Karakılçık ve Sarıbuğday ekmeği

Bu kez ekmeği biraz İtalyan ekmeklerine benzeterek yaptık. Bunun için de hamuruna önceden hazırladığımız malzemeler kondu:

  • 1 adet acı kuru kırmızı biber (bunu ateşte biraz çevirdik doğramadan önce)
  • 1 çorba kaşığı çörek otu
  • 2 çorba kasığı keten tohumu
  • 2 çorba kaşığı biberiye (kıyılmış)
  • 2 diş sarımsak (ince dilimlenmiş)
  • 1 avuç kurutulmuş biber (kıyılmış olacak)

Bu malzemelere doğranmış kuru domates de eklenebilir ama bizde yoktu ne yazık ki.

Bu malzemeler 2 bardak su ile karıştırılarak hamur yoğurma kabına kondu ve kararınca tuz da ilave edilerek 20 dakika beklendi ki o kuru biberler biraz kabarsın. 20200329_115729

Bu karışıma daha sonra 3 su bardağı ekşi maya ilave edildi. Ekşi mayanın da evde yapılmış olduğuna dikkatinizi çekerim.  Ardından hemen 4 bardak karakılçık ve 2 bardak sarı buğday unu kaba eklenerek sertçe bir hamur yoğuruldu. Bu sert hamur eller sık sık  ıslatılarak hamurun ele yapışmasına izin vermeden dıştan içe doğru katlayarak  20 dakika yoğuruldu. Çok sert veya çıvık olmayan ama kıvamlı, özlü bir hamur haline geldi. Hamurun yoğurulduğu kabın ağzı streç filmle güzelce kapatıldı. Kap sofra bezi ve  battaniye  ile bohçalandı ve 5 saat kadar hamurun mayalanması için beklendi. (Bu süre ortam sıcaklığına bağlı olarak artabilir) Mayalanma süresi sonunda hamur iki katına kadar kabarmış olmalı ki bizde durum böyle oldu:20200329_175942Kabaran hamurun havası tekrar dıştan içe doğru katlanarak-yoğurularak aldırıldı.

Biz pişirme için fırına girecek boyutta eski bir emaye tencere kullanıyoruz. Tabanına yağlı kağıt seriliyor ve kağıdın  üstüne de un serpiliyor. Pişirme  kabının içine hamur aktarıldı. Pişirme kabının ağzı streçlendi, kap yine bohçalandı ve 2 saat daha beklendi ki hamurun tepsi mayası bi zahmet  gelsin de hamur pişmeye hazır duruma gelsin. 2 saat sonra fırın alt üst çalışır durumda en yüksek dereceye kadar ısıtıldıktan sonra tencere kapağı kapalı olarak  fırına verildi sıcaklık 220 dereceye düşürüldü.  Ekmek hamuru 20 dakika 220 derecede tencere kapağı  kapalı olarak pişirildikten sonra kapak açıldı ve 30 dakika daha 210 derecede pişirildi. Ekmeğin üstü güzelce kızarınca fırından çıkardık (Bu sürelerin fırına göre farklılık göstereceğini hanımlar bilirler elbette)

Ekmeği fırından çıkarında doğruca sofra bezinin üstüne koyun ve biraz bekleyin havalanması için, hemen kesmeyin.

ÖNEMLİ NOT: Fırına vermeden önce hamurun üstüne keskin bir bıçakla artı işareti yapmayı unutmayınız.

20200329_214159

Yemek içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Corona günlerinde halk

11 Mart gecesi çok rahatsızlandım ve takibeden 2-3 gün hiç kıpırdayamadım. Sonra 3 gün daha yatmakla ve tedavi ile geçti. Bu arada Corona olayı almış başını gitmiş, ben durumun farkında değilim. ABD, Ingiltere’den fotolar görüyorum sosyal medyada millet market raflarını boşaltmış! Sonra duydum ki bizde benzer bir durum oluşmuş!

Eh,  artık iyi olduğuma göre yarın alışverişe çıkacağım. Bizim buralarda besicilik yaygın 6 tane kasap var İzmir’e bile et veren. Önce onları bir talan edeyim diyorum. Gerçi kasaplar şaşkın vaziyette: “Ne böyle abi 5 er 10 ar kilo et alıyorlar?” dedi bir kasap. Ben de alayım. Köy meydanındaki kasaplarda kuyruk var! Bi hatun kişi 1 kg ciğer ve  2 kg kıyması hazırlanırken dayanamadı ay şu pirzolaları da alayım dedi. Sıradakiler homur homur…öbür kasap Karşıyaka’ya hazır köfte hamuru verir her gün 20 – 30 kilo; dün doktor kontrolundan dönerken bir kilo alalım dedik protein olsun bana. Kasap “Yok abi, millet 5 kg 5 kg alıyor, yenisini hazırlamaya vakit bulamıyoruz iki kişi sürekli et doğramaktan” dedi. “Ne güzel işte para kazanıyorsun” deyince “Abi batsın parası böyle şey mi olur? Kafayı yediler sanki” dedi.  Sonra bir iki markete girip unlar makarnalar pirinçler sabunlar tuvalet kağıtları ciklet, çikolata sakız diş macunu ayakkabı tarak deodoran vs dolduracağım bagaja. Sonra Foça balık haline gidip 10 kilo da balık alırım. Çamaşır ve  çorap da alsam mı acaba onu bilemedim ama şeker kesin alırım, 10 kg kadar. Deterjan da unutmamalıyım herkes panik de vardır bir bildikleri ben hastayken neler oldu kim bilir? Topluma uymak lazım, delirmek lazım, bokunu çıkarmak lazım. Kolonya da alayım, kokuyu bastırır ama köy eczanesini bile talan etmişler kolonya kalmamış 2 güne kadar gelecekmiş. 1 koli ayırttım. Bu kadar temiz idiniz de izban neden leş gibi kokuyor? Haa, eldiven eldiveeen! Bak  o önemli, maske de önemli.diş macununu boş ver eczacıda dolu var ondan. Maske ve eldiven yağmalanmış köy eczanesinde, kalmamış hiç ama gelecekmiş. Dökümhanede, inşaatta çalışan adama “Oğlum maskesiz çalışmayın ciğerleriniz mahvolur, zehir soluyorsunuz” dediğinde “Abi zor oluyor onunla çalışmak bir şey olmaz”  yanıtını alırsın. Aynı adam  şimdi köy meydanında yüzünde maske ile tesbih çekiyor.  Enjektör çakmak gazı kibrit de önemli. Dezenfektan da alayım. Ama kasaptaki pirzolaları paketleten hanım dezenfektanların kanser yaptığını söylüyordu. Bir litre suya 2 çorba kaşığı tuzu karıştırıp ellerini sık sık ona batırmak daha etkili imiş. Ben 4  kaşık koyarım tuzu çok alayım malum hastalıktan kalktık.  Hanım sebze de ister ne bulursan doldur bagaja korkma dedi, artarsa tavuklara verirmiş. “Senin paran çok galiba” dedim. “Olsun, sağlık önemli herkes alıyor market rafları boşalmış senin yüzünden biz alamadık milletten geri mi kalalım?” dedi. Kalamayız tabi, topluma uymak lazım toplum bilir ne dese doğrudur hem belki bi de ev alırım %10′ a düştü bişey Coronaya karşı önlem olur diyorlar. Belki bir market, bir eczane alsam daha mı iyi acaba? Faizler de düştü, sgk ödemeleri ertelendi nasıl olsa. Yarın alış verişten dönerken atm makinalarını da dolaşacağım hepsi arttırmış nakit çekme limitini 5000 TL yapmışlar ben hasta yatarken. Beşer beşer para çekeceğim.  Sürekli sosyal medyadaki “uzman”ları izliyorum. İyi ki varlar da kendimi güncelledim. Bi telefon daha alsam yararlı olur mu diye sordum az önce bir uzmana, belki arabaya da 4 lastik daha almalıyım.

Sağlık, Yaşam içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Photographer Mark Olich                               Фотограф Марк Олич

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

San Sebastian peynirli kek

 2019 yılının son gününde eşimin San Sebastian cheesecake yapacağı tuttu. 

Adı üstünde peynirli kek bu ve de yumurtalı. Bizim yumurtalar doğrudan bizim kümesten geliyor. Demem o ki cCheesecake yaparken yumurtanın tazeliğinden emin olmakta yarar var.

San Sebastian yapımında kullanılan peynir labne değil, şöyle olmalı:mis.JPG

Bizim kekin içindekiler aşağıdaki gibi:

  • 4 paket Mis beyaz peynir 200 gramlık
  • 1 bardak toz şeker
  • 2 paket 200 militrelik krema
  • 5 organik yumurta
  • 2 paket vanilya
  • 2 çorba kaşığı mısır nişastası -çok doldurmadan-
  • 2 çorba kaşığı Ova un -çok doldurmadan-.

Önce şekerle peyniri şeker erimeye başlayıncaya kadar çırpın.  Bu karışımın üstüne 2 paket krema ilave ederek krema kabarmaya başlayıncaya kadar çırpmaya devam edin. Krema kabarınca karışıma vanilya, un, ve nişastayı ekleyerek çırpmaya biraz daha devam edin. Kabaran krema sönmemeli. Sonra bu karışıma her bir yumurtayı karışıma yedirerek 5 yumurta ekleyin. 

Elde ettiğiniz bu karışım yağlı kağıt döşenmiş (tabanı ve kenarlarına) kek kalıbına dökülecek. Yağlı kağıdı avucunuzda buruşturduktan sonra açarak kalıba döşerseniz  daha iyi. Biz normal kek kalıbı kullanıyoruz.

Fırını önceden 240 dereceye ısıtın. Keki fırına koyun.  10-15 dakika kadar üzeri renk alıncaya (pembeleşinceye)  kadar pişsin. Sonra sıcaklığı 200 dereceye düşürün ve 20 dakika daha pişirin. Pişirmede fırına göre davranmak çok yararlı olur.  Sonunda kekin üstü fotoğraftaki gibi renk almış olmalı. Kekin göbeği puding gibi sallanırken pişirmeyi durdurun ve  5 dakika  fırının sıcağında, 10-15 dakika kadar da fırının kapağı açık olarak bekletin.  Sonra çıkarıp oda sıcaklığına gelinceye kadar bekletin. Kek oda sıcaklığına gelince doğruca buzdolabına kaldırın. Bu arada sakın kesip de bir dilim almaya falan kalkmayın! 

Bu güzelim peynirli kekin üzerine sos falan koymadık biz. Siz de koymayabilirsiniz ve kekin kendi nefis tadına daha iyi varabilirsiniz. 

Keki buzdolabında en az 6 saat kadar bekletmenizde yarar var.

Kek fırından çıkarılarak kenarlarının açıldığı an: IMG-20191231-WA0017

 

 

 

20191231_185706

6 saat sonra buzdolabından çıkarılan çıkarıp bir dilim yiyin, afiyet olsun. Kendimiz yaptık diye demiyorum ama çok nefis oldu bu. 20200101_125059

Yemek içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Siyez buğdayı ekmeği

Dün öğleden sonra Siyez buğday unundan ekmek yapıldı evde. Yapım şekli Karakılçık buğday ekmeği ile aynı.

Karışım reçetesi aşağıda:

  • 5 bardak Siyez unu
  • 3 bardak normal un (Ova)
  • 2.5 bardak su
  • 1 çorba kaşığı kuru maya
  • 2 tatlı kaşığı toz şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 2 çorba kaşığı keten tohumu
  • 2 çorba kaşığı ayçiçeği çekirdeği

Keten tohumu, ayçiçeği çekirdeği, ceviz vb iki kaşıktan fazla da konabilir isteğe göre.

Karışım, hamurun ele ve tasa yapışması kesilinceye kadar yoğuruldu. Sonra kabın üzeri streç filmle kapatılıp yarım saat mayalanma için beklendi. Sonra tekrar bir müddet yoğuruldu (kabaran hamurun havasını alacak kadar) ve bu hamur pişirme kabına aktarıldıktan sonra 30 dk – 45 dk kadar tepsi mayası için beklendi (bu süre ortam sıcaklığına göre değişebilir; önemli olan hamurun iki katına kadar kabarması)  Bu sürenin sonunda hamur  pişirme kabı içinde 225 derecede ısıtılmış sıcak fırına kondu.  Fırının bir köşesine bir tas içinde su kondu ki buhar yapsın.

Pişirme süresi 45 dakika. Ancak bu sürenin fırına göre değişebileceğine dikkat etmek gerek. Pişirme fanlı ayarda yapıldı. Pişme tamamlandıktan sonra 15 dakika fırın kapağı kapalı olarak ekmek fırında dinlendirildi.

Bu ekmeğimiz Karakılçık ekmeğinden daha güzel kabardı pişerken. Hamurun mayalanma-kabarma süresine dikkat etmek gerekiyor.

Bir sonraki ekmeğimiz Greçka-Çavdar unu karışımından olacak.

İşte Siyez unu ekmeği:

IMG-20191226-WA0010

IMG-20191226-WA0009

İşte Siyez unu ve Zerdeçallı Karakılçık ekmekler:20191227_094407

 

Yemek içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Karakılçık

Tavuklarımıza düzenli buğday veriyoruz ve buğdayı da 25 kiloluk çuvallarda Karşıyaka’da bir yerden alıyoruz yıllardır. Buğday çuvallarının üzerindeki “İnovital 502” yazısını eşim nette araştırınca satış merkezinin Menemen’de olduğunu öğrenmiş. Bize daha yakın olduğundan gittik satış mağazasına. Bu arada İnovital’in yine Menemen’de un değirmeni olduğunu da öğrendik. Satış mağazasında sadece buğday değil çeşitli başka yemlerin yanı sıra değirmende üretilen unlar da mevcut. Mesela  Kavılca buğdayı unu, Karakılçık buğday unu,  greçka unu, mısır unu, çavdar unu, tam buğday unu, ruşeym…Kavılca buğdayı ve Karakılçık buğdayı önemli buğdaylar olup bilmiyorsanız Google amcaya sormanızı öneririm.

Biz evde daha önceleri başka unlardan (beyaz undan değil) kendi ekmeğimizi yapmaya alışkınız. Ancak, yaşadığımız yerde bulunan Kaklıç ekmeği de güzel olduğundan bir süredir evde ekmek yapmaz olmuştuk. Bizim evde beyaz undan ekmek asla bulunmaz. Şimdi bu unları da alınca önce Kavılca unundan ekmek yaptık denemelik. Bu gün ise Karakılçık unundan ekmek pişirildi ki nefis oldu o da.

Bu unlardan ekmek yaparken kabarabilmesi ve iyi pişebilmesi için beyaz un karıştırmak gerekiyor. Beyaz un karıştırmadan da olur elbette ama kabarmasını beklemeyin ve pişirmekte zorluk çekilebilir.

Karışım reçetesi aşağıda:

  • 4.5 bardak Karakılçık unu
  • 3 bardak normal un
  • 2 veya 2.5 bardak su
  • 1 paket instant maya
  • 2 tatlı kaşığı toz şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 çorba kaşığı zerdeçal
  • 2 çorba kaşığı keten tohumu

Karışım hamurun ele, tasa yapışması kesilinceye kadar yoğuruldu. Sonra kabın üzeri streç filmle kapatılıp yarım saat mayalanma için beklendi ve sonra tekrar bir müddet yoğuruldu (kabaran hamurun havasını alacak kadar).  Bu hamur pişirme kabına aktarıldıktan sonra 30 dk – 45 dk kadar tepsi mayası için beklendi.  Bu sürenin sonunda hamur  pişirme kabı içinde 225 derecede ısıtılmış sıcak fırına kondu.  Fırının bir köşesine bir tas içinde su kondu ki buhar yapsın.

Pişirme süresi 45 dakika. Ancak bu sürenin fırına göre değişebileceğine dikkat etmek gerek. Pişirme fanlı ayarda yapıldı. Pişme tamamlandıktan sonra 15 dakika fırın kapağı kapalı olarak ekmek fırında dinlendirildi.

Sonrası da aşağıda:

20191224_182209

20191224_182335

Bonus bilgi: evinizde tuzsuz şekersiz fıstık ezmesi ve güzel bal varsa bir dilimin üzerine sürerek denemenizi öneririm 🙂

Bu yazı sanırım 2019 un son yazısı olur. 2020 yılının bereketi üzerinize olsun :-).

Yemek içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Liderlik üzerine…

Yönetmekten bahsedince önce bir sistemin var olması gerekir. Sistemin ise  bir amaç doğrultusunda hareket ediyor olması gereklidir, falan filan.  Lider ve liderlikten bahsedilebilmesi için yönlendirilebilecek bir sistemin var olması gerekir. Sistem konusuna daha önceki yazılarımda değinmiştim.

Lider nedir, yönetici nedir, ikisi arasındaki farklar üzerine yıllardır yazılır. Liderlik üzerine ve yöneticilik üzerine bilimsel literatür de mevcut. Bu yazıda bunları  tekrarlamak gibi bir niyetim yok. Bilimsel literatürü merak edenlerin arayıp bularak bu konuda yazılmış kitapları okumalarını öneriyorum, her zamanki gibi. Bu yazıda iş yaşamımda / pratikte gözlediğim olmazsa olmazlar ve veya hatalı yaklaşımlardan süzülenler var. Lider şöyledir, yönetici de böyledir gibi ayrımlarda bulunmayı  da düşünmüyorum zira bu ayrımın yapay olduğunu düşünüyorum.

Sistem alt sistemlerden oluşur ve alt sistemler de  kendilerine biçilen amaç(lar) doğrultusunda hareket etmek durumundadırlar. Liderliğin en önemli özelliklerinden olan rol model olmak gerekliliği bir alt sistemin başında bulunan yöneticinin de görevidir sistemin başında bulunan kişinin olduğu kadar. Bu kişilere ister genel müdür densin, ister birim şefi, müdür…

Yönetici olmanın en temel gereklerinden birisi yapılacak bir faaliyeti planlamak, uygulamak ve veya uygulanmasını sağlamak, izlemek, kontrol etmek ve gerektiğinde ince/kalın ayarlar  yaparak faaliyetin plana uygun gerçekleştirilmesini sağlamaktır ki amaca ulaşılsın. Bu cümlenin özü ünlü PUKÖ çevrimi. Nereden geldik şimdi birden Deming’in PUKÖ’ (PDCA) sü ve toplam kalite yönetimine! Ama böyle işte! Bir faaliyeti planlamayı, uygulatmayı, izlemeyi, kontrol edip önlem almayı beceremeyen birine “yönetici” diyemiyoruz. Peki ama bu aynı zamanda “Lider” için de gerekli değil mi?

Liderlik ve lider konusunda pek meşhur bir tartışma konusu şudur: “Liderlik doğuştan mı gelir, öğrenilir mi?”  Efendim, “Yöneticilik doğuştan gelen bir özellik midir?” diye de sorulabilir. Her iki sorunun da yanıtı kişisel özelliklerin önemli olduğu ama öğrenmenin  ve şartların da etkili olduğu yönünde. Bazı kişisel özellikler yeterli değilse  çok iyi tasarım mühendisi olunabiliyor da bir tasarım ekibi yönetmek mümkün olmuyor bir türlü. Bazı olayların zaman içinde bir araya gelmesi sonucunda bir sistemin tepesinde olunabiliyor ama, bazı kişisel özellikler yetmediğinden lider/genel müdür/müdür olmak mümkün olmayabiliyor alınan bir sürü eğitime rağmen, o koltuk işgal edilse bile. Zor bir durum ve zor konular…

Liderlik, yöneticilik sopa sallamaktan ibaret değildir, orkestra şefliğinin olmadığı gibi…

Diyelim sizde lider/yönetici özellikleri var doğuştan; ancak şartlar elvermezse elden bir şey gelmeyebilir. İş dünyasında  mevcut olumsuz bazı şartlar bunlarla kısıtlı olmaksızın aşağıdakiler olabilir örneğin:

  • Eğitim, öğrenime sözde açık bir organizasyon
  • Çalışanların tarafsız ve somut kanıtlarla izlenmemesi
  • Bir üst pozisyonda iyi yetişmiş bir yöneticinin var olmaması
  • Sağlam yetki ve sorumluluk dağıtımının olmaması
  • Dedikodu çekiştirme, taraf tutma, ayrımcılık vb
  • Ekip ruhunun olmaması
  • Astın yaptıklarını kendileştirme
  • Üstlerin astlarının kendilerinden daha becerikli, akıllı olmasından korkmaları
  • Koltuk kaybetme korkusu
  • Pozisyonun gerektirdiği niteliklere sahip olmayan ancak o pozisyonu işgal eden personel
  • Statükocuların varlığı
  • Astını kendi üstüne şikayet etme
  • Her şeyi bilen, açık fikirli olmayan üstler
  • İyileşmeye kapalı ortam

Ne kötü şeyler değil mi?

Liderin nasıl birisi olduğu, nasıl davranacağına dair düşünenler için şunu söyleyebilirim: Liderliğin olduğu bir ortamda yukarıdakiler olmaz, veya etkileri en aza indirgenmiş olur.

Cemil Can Aytimur’un tetiklemesiyle haftalar önce bu yazıya başladığımda aslında niyetim liderlik üzerine daha değişik bir şey yazmaktı. Genç Aytimur’a teşekkür ediyorum. Ancak yazı kendine kendine yürüdü gitti ve bu gün burada bitti.

Yönetim içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın