahu ilk üçünü bilmiyorum ki 4. yü dinleyeyim. Hala çalıyor. Sanırım bu yazı bitince tv kapanacak.

En iyisini kediler yapıyorlar. Şu durumdalar. 20171127_203008

Yazı bitmeden Lutoslawski de bitti ki çok mutluyum. Tahammül sınırlarıma gelmiş idi. Sırada Janine Jansen ve Brahms keman konçertosu varmış. İşte buna içilir! Brahms keman konçertosusu ağır başlı, orta yaşlı bir kadındır. Kahverengi, lacivert tonlarda giyinir, bazan yeşile de kaçar ve siyahı sevmez. Saçları genellikle topuz, ama bazan açılır, sarı saçlar dökülür omuzlarından beline kadar. Ağır ağır, tane tane konuşur, acele etmez, aceleye de gelmez. Sıkıştırırsanız tokadı yersiniz.

Hala yağmur yağıyor. Hala açım. Yemekte pilav, kıyma kavurma ve ıspanak var.  Taşkafa yanıma geldi. Sanırım kucağıma çıkacak. 20171127_204257

Yaşam içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Gerçek Yaşam Hikayesi

Aşağıdaki gerçek yaşam öyküsü rahmetli bir meslektaşımın eşine, Renan Uzer’e ait. Rahmetli meslektaşımı da burada  anmadan geçemeyeceğim: Turgut Uzer. Anlaşılan o ki Renan Uzer’in  parmakları becerikli, gözleri de açık; gözlemini akıcı olarak yazıvermiş. Ben de izni ile ondan alıverdim 🙂

“See the World, Come Home for Love.”

renan fotoİnsanın bir bavul eşliğinde yeni dünyalara açılabilmesi için ille onun yanında seyahat etmesi gerekmiyormuş. Birlikte bir adım dahi atmadan bir bavul bir insanı alıp, bilinmedik diyarlara götürüp, tanışmadık insanların hayatına sokabiliyormuş. İşte BEN…

Boston’da, 3 katlı ev tipinde, küçük, sıcak bir butik otelde kalıyorum. Odamın temizlenmesini daha fazla geciktiremeyeceğim için temizlik görevlisi hanımı odaya alıp, ben aşağıya oturma salonuna iniyorum. Salon aynı bir ev, aile salonu gibi, kanepeler, koltuklar, el halıları, sehpalar ile döşenmiş. Duvarlarda hem tablolar hem de otel sahibinin çok eski yıllara giden aile fotoğrafları var. Kucağımda bilgisayarım, kendi alemimde iken gözüm karşımda duran şömineye takılıyor. Bu ne keyifli yanar diye düşünürken , önünde duran bir adet koyu yeşil bavulu ve yanı başındaki kağıt poşeti fark ediyorum. Sonra bavulun üzerindeki etikette ne yazdığını merak edip ayağa kalkıyorum. Bu yazının, isim olmadığı belli, kumaş bir etiket ve iri yazılar. Kadınsı merakım devreye giriyor, bavulun başına gidip yazıyı okuyorum:

“See the World, Come Home for Love”

Bavulun yanı başında bir, iki dakika geçirip, gelip yerime oturuyorum. Ve sol omuzumdaki meraklı kuş tahminlere başlıyor: Bu bavul kesinlikle bir erkeğe ait. Ama böyle bir etiketi asla bir erkek kendiliğinden bavuluna takmaz. Olsa olsa etrafa, ”bu benimdir, gezip dolaşıp bana, eve dönecektir. Haberiniz olsun” mesajını vermek isteyen bir kadın takmıştır. Hoş olmasa da aklıma köpeğin işeyip etrafa “buralar benim bölgem haberiniz olsun” mesajı geliyor. Peki bu bavulun sahibi kaç yaşlarında? Bavulun tipi yeni modern bavullardan değil; sahip de genç değil, hatta bavulun yanındaki kağıt poşette hoş, kaliteli, bir erkek şapkası var ki o da atmışlı  yaşlara hitap eder gibi. Bavul sahibi kesinlikle beyaz, hiç bir zenci zevki belirtisi yok bavulda. Bavulun hor kullanılıp kullanılmadığına, temizliğine vs..vs..dikkat edip, oturduğum yerden kesin hükme varıyorum: Bavul sahibi atmış yaşlarında, orta halli, evli beyaz bir erkek.

Sonrasında bilgisayarımda yarım kalan işime dönüyorum. Yaklaşık yarım saat sonra alt merdivenlerden gıcırtılar eşliğinde bir adam tırmanıp geliyor. Bana selam verip bavulun yanına oturuyor. Geç atmışlı yaşlarda, kır saçlı, mavi gözlü, temiz pak, kaliteli giyimli….konuşkan Amerikalı başlıyor anlatmaya: “Boston Üniversitesi’ne geçici görevle geldim, bu akşam eve dönüyorum ama uçağım akşam saatlerinde, odadan çıkış yaptım ama hava alanına gitmek için çok erken, oyalanıyorum” diyor. Derken cep telefonu çalıyor, ben de içimden “Etiketin sahibi kontrol yapıyor” diyorum. Honey ile başlayan konuşmaların sonunda arayanın kızı olduğunu anlıyorum. Adamcağız sürekli hava alanına kimsenin gelmesine gerek olmadığını, bir taksiye atlayıp eve gideceğini vurgulamaya çalışıyor ama kız ısrarlı, illa gelip alacak. Adam kızını kırmadan, ikna etmek için o kadar çok konuşmak zorunda kalıyor ki, telefonu kapatınca bana dönüp izah etmek gereğini duyuyor: ”Benim için kimse rahatsız olsun, düzenini bozsun istemiyorum ama özellikle kızıma laf anlatamıyorum” diyor. Kızının bu düşkünlüğünden hem bir parça rahatsız hem de pek keyif alıyor yüz ifadesi ile.

Ben de hem bilgisayardaki işime devam edip, hem de kısa cümlelerle adama eşlik ediyorum ama konuşmayı esas o götürüyor, konu onun tercihine göre yön alıyor. Derken bavulunun ön gözünden bir not defteri alıp, bir şeyler not ediyor, bir yandan da hava durumu hakkında konuşuyor. Arada bir sessizlik olduğunda ben devreye girip, “Bavul etiketinizi sevdim, sıcak ve anlamlı” diyorum. Derken, bu cümlem ona yeni konuşma ufukları açıyor. “Bavul benim değil, eşimin bavulu, etiket de. Ben seyahate yalnız giderken benim bavuluma bu etiketi takardı, geçen sene vefat etti, bu bavulu ve etiketi ben devraldım, etiketin anlamı kalmadı ama hatıra”  diyor. Derken eşinin hastalığını, kaybını anlatıyor, bunu yaşamayan bilemez diyor. Ben de yorum yapmadan sadece başımı sallayıp, dediğini onaylıyorum. Bugün benim dinleyici günüm diye düşünüyorum. Karşılıklı oturduğumuz bir saate yakın sürenin sonunda, adamı senelerdir tanıyormuşum gibi hissetmeye başlıyorum. Geveze değil ama konuşkan yapısı sürekli yeni sohbet konuları açıyor.

Derken dışarıdan tek biplik bir korna sesi duyuluyor. “Bu benim taksi galiba” deyip saatine bakıyor. Camdan dışarı bakıp, şoföre el ediyor. Sonra bana dönüp “vedalaşma vakti” diyor. Elimi sıkıyor. Kağıt poşetteki şapkayı takıp, bavulu eline alıyor. Gelirken merdivenleri gıcırdattığından daha büyük bir gıcırtı ile aşağıya inip, gidiyor.

09/2012 Boston

Yaşam içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum